Kadınların Sosyal Hakları:
Azer Kılıç ile Söyleşi

Kübra Öztürk

Öykü Tümer

Azer Kılıç’la neoliberalizm ve ataerki ilişkisinin sosyal politikadaki yansımaları üzerine konuştuk, özellikle geçen sene çokça tartışılan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Kanunu’nda yapılan değişiklikler ile ilgili sorular sorduk.

Azer Kılıç, lisans derecesini 2004’te Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden, yüksek lisans derecesini ise 2006’da Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nden aldı; halen aynı enstitüde doktora öğrencisi. Son iki senedir Sosyal Politika Forumu bünyesinde yer alıyor. Türkiye’de toplumsal cinsiyet ve sosyal politika üzerine çalışmalar yürütüyor.

BÜKAK: Ekonomik kriz bir süredir Türkiye’nin gündeminde. Tartışmalar finans ve ekonomi alanlarında alınması gereken önlemler üzerinden yürüyor. Biz de BÜKAK’ta ekonomik krizin farklı sektörlerde çalışan kadınları nasıl etkileyeceği üzerinden bir tartışma yürüttük. Ancak son dönemdeki krizi konuşabilmek için Türkiye’deki mevcut sistemi anlamak, bunun için de neoliberal sistemi ve kadınların hayatlarını nasıl etkilediğini anlamamız ve tartışmamız gerekti. Sizinle de bu konunun sosyal haklar ayağını konuşmak istiyoruz. Özellikle de 2008 Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) tasarısı üzerine çeşitli kadın örgütleri eylemler düzenlediler. SSGSS’ye neden bu kadar çok tepki gösterildi?

Azer Kılıç: Sendikalar ve meslek kuruluşlarının SSGSS’ye yönelik itirazları esas olarak formel sektörde çalışanların sosyal haklarının budanması etrafında şekillendi. Kadın örgütlerinin eleştirileri ise, özellikle Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi’nin (KEİG) tasarı üzerine hazırladığı raporu, tasarının başta kadınlar olmak üzere toplumun önemli bir kesimini sistemin nasıl dışına ittiğini, sistemin içine girebilenlerin büyük bölümünün ise dayatılan şartları yerine getiremeyeceklerinden ötürü birçok haktan mahrum kalacaklarına işaret ediyordu. Kadınların toplumsal cinsiyet açısından getirdiği temel eleştiriyse, tasarının genelinde kadınlar ile erkekler arasındaki mevcut eşitsizlikleri derinleştirecek nitelikte olması.

SSGSS yasasının kadınlar için olumlu yanları da var. Örneğin kadınların sosyal hakları eşit vatandaşlık üzerinden tanımlanmaya başlanıyor. Öncesinde kadınların sosyal hakları nasıl tanımlanıyordu? Bu yasa ile ne gibi değişiklikler olacak?

