Sendikada Kadın Olmak: Hülya Akpınar ile Söyleşi

Ayşen Yılmaz

Damla Özakay

Neoliberalizm çalışmamız kapsamında Eğitim-Sen’den Hülya Akpınar’la sendikada kadın olmak ve bunun getirdiği zorluklarla ilgili bir söyleşi yaptık. Sendikalı bir kadın olarak deneyimleri ve ekonomik krizin çalışan bir kadın olarak onun hayatına etkileri üzerine konuştuk. 12 yıldır öğretmenlik yapan Hülya Akpınar şu anda İstanbul’da bir ticaret lisesinde çalışıyor. 12 yıldır Eğitim-Sen’li ve şu anda Eğitim-Sen Kadın Komisyonu’nda sendikalı kadınlarla ve öğrencileriyle çalışmalar yürütüyor.

sendikada_kadin_olmak

BÜKAK: İş ortamında sadece kadın olduğunuz için yaşadığınızı düşündüğünüz sorun, ayrımcılık var mı?

Hülya Akpınar: Tabii ki var. Öğretmenlerin içinde kadınlar çoğunlukta olduğundan idarecilerimiz işsizliğin bizden kaynaklandığını bile düşünebiliyor. Kadınlar çalışmasa işsizlik yarı yarıya azalacakmış gibi bir algı olabiliyor. Aslında kadın olduğunuz için tacize varan şeyler bile yaşayabiliyorsunuz çok yoğun bir şekilde.

Eğitim-Sen’e girmenizin sebepleri nelerdi? Ne gibi beklentileriniz vardı üye olurken?

Eğitim-Sen benim öğrenciliğimden beri sevdiğim bir örgüttü, hep içinde olmak istiyordum. Göreve başlar başlamaz da gidip hemen bağlantı kurdum. Tabii o dönemler Eğitim-Sen’in yeni kurulduğu ve o heyecanla eylemlerinin olduğu dönemlerdi, ben de o heyecanı yaşamak istedim. Aradığımı buldum mu? Kısmen…

Eğitim-Sen’e üye olduktan sonra beklentileriniz karşılandı mı ya da sizin gördüğünüz eksikler neler ve o eksiklerin nedenlerinin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Eğitim-Sen’i önemli bir örgüt olarak görüyorum aslında ama son döneminde özellikle gerilediğini düşünüyorum. Siyasal yapıların sendikal amaçların önüne geçiyor olması; kişilerin değerlendirilirken bu yapılardan bağımsız, yaptıkları çalışmalarla değerlendirilmemeleri önemli bir sorun. Kadınlar açısından ise, her ne kadar Kadın Sekreterliği olsa da, yönetimde en azından bir kadının temsiliyeti gerekiyor; o bile yapılmıyor. Yani bizim Kadın Sekreterliği görevini yürüten erkek yönetici arkadaşlarımız var, çok üzücü. Onun dışında, kadın sekreterliği kadın bakış açısını taşıyabilen bir yapı olmayabiliyor. Ben Kadın Sekreterliğinin ilk uygulamaya geçirildiği dönemde daha önce, Kilis’te çalışırken, yöneticiydim, birdenbire Kadın Sekreterliği diye bir şey getirdiler. Bunun ne olduğunu tam olarak bilmiyorduk. Bizi, feminizmle, kadın çalışmalarıyla tanıştırdığı için kötü görmüyorum ama işlerlik açısından problemli yerler var diye düşünüyorum. Sürekli mücadele etmek zorundasınız; kafalardaki feminist imgesinden dolayı… Yani, temel haklarınızla ilgili bile insanlarla tartışmak zorunda kalıyorsunuz, kadınlarla bile.

Eğitim-Sen’de sendika toplantılarına katılıyor musunuz?

Elimden geldiği kadar katılıyorum ama iki sene önce bebeğim doğduğundan bu yana az şey takip edebiliyorum. Şu sıralar yeniden kadın çalışmalarını takip etmeye başladım. İşyerimde de sendika temsilcisiyim, temsilcilerle ilgili toplantılara katılıyorum.

Bu toplantılarda kadın olmanızdan kaynaklandığını düşündüğünüz zorluklarla karşılaşıyor musunuz?

Siz de bilirsiniz, buralar eril ortamlardır. Ben kendimi orada kadınlarla çalışma yaparken hissettiğim gibi rahat hissetmiyorum. Daha sert bir dil kullanılıyor. Kadın Komisyonu’nun çalışmalarını aktarırken bile sendikalı erkekler tarafından “sendikanın rengi” gibi algılandığınızı hissediyorsunuz. Bunları henüz dönüştürmüş değiliz, çok uzağız dönüştürmekten.

