BÜ’de Cinsel Taciz Politikalarına Dair Serra Müderrisoğlu ve Can Candan’la Söyleşi

BÜKAK: Üniversitede cin-
sel tacize dair politikalar oluşturmak neden önemli sizce? Bize bu çalışmanın başlangıcından ve kendi dahil olma süreçlerinizden bahseder misiniz?

Serra Müderrisoğlu: Geçtiğimiz yıllarda üniversitede birçok ayağıyla beraber etik konusu nasıl ele alınır, nasıl yapılır buna ilişkin bir rapor hazırlanıyor. Rapor Fen – Edebiyat fakültesine sunuluyor. O raporu hazırlayanların arasında Reşit Canbeyli ve Karanfil Soyhun var, diğerlerini unutuyorum ama bu kişiler bu konuyu ilk gündeme getirenler, benim bildiğim kadarıyla. Ondan sonraki süreçte senatoya rapor sunuluyor ve senato kararıyla altı tane etik kurul oluşturuluyor, farklı alanlar için. Cinsel taciz konusu önemsenen bir konu ama ilk başta tek başına bir kurul olarak planlanmamış. Ayrı kurullara dağıtılmış görevler olarak geçiyor. Bir tanesi Üniversite Yaşamı Etik Kurulu (ÜYEK) ki bu öğrenci – öğrenci arasında yaşananlar dışında tüm ihlallerle ilgili bir kurul, diğeri de Öğrenci Etik Kurulu (ÖEK). Yani aslında işleyebilecekmiş gibi duran sistem cinsel tacizin özel durumuna bu uymayacak bir şeymiş. Onu biz de nedense sonra fark ettik. Bunun gerçekten en başından itibaren ayrı bir kurul olması ve ona göre işleyişini tanımlaması ve çalışması gerekirmiş. Hem zaten o yapıyla bile sadece bir kurul değil bir ofis gibi çalışması gereken, bilinçlendirme kampanyasından başlayıp danışmanlığa kadar uzanacak bir sistem kurulması gerekirmiş. Diğer etik kurullarından zaten daha farklı olması gereken bir şeymiş.

Can Candan: Malum, bir üniversitenin çalışanı, akademisyeni, öğrencisi arasında yaşanan ve cinsel taciz diye tanımladığımız olaylar insanların üniversite içinde özgür bir şekilde var olmalarını ve çalışabilmelerini engelliyor. Ben yurtdışında ve Türkiye’de cinsel tacizi önlemeye ve bu soruna müdahale etmeye çalışan çeşitli uygulamaları gördüm. Örneğin; Sabancı’daki bizim de şimdi burada bir nevi örnek aldığımız uygulamayı gördüm. Tabii yurtdışında özellikle ABD’de bulunduğum üniversitelerde bu konuda çalışmalar zaten yapılmıştı, birtakım politikalar belirlenmişti ve bunlar uygulanabiliyordu. Bunların ne kadar önemli olduğunu orada öğrencilik hayatımda yaşayarak gördüm. O zamanlarda Türkiye’de böyle bir bilinç pek yoktu. Türkiye’de cinsel tacizin yaşandığını hepimiz biliyorduk ama bunu bir mesele edip buna çözüm yolu bulma gibi bir şey henüz olmamıştı. Ayrıca ilerici ve devrimci olduğunu iddia eden kesimler bile kadın-erkek ilişkileri konusunda aslında hiç de devrimci bir noktada değillerdi. Daha sonra bu durum yavaş yavaş birkaç üniversitedeki çalışmalar ile birlikte kırılmaya başlandı. Cinsel tacizi önleme politikalarının da belirlenmesi bunun bir öncüsü bence. Türkiye’ye döndükten sonra 2000 yılından bu yana, bir süre Bilgi Üniversitesi’nde çalıştım, orada cinsel taciz vakalarıyla karşılaştım ve o üniversite yönetiminin bunlarla sağlıklı bir şekilde baş edemediğini gördüm. Ondan dolayı önce Sabancı’dayken ve sonra da Boğaziçi’ne geldiğimde bu konuda çalışmalara katkıda bulunmak istedim. Bunun çok çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ufak tefek yaşanan başka meseleler belki bir insanın üniversitedeki hayatını bu ölçüde etkilemez ama cinsel taciz gerçekten insanı derinden etkileyen ve yaralayan bir mesele. Ve bu sadece mağdur olanın meselesi değil. Bu mesele hepimizin meselesi. Bir erkek olarak bu tür çalışmalarda yer almanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü baktığımız zaman genellikle cinsel tacize uğrayanlar kadınlar, yapanlar da erkekler oluyor. Sorun erkekte, erkeklikte… Dolayısıyla erkeklerin de bu konuda sorumluluk almasını çok önemsiyorum. O yüzden bu çabaların içindeyim.

