Sevgili Arsız Ölüm’de Toplumsal Cinsiyet[1]


Ronay Bakan

Bu yazının amacı Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm adlı romanını toplumsal cinsiyet perspektifinden incelemektir.

Latife Tekin 1953’te Kayseri’de doğmuştur. 1983’te ilk romanı olan Sevgili Arsız Ölüm’ü yazmıştır. Daha sonra ise Gece Dersleri, Aşk İşaretleri, Ormanda Ölüm Yokmuş gibi birçok yapıta imza atmıştır. Romanlarında, Gabriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık adlı eseriyle en büyük temsilcisi olduğu büyülü gerçekçilik akımının etkisi hissedilir:

Büyülü gerçekçilik akımının en önemli özellikleri, fantastik ya da tuhaf unsurlarla, gerçekçi unsurların karıştırılması ya da yan yana kullanılması, kıvrımlı hatta labirentimsi anlatım tekniklerine ve temalara, ustalıklı zaman değişimlerine, rüyalara, yerel mitlere, cinlerle, perilerle dolu masalımsı hikâyelemeye yer verilmesi, dışavurumcu ve gerçeküstücü tanımlamaların ve esrarengiz bir bilgelikle korkunç, izah edilemez, şaşırtıcı ve hatta ani şok yaratacak unsurların kullanımıdır.[2]

Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm adlı eserinde de büyülü gerçekçilik akımının etkisi romanın başından itibaren hissedilir.

Roman boyunca, daha sonra adı Akçalı olacak olan, Alacüvek Köyü’nden şehre göç eden Atiye, Huvat ve çocuklarının yaşantılarına tanıklık edilir. Ailenin yaşayışı, inançları, duygu ve düşünceleri bireylerin yaşantıları özelinde anlatılır: “Sevgili Arsız Ölüm’de göç, mekân değiştirmeyle sınırlı değil; ölüm-yaşam zıtlığı, yoksulluk ve farklı bireysel temalara bağlanan içsel yolculuklar üzerinden de açımlanır.”[3] Romanda karşımıza çıkan ilk karakter Alacüvek Köyü’nün Huvat’ıdır. Huvat, şehirde inşaat ve yapı işlerinde çalışarak geçimini sağlar. Köye her gelişindeyse, sobadan otobüse kadar varan, getirdiği türlü türlü aygıtlarla “modern dünya”yı köye taşır. Köylülerin heyecanlanmasını bekler, fakat köylüye göre bunlar gâvur icadından başka bir şey değildir. Köylüler, “modern ve rasyonel” akıl yerine ortak aklı tercih eden, cinlerle, perilerle akıl yürüten bir topluluk olarak sunulur. Atiye, Huvat’ın “modern dünya”dan getirdiği bir başka yeniliktir; şehirli kadındır. Romanda bu allı pullu, kıskanılan şehirli kadının zamanla köye, köyün gerekliliklerine ve köylünün ortak aklına uyumu gözler önüne serilir. Bu öyle bir hâl alır ki Atiye kendi kızı Dirmit’in cinli olduğunu düşünüp ona yaklaşmaktan korkan bir anne olarak karşımıza çıkar. Bu açıdan annenin köydeki toplumsallaşmasına da tanıklık ettiğimizi söyleyebiliriz. Huvat, oğulları Halit ve Seyit’le birlikte şehirde çalışmaya devam ederken köydeki Atiye’yi ve çocukları da yanlarına almaya karar verir. Göç eden ailenin şehirde karşılaştıkları yoksulluk, evin erkeklerinin işsizlik durumları üzerinden okuyucuya aktarılır. Huvat kendini dine vermiştir ve çalışmaz, Halit yaptığı hiçbir işte tutunamaz, Seyit ise yaşadığı sakatlıklar ve hastalıklarla sürekli çalışmaya ara vermek durumunda kalır. Evin geçimini sağlamaya çalışan anne Atiye ise bunun çözümünü Nuğber’i gizlice çalışmaya göndermekte bulur, çünkü evin “erkekleri” bunu asla kabul etmezler. Evin en küçük erkeği Mahmut da küçük yaşta okulu bırakıp çalışmak durumunda kalır. Evde okula devam eden tek kişi evin küçük kızı Dirmit’tir. Dirmit’in romandaki yeri önemlidir. Çünkü Dirmit birçok konuda karşı çıkış noktasıdır. Şiir yazmak isteyendir Dirmit, evden kaçıp sokaklarda dolaşmak isteyen, bekâretini neden koruması gerektiğini bilmek isteyendir. Roman boyunca bütün bunlar yaşanırken ailesini korumak için elinden tespihini düşürmeyen anne olarak karşımıza çıkan Atiye, ölümle defalarca burun buruna gelir ve her defasında Azrail’le pazarlığa oturur. Tamamlayamadığı sorumluluklarından bahseder, bunları tamamlayacak kadar vakit ister. Fakat en sonunda Azrail’le pazarlık sona erer, Atiye Azrail’e teslim olur.

Toplumsal cinsiyet kavramı, biyolojik cinsiyetimizin ötesinde toplumsal olarak inşa edilen cinsiyet edinme sürecine dikkat çeker. Toplumsal olarak kadın olmak veya erkek olmak sahip olduğumuz biyolojik farklılıkların ötesindedir. Kadın olmak; güçsüz olmak, narin olmak, hassas olmak gibi birçok kodlamayı barındırırken erkek olmak; güçlü olmak veya duygularını göstermemek gibi kodlamalara sahiptir, çoğu zaman. Toplumsal cinsiyet rollerimiz doğduğumuz anda edindiğimiz bilgiler değildir. Bu roller, doğduğumuz gün giydiğimiz renklerin farklılaşması ile başlar. Daha sonra ise, süreç içerisinde erkeklerin ev geçindiren baba, kadınların ise evlenip çocuk doğurmakla yükümlü anne olmasıyla ve tüm bunların, gelecek kuşaklara da bu şekilde aktarılmasıyla sürekli öğretilen bir döngü hâlini alır. Toplumsal cinsiyet rolleri, bireyler tarafından sürekli öğrenilip öğretilirken, bunu kırmak bu sürecin farkına varmakla mümkündür. Bu da feminist hareketin ve kadın hakları savunucularının toplumsal cinsiyet rollerine dikkat çekmesi ile başlar.