Hem sendikada hem de işyerinde sendikalı bir kadın olmanın getirdiği zorluklar neler?

İşyerinde tuhaf bakılıyor, beklenen kadınlık rollerini yerine getirmediğiniz için. Kadınların sendikada aktif olarak çalışmasına alışık değiller, bu onları şaşırtıyor. Ama ben zorlansam da kendimi iyi hissediyorum. Çocuk olmadan önce bu kadar sıkıntı yaşamıyordum, çocuklu olmanızla ilgili bir anlayışsızlığı çok şiddetli bir şekilde yaşıyorsunuz. Örneğin makyaj yapmayan, erkek gibi davranan devrimci kadın imgesine uymadığımız için giyimimiz kuşamımız bile sorun olabiliyor. Hatta biz geçen senelerde arkadaşlarla “eylem içinde eylem örgütleyelim, bir eyleme kot pantolon giymeden takıp takıştırıp elbiselerimizle gidelim” diye de konuştuk. Makyaj yaptığımız için daha kırılgan, narin olduğumuz ve onlarla eşit olamayacakmışız gibi bir algı var. Birçok kadın arkadaş bunu yaşıyor, ben de bir dönemimde yaşadım, erkeklerle eşit olmak için erkek gibi davranıyorsunuz.

Eğitim-Sen’in cinsiyet eşitliğine dair ne gibi politikaları var?

Kadın kurultayları yapan bir örgüt. Kötü niyetli çalışmalar değil, ama iyi niyet de yetmiyor. Kurultaylarda kadınların daha aktif olmalarını destekleyen kararlar alınabiliyor ama ben çocuğumu bırakabileceğim emin bir yer bulamadığım sürece aktif olamayacağım. Devletten talep ettiğimiz şeyi biz sendikamızdan talep edemiyoruz. Yönetim bunu bizim gördüğümüz kadar acil bir şey olarak görmüyor. Bu sorun çözülmediği sürece, kadınlar sendikaya gelemeyecekler. Halbuki kadınların üye sayısına bakarsak Eğitim-Sen’de kadın üyeler erkekler kadar var, daha fazla da olabilir.

Sendikalı kadınların sorunları ve koşullarının iyileştirilmesi anlamında neler yapılıyor?

Burada bir çocuk odası yapmayı planladık mesela. Sendikada çocuk odası fikrini hayata geçirebilmek bile sadece kadınların sorunuymuş gibi görünüyor; çünkü “çocuklar kadınlarındır” algısı var. Tacizle ilgili de –öğrencilerimiz ensestle karşılaşabiliyorlar- çalışmalarımız var. Geçtiğimiz yıl kız öğrencilerle şiddetle ilgili toplantılar yapmıştık. Ocak ayının sonunda “kriz kadınları nasıl etkiliyor?” çerçevesinde bir çalışma yapılacak.

Eğitim-Sen’in genel başkanının bir kadın olması Eğitim-Sen’in kadın politikalarını etkiledi mi?

Kadın bakış açısı taşımadığınız sürece yönetim kurulunun hepsi de kadın olsa bir şey değişmiyor aslında. Feminizm denilince tüyleri diken diken olan kadınlar var ve onlarla çalışma yapmak zorunda kalıyorsunuz. Ama şunu da görüyorum ki bu kadınlarla şu an ortak çalışmalar yapabilecek duruma da geldik. Zor olsa da uğraşırsak yapabiliriz. Henüz yeni seçilen yönetimle ilgili çok geri dönüş alamadık. Genel merkezden gelen metinler ve öneriler, şubeler ve temsilciliklerde sindirilmediği, tartışılmadığı için tepeden gelen bu önerilerin hayata geçmesi de pek mümkün olmuyor. Ya da yalnızca söylem olarak kalıyor. Örneğin eşine şiddet uygulayan birinin hiçbir kurulda hiçbir görevde yer almaması ya da herhangi bir taciz olayına karışan birinin üyelikten çıkarılması gibi kararlar alıyoruz ama pratikte böyle olaylar yaşandığı zaman insanlara kabul ettiremiyoruz. Bu tür olaylar geçiştiriliyor, hiçbir cezai işlem yapılmıyor. O adam bir dahaki dönem yeniden yönetime aday olup seçilebiliyor.

Kadınların talepleri sendika yönetimince duyuluyor mu sizce? Taleplerin dinlenip değerlendirildiği demokratik bir sürecin işlediğini düşünüyor musunuz?

Çok duyarsız değiller ancak problem var. Şöyle açıklayayım durumu; 1 Mayıs’ı herkesin kabul edebileceği şekilde ifade edebilirken 8 Mart’ı aynı şekilde ifade edemiyorsunuz.

Kadın Komisyonu nedir ve neler yapmaktadır?