Toplumsal cinsiyet perspektifinden bakınca SSGSS de dahil olmak üzere sosyal politika alanında görülen son on yıllık reform sürecinin gerçekten bazı olumlu yanları var; ancak kadınlar açısından sosyal hakların eşit vatandaşlık üzerinden tanımlandığını söylemek maalesef şu an için pek mümkün görünmüyor. Öte yandan, eski uygulamaların aksine kadınlarla erkeklere farklı değil de aynı, formel olarak eşit muamele etme yönünde bir eğilim olduğu da doğru. Sosyal sigorta ve sağlık alanında bu zamana kadarki düzenlemeler erkeğin evi geçindirmekle, kadının ise ev işleri ve bakımla sorumlu olduğu geleneksel aile modeline yaslanmaktaydı. Bu doğrultuda kadınlar genellikle aile içindeki konumları nedeniyle, çokça babaları-kocaları-oğullarının bakmakla yükümlü olduğu kişiler ya da onların dul ve yetimleri olarak, sağlık gibi sosyal haklardan her iki tarafın da emek piyasasındaki konumları çerçevesinde yararlanabilmiştir. Kadınların emek piyasasındaki zaten oldukça sınırlı olan varlıkları genellikle geçici sayılmış, birtakım düzenlemelerle çalışan kadınların eve dönmeleri teşvik edilmiştir. Kadınlara özel erken emeklilik, evlenme halinde sigorta primlerinin geri ödenmesi ve kıdem tazminatı verilmesi gibi onları kayırıyor gibi görünen uygulamaları bu bağlamda düşünmek mümkün. Ayrıca kız çocuklarının evlenmedikleri ve sigortalı çalışmadıkları sürece ebeveynlerinin sağlık güvencesinden yararlanabilmeleri de bu zamana kadar hüküm süren, “muhtaç kadınlara kol kanat geren” paternalist refah sisteminin başlıca özelliklerinden biriydi. Bu uygulamaların kadınlar için birtakım pratik faydaları olmakla birlikte esasen geleneksel yapıyı desteklediğini, cinsiyete dayalı iş bölümü ile aileye bağımlılığı yansıtıp pekiştirdiğini söylemek mümkün. Yeni sistemle kadınların sosyal haklarının bu paternalist koruma sistemi yerine çokça piyasa çerçevesinde ele alınmaya başladığını görüyoruz. Böylece, kadınlar için erken emekliliğe son verilecek ve emeklilik yaşı kademeli olarak yükselerek eşitlenecek. Ayrıca geçici madde haricinde kız çocuklarının yirmi beş yaşından sonra ebeveynlerinin sağlık sigortasından yararlanması mümkün olmayacak, bu durumda ya ihtiyaç tespiti temelinde bir sağlık yardımından yararlanacaklar ya da ailelerinin onların yerine primleri ödemesi gerekecek; zira Genel Sağlık Sigortası (GSS) ile prim ödeme zorunluluğu da getirildi. Dolayısıyla sistem içerisine girebilen kadınlar ile erkekler arasında şartlar açısından eşitlenmenin, genelde hakların azalması yoluyla gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

Sizce yasal değişiklikler gündelik hayata yansıyacak mı, ya da ne kadar yansıyacak?

Hak kazanma koşullarının yerine getirilememesi nedeniyle sigortalıların büyük bir bölümünün zaten budanan haklardan tamamen mahrum kalması söz konusu olabilir. Örneğin, emeklilik için belirlenen yeni yaş sınırları ve prim ödeme gün sayıları zaten oldukça yüksekken, kol işçileri ile kadınlar için bu şartların yerine getirilmesinin daha da güç olduğunu tahmin edebiliriz. Meseleyi kadınlar açısından biraz daha açarsak, kadın istihdamının doğum ve ailesel nedenlerle nispeten daha sık kesintiye uğradığını düşününce kadınların emeklilik konusunda erkeklerle eşit kurallara tabi tutulmasında bir arıza olduğunu görebiliriz. Her iki cins için de emeklilik yaşının tekrar düşürülmesi ve kadınların sırtındaki bakım sorununa çeşitli sosyal politika önlemleriyle bir çözüm getirilmesi gerekiyor. Bunun dışında SSGSS’nin gündelik hayat açısından en önemli etkisinin sağlık alanında olacağını söyleyebiliriz. İstihdamın yaklaşık yarısının kayıt dışı olduğu, nüfusun yaklaşık % 30’nun Yeşil Kart da dahil herhangi bir sosyal güvencesinin olmadığı, düzensiz çalışmanın ve ücretsiz aile işçiliğinin yaygın olduğu bir emek piyasası ortamında prime dayalı sağlık sisteminin doğru düzgün işleyemeyeceği kesin. Kadınlar için de, dediğim gibi, şartlar daha güç bir hal alacak gibi görünüyor. Prim borçlarını ödeyemeyenlerin sağlık hizmetlerinden yararlanamaması ve icraya kadar varabilecek yasal yaptırımlarla karşılaşacak olmaları toplumsal bir kaos ortamının kapıda beklediğini gösteriyor. Bunu da yerel seçimlerden sonra göreceğiz herhalde.