Latife Tekin de Sevgili Arsız Ölüm adlı romanında cinselliği, kadının toplumdaki yerini, kadın ve erkeğin cinsel ve sosyal kimlik arayışlarını sorgulama biçimleri açısından feminist bir yaklaşım içindedir. Romanda, Dirmit, ağabeyi Mahmut’un yaptıklarını neden kendisinin yapamadığını sorgularken ya da Nuğber genç yaşta evlenemediği için değersizleştirilirken, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerine karşı geliş ve bir sorgulama da söz konusudur. Romanda, kadının veya erkeğin toplumun normlarına veya öğrettiklerine uymadığı zaman nasıl ötekileştirildiğini ve etiketlediğini gözlemleyebiliriz:

Dirmit daha yüzündeki parmak izleri silinmeden iriyarı sarı kızla arkadaş oldu. Çok geçmeden kızın ne kadar huyu varsa kaptı. Ondan kopya çekmeyi, derste çıplak kadın resimleri yapıp oğlanlara göstermeyi, oğlanlarla öpüşmenin ayıp olmadığını öğrendi. Öğrendiklerini gelip bir de evde sayıp döktü. Atiye’nin yüreği ağzına geldi. Sonra sonra sarı iriyarı kızın büyüyünce orospu olacağı içine doğdu.[4]

Burada toplumun kendi kurallarının dışına çıkanlara başka bir şans tanımadığı görülebilir; ya narin, “hanımefendi” bir kadın olacaksın ya da bir orospu.

Bir başka önemli husus da Nuğber’in evdeki durumunu incelediğimizde ortaya çıkar. Kadının toplumda var olabilmesi doğurganlığı ile ölçülür. Kadın, bir bireyden öte yeni nesillerin doğumu için gerekli olan denklemin bir parçasıdır. Dolayısıyla evlenip bir an önce çocuklar doğurması beklenen Nuğber’in, çevresindekilere göre geç evlenmesi büyük bir problemdir:

Tanrı’ya kendisinden önce Huvat’n canını alması, kendisinin arkasına koyup ortalığa düşürmemesi için yalvardı. Kendisi öldükten sonra dağılacağına inandığı bir evden, hiç olmazsa Nuğber’i baş göz etmenin çabasına düştü. Dirmit’i kurtarmaya gücünün, bir de ömrünün yetmeyeceğini düşündüğünden onu Tanrı’ya havale etti.[5]

Burada önemli olan bir diğer nokta ise Nuğber’in tek başına kendine yetemeyeceğinin söylenmesidir. Erkek kardeşleri kendilerine bakabilirler, fakat Nuğber’in kendine bakabilmesi için başka bir erkeğin varlığı ön koşul olarak sunulur. Ataerkil gücün uygulayıcısı anne aradan çıktığında, Nuğber’i tahakküm altında tutma görevini başka bir ataerkil güce devretmeyi amaçlamaktadır.

Tekin, tüm roman boyunca toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretimi, kadınlık, erkeklik durumları ile ilgili toplumun bakış açılarını sunarken Dirmit karakteri ile bir yandan şunları sorgular: “Kendi kızlığından sonra, Mahmut’un erkekliğinin yoklanması Dirmit’in kafasında olmadık düşüncelere yol açtı. Kendisinden iki yaş küçük kardeşinin kadına gitmesini, gitti de az daha ölecekti diye değil de, niye ben de erkeğe gitmiyorum diye kafasına taktı.”[6]

Sevgili Arsız Ölüm, birçok farklı noktadan toplumsal cinsiyet rollerinin hangi bireylerle nasıl ilişkilendirildiğini gözler önüne sermektedir. Latife Tekin’in bu kitabı, bütün bu toplumsal cinsiyet rollerini, kadınlık erkeklik durumlarını romandaki karakterlerin çeşitli karşılaşmalarından yola çıkarak analiz etme ve sorgulama gücüne sahiptir. Tekin’in romanının başarısı ise kahramanların cinsiyet rollerini okuyucunun gözüne sokmadan, daha çok aralarındaki ilişki biçimleri üzerinden anlatmasında yatar. Bu, romanı sıkıcı ve didaktik bir üsluptan kurtarırken okuyucuyu karakterlerin benimsediği ya da reddettiği toplumsal cinsiyet rolleri hakkında düşünmeye ve bunları sorgulamaya sevk eder.

 



[1] Bu ödev, Güz 2012 döneminde Hülya Bulut tarafından açılan TK221 (Turkish For Native Speakers 1) dersi için hazırlanmıştır.

[2] “Büyülü Gerçekçilik: Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm ve Angela Carter’ın Büyülü Oyuncakçı Dükkânı İsimli Eserlerinin Karşılaştırılması”, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (30)

[3]Sevgili Arsız Ölüm‘ün Olağanüstü Gerçek Korkuları”, Millî Folklor (79), 2008.

[4] Latife Tekin, Sevgili Arsız Ölüm, Everest Yayınları, s. 69.

[5] A.g.e., s. 146.

[6] A.g.e., s. 190.