Kurulması için altı yıl boyunca uğraştığımız Kadın Komisyonu, Kadın Sekreterliği altında çalışıyor. Sendikada yönetimimiz yedi kişiden oluşur. Bir tanesi Kadın Sekreteri’dir. Kadın Komisyonu’nu bu sekreterlikte çalışmak isteyen, asgari kadın duyarlılığına sahip kişiler oluşturur. Bu komisyonda sorunlarımızı konuşup taleplerimizi belirliyoruz. Mesela geçen ay şiddet ve ensestle ilgili iki broşür hazırladık. Kreş talebi tartışıldı. Ama aktarılan bir gelenek yok; sistem, sekreter seçilen kişinin arkadaşlarının gelip destek olması şeklinde işliyor. Yarın başka biri seçilse bu sefer onun arkadaşları başka bir politikayla geliyor. Yine de komisyonun bir gelenek oluşturma derdinin olması umut verici. Bizden sonra gelenlerin baştan başlamamalarını, birikimi kullanmalarını çok önemli buluyorum.

Ekonomik kriz iş yaşamınızı nasıl etkiledi?

Devlet güvencemiz olduğu için işten atılma korkusu yaşamadık. Ancak yeni personel politikasına göre ücretimiz performansımıza göre verilecek ve performans ölçümünde dersimizi nasıl anlattığımızın yanında katıldığımız seminerler, konserler gibi okulu öne çıkartan etkinlikler de göz önüne alınacak. Bu durumda hem ev, çocuk, yaşlı bakımıyla, hamilelikle hem de işiyle, okuluyla baş etmek zorunda kalan kadınların performansları düşük görünecek. Haliyle kadınların ücret olarak büyük kayıpları olacak. Eğitim-Sen’in bu politikaya karşı bir duruşu var ama böyle canımızı yakabilecek bir konunun genel merkezde yeteri kadar tartışıldığını düşünmüyorum.

Krizin çalışan bir kadın olarak sizin hayatınıza etkileri ne oldu?

Artık eskiden olduğu gibi rahat rahat kitap, CD hatta gazete alış verişi yapamıyorum. Bizi biz yapan şeyler aslında bunlar; diğer türlü çalışan, uyuyan köleleriz sadece. Maaşımızın yarıdan fazlası ev kirasına gidiyor. Ev alma hayalimiz artık hiç yok. Bireysel harcama yaparken çocuğumu düşünüp suçluluk duymaya başladım. Gerçekten daha fazla çalışıp daha az kazanıyoruz artık. Sekiz saatlik mesai aslında yalan. Okullarda hafta sonu dersleri var. Dershanelerde çalışan öğretmenler de var. Sürekli çalışmamıza rağmen yoksulluk sınırının altında ücretlerimiz. En azından yoksul olmak istiyoruz.

Okullarda cinsel tacizle ilgili çalışmalarınızda nasıl geri dönüşler alıyorsunuz? Bir fark yaratıyor mu?

Tabii ki de yaratıyor. Kızların bunu yaşayanın sadece kendileri olmadığını, suçlu hissetmeleri için herhangi bir neden olmadığını bilmeleri bile çok önemli. Acil yardım hatlarının ve kadın örgütlerinin telefonlarını da veriyoruz. Kızlar kimseye anlatmasalar bile bize anlatıyorlar artık. Çünkü sınıflarda da taciz olayları yaşanıyor. Ama insanlar ‘’neden ötekine değil de sana?’’ gibi tepkiler vermeye yatkınlar. Bu anlayışı kırmak çok zor. Ben yine de bu çalışmanın öğrenciler açısından faydasına inanıyorum. Gidecek bir yerleri olduğunu biliyorlar, telefon numaralarını alıyorlar. En azından yaşadıkları tacizlerle, ensest olaylarıyla ilgili kendilerini suçlamayacaklar. Öyle umuyorum. Keşke bu çalışmalar sistemleşse ve her okulda yapılabilse.

Eğitim-Sen’e üye kadınlarla sendikalı olmayan kadınların bu tür olaylara bakış açılarında bir farklılık var mı?

Bunu etkileyen sendikalı olmak değil, feminist olmak aslında. Sendikalı pek çok kadın da bunun farkında değil. Yine de bence yapılan hiçbir şey boşa gitmiyor. İnsanların bu konulara ilgisini çekip, bir bakış açısı kazandırmak çok önemli. Elimize de pek çok mağduriyet öyküsü geliyor ama aile içine girmek de bir yere kadar mümkün oluyor. Bu nedenle taciz yaşayan bir çocuğun öğretmenleri tarafından cinsiyet ayrımcılığı ile ilgili olarak bilinçlendirilmesi gerekiyor.