Aile yerine vatandaşlık üzerinden tanınan sosyal haklar kadınların özgürleşmesine ne gibi katkı sağlayacak sizce? Aynı şekilde önceden kazanılmış haklarda çeşitli gerilemelere yol açacak mı?

Vatandaşlık temelinde sağlanacak sosyal haklar kadınların aileye bağımlılığını azaltacak türden bir etkide bulunur. Ana fikir, aile içinde istismara açık bir bağımlılığın önüne geçip, kişinin temel ihtiyaçlarının toplumsal eşitlik ve hakkaniyet temelinde karşılanması. Bu noktada sosyal hakların vatandaşlığa dayandırılması ile piyasaya bağımlılığın azaltılmasının ve meta dışı alanların yaratılmasının amaçlandığını da eklemeliyiz. Kazanılmış haklara gelince, kadınların bu zamana kadar sağlıkta olduğu gibi aile temelinde yararlandıkları hizmetler elbette çok önemli bir ihtiyacı karşıladı. Fakat bunun geleneksel aile yapısı çerçevesinde bir lütuf gibi bahşedildiğini de göz ardı etmemek gerek. Yapmamız gereken, Türkiyeli feministlerin de savunduğu gibi, bunun aileden bağımsız olarak tüm kadınlara (ve tabii ki erkeklere de) evrensel bir hak olarak sağlanması için mücadele etmek.

Sizce toplumsal cinsiyete dayalı adaletsizlikler eşit vatandaşlık ile aşılabilir mi yoksa eşit vatandaşlık söylemi kadınların sorunlarının daha da görünmez olmasına mı neden olacak?

Eşit vatandaşlık sosyal politika alanında mutlaka eşit muamele anlamına gelmiyor; eşitliğin sağlanması yeri geldiğinde pozitif ayrımcılık fikrinde olduğu gibi cinslere farklı muamele etmeyi de gerektirecektir. Dolayısıyla kadınların içinde bulunduğu koşullar, kendi aralarındaki farklılıklar, özel ihtiyaçlar ya da dezavantajların dikkate alınması gerekiyor. Ancak burada dikkatli olunması lazım. Söz konusu farklı muameleler bir grubun damgalanmasına yol açmamalı ve gruba, özel farklılık-ihtiyaç tanımları açısından özcülüğe kayılmamalı. Mesela, kadınların ev içi emeği elbette görünür kılınmalı; ama bu ev işleri ve bakım meselesinin sadece kadınların sorumluluğu olduğu görüşünü teyit edecek bir şekilde olmamalı. Ev içinde ve çalışma hayatında cinsiyete dayalı iş bölümünün dönüştürülmesine imkan tanıyacak nitelikte, sorunların kaynağına müdahale edecek nitelikte sosyal politika önlemleri geliştirilmeli.

SSGSS tartışmalarında emeklilik yaşının yukarı çekilmesi öne çıktı. Sizin de daha önce değindiğiniz gibi kadın ve erkeklerin emeklilik yaşı kademeli olarak eşitlenecek. Öte yandan, kadınların talepleri arasında erken emeklilik öne çıkıyor.

Kadınlar için erken emeklilik ilk olarak 1960’larda gündeme geliyor. Yasa koyucunun o zamanki gerekçeleri kadınların hem biyolojik olarak “zayıf olmasından” hem de çifte mesaiden, yani evde ve dışarıda çalışmalarından ötürü daha çabuk yıprandıkları ve ev işlerini aksattıkları şeklinde. Kadınların gerekçeleri de çifte mesai konusunda aynı şekilde; ücretsiz bakım yüküne karşılık erken emekliliğin hak edildiğini düşünüyorlar. Yeni sistemle birlikte amaçlanan formel eşitlenme, daha önceden emeklilik çerçevesinde öyle ya da böyle dikkate alınan bu sorunun artık bu alanda göz ardı edilmesi demek.

Yeni yasa ile kadının ekonomik hayata girmesi özendiriliyor mu? Sizce yasalardaki değişiklikler uygulamada amacına ne kadar ulaşabilecek?

