25 Kasım’da Neler Yaptık? BÜKAK 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Haftası Etkinlikleri

Ronay Bakan

Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü olarak yıl boyunca yaptığımız çalışmalar ve etkinliklerle kampüste feminist bir gündem yaratmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte her 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Haftası’nda ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde düzenlediğimiz çeşitli etkinliklerle kadınların gündemini kampüste görünür kılmayı hedefliyoruz. Geçtiğimiz 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Haftası’nda da, cinsel taciz üzerine akademisyenlerin geçen yılın başından beri yürüttüğü ve kulüpte 2006-2007 senelerinde yapılmış olan cinsel taciz çalışmalarından hareketle BÜKAK olarak bizim yürüttüğümüz çalışmaları kampüse taşımak en büyük hedeflerimizden biriydi. Bu amaçla haftaya Boğaziçi’nde Cinsel Taciz’i Tartışıyoruz! başlıklı etkinliğimizle başladıktan sonra, Feryal Öney ve Esmeray’ı da yaptığımız etkinlikler çerçevesinde ağırlama fırsatı bulduk.

Haftanın ilk etkinliği, Boğaziçi’nde Tacizi Tartışıyoruz! başlıklı söyleşiydi. Boğaziçi Üniversitesi’nde kurumsal bir cinsel taciz politikası geliştirmek için 2006’da BÜKAK’ın da katılımıyla bir yuvarlak masa toplantısı yapılmıştı ama bu süreç tamamlanamamıştı. Geçtiğimiz yıl okulumuz Psikoloji Bölümü hocalarından Doç. Dr. Serra Müderrisoğlu, Batı Dilleri ve Edebiyatı Bölümü’nden Dr. Can Candan ve Felsefe Bölümü’nden Yrd. Prof. Karanfil Soyhun’un talepleri üzerine BÜKAK’ın geçmiş deneyimlerinden de faydalanılarak bu süreci tamamlamak niyetiyle biraraya geldik. Bir yandan kulüp içerisinde geçmişte yapılan çalışmaları, yeni okumalar ve araştırmalarla derinleştirirken diğer yandan okul yönetimi ve hocalarla bir araya gelip sürecin nasıl işletileceği üzerine tartışmalar yürüttük. Bütün bunlar yapılırken sürecin kapalı kapılar ardında ilerlememesi, şeffaf ve okulun tüm bileşenlerinin katılabileceği bir işleyişe sahip olması için geçen yıl Mayıs ayında yapılan ve okulun cinsel tacize yönelik kurumsal politikalarını tartıştığımız forumun ardından bu yıl da sürecin yeniden daha geniş bir kitleye aktarılabileceği ve isteklerin veya çözüm önerilerinin tartışılabileceği böyle bir söyleşi düzenlemeye karar verdik. Söyleşiye okulumuz Psikoloji Bölümü hocalarından Doç. Dr. Serra Müderrisoğlu ve Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar Dergisi’nden Esra Aşan katıldı.

Söyleşiye başlarken, moderasyonu üstlenen arkadaşımız Gökçe Oflu, geçirilen süreçten, BÜKAK’ın bu sürece dahil oluşundan ve yapılan çalışmalardan kısaca bahsetti. Daha sonra Esra Aşan, cinsel tacizin ne demek olduğuna, cinsel tacize uğramamız durumunda hangi süreçlerden geçebildiğimize ve son zamanlarda feminist çevrelerde de sık sık tartışılan “kadın beyanı esastır” ilkesinin anlamına değindi. Sonrasında söz alan Serra Müderrisoğlu ise okulda işletilen sürece dair deneyimlerinden, genel anlamda Türkiye’de akademinin bu konudaki tavrından ve Boğaziçi Üniversitesi’nin atabileceği adımlardan bahsetti. Esra Aşan ve Serra Müderrisoğlu’nun bu konuşmalarından sonra başlayan tartışma oturumu sırasında, kampüste bir cinsel taciz politikası kurmaya dair öneriler ve geçmişte deneyimlenen vakalar üzerinden eleştiriler konuşuldu. Söyleşiye katılan Boğaziçili Feministler’den arkadaşlar, 2012 senesinin yazında okulda yaşanan bir cinsel taciz olayının ardından geçirilen süreci ve BÜKAK’ın tutumunu, BÜKAK’ın olay üzerine yazdığı yazı[1] üzerinden eleştirdiler. Eleştirileri genel olarak, BÜKAK’ın yazısının kampüsteki feminist dayanışma açısından gedik açtığına dairdi. Geçtiğimiz yaz yaşanan bu cinsel taciz olayının ardından Boğaziçili Feministler bir ifşa metni hazırlayıp tacizciyi sosyal medya üzerinden ifşa etmiş ve kamuoyunu bu kişiyi tecrit etmeye çağırmıştı. Oysa yazdığımız yazıda yaptığımız eleştiriler, feminist dayanışma anlayışımızın bir ifadesi ve bu olay özelinde nasıl bir dayanışma yöntemi geliştirebileceğimize dair bir öneriydi. Yazımızda da belirttiğimiz gibi, Boğaziçili Feministler’in ifşa ve tecrit çağrısı metni, konuyla ilgili olguları net bir şekilde ifade etmeden ve tartışma zemini önermeden, sürecin müdahili olmamış bireyleri, tecrit etme kararına dahil olmaya çağıran bir yargı kararı niteliğindeydi. Ayrıca bu tarz bir çağrı, olaydan grubun kararıyla haberdar olan kamuoyunun, vaka karşısında nasıl tavır alacağını değil taciz vakasının gerçekliğini tartışmasına neden olmuştu. Biz de bu sebeple, taciz şikâyetinde bulunan arkadaşımız üniversitenin ilgili kurullarına başvurmayı düşündüğü takdirde BÜKAK olarak sürecin takipçisi olacağımızı, konunun feministlerden oluşan bağımsız bir komisyon tarafından ele alınmasını tercih ederse bu komisyonun oluşmasına destek vereceğimizi çünkü bu konuda oluşturulacak bir inisiyatif içerisinde ya da tartışma ortamında bulunmayı bir sorumluluk olarak gördüğümüzü ifade etmiştik. Söyleşinin tartışma kısmı bu olay ve ilgili metinler üzerinden ilerledi. Bu tartışmaların sonunda da, cinsel taciz konusunda kampüsteki diğer feminist ya da konuya duyarlı grupların da katılımıyla beraber bir süreç işletilmesi gerekliliği konuşuldu. Bu yönüyle yaptığımız söyleşi okulda bu çalışmayla ilgilenen insanlarla bir araya gelebilmek açısından değerli oldu.