Son dönemde sosyal politika alanında kadının emek piyasasına girmesini teşvik eden ya da en azından bunu tasvip eden bir yaklaşımdan bahsetmek mümkün. Kız çocuklarının söz konusu sağlık hakkının budanmasını ise onları çalışmaya özendirmekten ziyade piyasa mantığının yayılması olarak yorumlamalı bence. Kadınların çalışmasının teşvik edilmesi ise öncelikle bakım sorununa çözüm getirilmesi ile olur çünkü emek piyasasına katılmayan ya da piyasadan çıkan kadınların gerekçelerinin büyük bir bölümünü ev içi sorumluluklar oluşturuyor. Ancak kreş ve okul öncesi eğitim gibi hizmetler ülkemizde neredeyse hiç yok gibi. Keza çocuk yardımı da. Öte yandan sosyal hizmetler alanında görülen gelişmeler evde bakımı destekleyen türden. Ayrıca sağlık alanındaki dönüşümlerin de kadının “gönüllü” bakım rolüne ihtiyacı artıracağını tahmin edebiliriz. Bu durumda hem yoksullukla mücadele için çalışması hem de ailenin yeniden üretimini gerçekleştirmesi beklenen kadınlara, mikrokredi ve ev eksenli çalışma gibi hem emek standartları açısından hem de toplumsal cinsiyet açısından oldukça sorunlu yöntemlerin allanıp pullanıp sunulduğunu görüyoruz. Muhafazakar liberal çözüm bu gibi görünüyor.

SSGSS’de tartışılan başka bir konu ise doğumdan sonra annelik izni yerine ebeveynlik izninin getirilmesi. Sizce bunun kadın erkek eşitliğine katkısı nedir? Uygulamada hayata nasıl geçecek?

Ebeveyn izni ile ilgili taslak, seçimlerle birlikte kadük olmuştu. Şimdi bunu tekrar gündeme getirmekten bahsediyorlar. Annelik izni, çocuk bakımı konusunda esas sorumluluğun anneye ait olduğunu varsayıyor, çalışan anneler için geçici ve sınırlı bir çözüm sunuyor. Ebeveyn izni ise her iki eşin de bu konuda sorumluluk alabilmesine ya da bir başka açıdan bakarsak bakım işinin keyfini çıkarabilmesine imkan tanımayı amaçlayan bir uygulama. Önceki taslağa göre hali hazırdaki ücretli analık izninden sonra eşler için on iki aya kadar ücretsiz bir izin öngörülüyordu. İznin ücretsiz tasarlanması tasarının sorunlu yanlarından biriydi. Yine de ebeveyn izni gerek evdeki gerekse emek piyasasındaki cinsiyete dayalı iş bölümünü dönüştürmeye yardımcı olabilecek bir araç, ama tek başına yeterli değil. Ücretsiz kreşlerin açılması ve çalışma saatlerinin azaltılması da dahil olmak üzere emek piyasasının yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

Son olarak, ekonomik krizin etkilerinin uzun süreceği söyleniyor. Sizce ekonomik kriz sosyal politika alanını nasıl etkiler?

Ekonomik krizi neoliberalizmin iflası olarak da görenler var, konsolidasyon sürecinin bir aşaması olarak da. Ama her iki yaklaşımın da kabul ettiği şey, devletin ağırlığının artacak olması. Buna sosyal politika alanı da dahil. Yalnız söz konusu devlet müdahalelerinin niteliğinin önceden belli olmadığını, çokça yerel ve uluslararası çeşitli aktörlerin de dahil olduğu bir mücadele süreci sonucunda belirlendiğini ve sermaye talepleri ile toplumsal talepler arasında kalan devletin sadece bir tarafa yaslanmasının meşruiyet sorunu nedeniyle pek de kolay olmadığını hatırlamakta fayda var. Bunun haricinde işsizliğin gittikçe artmasıyla birlikte yoksullukla mücadeleye daha fazla ağırlık vermek durumunda kalınacağını tahmin edebiliriz.