25 Kasım Etkinlikleri’nden ikincisi ise Feryal Öney ve Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’ndan (BGST) müzisyen kadınların katılımıyla gerçekleştirilen Kadınların Müziği Aktarımı idi. Kadın ağzı türkülerin hikâyelerini Feryal Öney’den dinledikten sonra BGST’li müzisyen kadınların icraları eşliğinde bu türküleri hep beraber söyledik. Bu türkülerin hikâyeleri ile gördük ki çocukluklarından beri susturulan ve güçsüzleştirilmeye çalışılan kadınlar söyledikleri türkülerle, ninnilerle, ağıtlarla suskunluklarını bozup kendi hikâyelerini çocuklarına, annelerine ve arkadaşlarına açarak yaşadıklarını görünür kılıyor ve güçleniyorlardı. Bunu, daha önce sadece eşlik ettiğimiz ve belki de üzerine hiç düşünmediğimiz kadın ağzı parçaları hikayeleriyle beraber tekrar dinleyip söyleyince daha iyi ve güçlü bir şekilde hissettik.

Esmeray’ın Yırtık Bohça adlı oyunu ise Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları ile birlikte düzenlediğimiz son etkinliğimizdi. Daha önce Cadının Bohçası adlı oyunuyla da konuk ettiğimiz Esmeray, önceki oyununun devamı niteliğindeki Yırtık Bohça‘da da kendi deneyimlerinden derlediği tek kişilik anlatısıyla cinsiyetçi ve heteroseksist toplumun ikiyüzlülüğüne değiniyor. Seks işçiliği yaptığı dönemde başından geçen birkaç olayı da anlatı haline getiren Esmeray toplumun homofobik ve transfobik reflekslerini anlatırken, biz de kendi davranışlarımızı ve ön kabullerimizi bir daha değerlendirme imkânı bulduk. Oyunun sonunda ise Esmeray hepimizi on dört senedir süren Mısır Çarşısı davasında üç kez beraat etmesine rağmen müebbet hapis istemiyle tekrar yargılanan Pınar Selek’le dayanışmaya çağırdı. Davayla ilgili son gelişmeleri elinizdeki bültenin Gündemden Haberler bölümünde bulabilirsiniz.

2006’dan beri süren cinsel taciz çalışmalarını göz önüne aldığımızda, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Haftası boyunca düzenlediğimiz bu etkinliklerin ardından, okulda cinsel tacize yönelik kurumsal politikaların işletilmesi açısından bir kilometre taşı olabilecek CİTÖK’ün (Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu) kurulmasının Boğaziçi Üniversitesi açısından umut verici olduğunu düşünüyoruz. Bir yandan cinsel taciz üzerine çalışmalarımıza bir yandan da CİTÖK’ün nasıl işletileceği üzerine okulun diğer birimleriyle yaptığımız ortak çalışmalara devam ediyoruz. Umuyoruz ki en kısa zamanda üniversitemizin cinsel tacizi önlemeye ve raporlamaya yönelik kurumsal politikalarıyla ve tüm bileşenlerinin cinsel tacize karşı duyarlılıklarıyla örnek alınabilecek bir kampüs hayatına kavuşabiliriz.



[1] “Kamuoyuna: Boğaziçi’nde yaşanan taciz olayı ve süreç üzerine”, BÜKAK Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü, 15 Ağustos 2012, http://www.bukak.boun.edu.tr/?p=794#more-794. 23 Ocak 2013 tarihinde erişilmiştir.