Bir de arkamızda geçen seneki süreç var, pek bir ilerleme kaydedemediğimiz. Biraz da o süreçten bahsedelim. O süreçte nasıl aksaklıklar gördünüz? Cinsel tacize dair politikalar üretirken yönetim, personel, öğrenci gibi üniversite mensuplarından/ birimlerinden ne beklememiz gerekirdi?

S.M.: Benim izlenimim bu konuyu farklı farklı yönetimlerin her zaman önemsediği yönünde. Ama sürecin en başında, bu etik kurulların kuruluşunun yapısal olarak bir engel olduğunu düşü-
nüyorum. Yoksa şimdiye kadar hiçbir yönetim bu konuyu hasıraltı edelim demedi. Belki bir şekilde bizler, ÜYEK olarak biraz âtıl kaldık yapıyı oluşturmakta. İşte şimdilerde bir komisyon önerisiyle, daha yapısal olarak en başından, gerekli bütün bileşenlerle bir araya gelip ne tür adımlar atılması gerekiyor bunları planlamaya doğru gidiyoruz. Çünkü aslında çok ayağı olan bir iş. Sadece basit bir yönerge yazıp bitirilecek bir iş değil. Evet, bunu önemsiyoruz ama belki hepimizin de birçok başka işi arasında gerektiği kadar mesai harcanamadı. Ben şahsen harcayamadım. Belki daha yapısal bir komisyon olsa, bireysel çabalarla değil de bir yapıyla ilerlenebilse daha sağlıklı adımlar atılabilir gibi geliyor. Biraz böyle parçalı çalışmamız engel oldu ilerlemeye. Çok zaman geçti şüphesiz ama çok çok boyutu var işin. Kolay bir konu üstünde çalışmıyoruz.

C.C.: Tabii şu çok sıkıntı verici; senelerdir, beş senedir, sürekli bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama bir türlü istediğimiz noktaya gelemedik. Onun sebeplerinden bir tanesi de bence biraz profesyonel olarak bu konudan sorumlu birisinin olmaması. Diyoruz ya, bir birim olsa çok iyi olur, bir sorumlu kişi olsa çok iyi olur. Bu sorumluluğu üzerine alabilecek ve profesyonel çalışacak biri. Yani zamanını ayırabilecek birine ihtiyaç var. Dolayısıyla bence bizim çabamızın yavaş gitmesi biraz bununla alakalı. Bin tane başka işin içinde bir de bunu yapınca ne kadar gönüllü olsanız da ister istemez aksaklıklar oluyor. Bu, niyetle alakalı değil. İstanbul gibi bir şehirde bir akademisyenin hayatının getirdiği yüklerle de alakalı. Bir de şu da önemli gibi geliyor bana; genel olarak kurumlar, özellikle Türkiye’deki kurumlar, böyle bir konuyu sahiplenmek konusunda çekinceli davranıyorlar.

“Boğaziçi’nde taciz olmaz.” gibi…

C.C.: Evet. Mesela benim Bilgi’deki deneyimim de öyleydi. “Bilgi’de taciz olmaz.” Ne demek olmaz? Taciz her yerde olur. Kurumda, ailede, ilişkide… Bu, öcü gibi kaçmak oluyor işte. Biraz da buna karşı, hani akıntıya karşı çaba sarf etme durumumuz var. “Boğaziçi’nin imajına bir şey olmasın.” gibisinden bir şey var herhalde.

2007’de BÜKAK kampüste cinsel taciz forumu organize ederken afişlerin yırtıldığı bile olmuş.[1]

C.C: Tabii cinsel tacizin temel meselesi iktidar meselesi. Dolayısıyla Türkiye gibi erkek egemen ve iktidarın çeşitli şekillerde erkeklik üzerinden kullanıldığı bir yerde güvenlik görevlisi olsun, yönetici olsun, erkek olsun, kimse bu iktidarından feragat etmek istemiyor. Toz kondurmamak, laf ettirmemek isteniyor. Bu gerçekten bir iktidar mücadelesi.

S.M.: Sanırım ilk başından bu noktaya gelene kadar bir şeyler de dönüşüyor, en azından idari açıdan. O yüzden ben ümitliyim. Özellikle okul idaresi ve rektör sahip çıktığı noktada, “Ben bunun arkasındayım; bu sadece kurullara, kulüplere, bir iki hocaya kalmış bir şey değil, cinsiyet ayrımıyla ilgili ne kadar pratik varsa ben bütün bunlara topyekûn bir duruş sergiliyorum ve bunun kurumlarını da oluşturuyorum” gibi bir tavır olursa herkes de kendine çekidüzen verecektir. Çok zaman geçti ama bir yandan da bence özellikle son senede ilgili kişilerle bir araya gelip bu konuyu personelinden, öğrencisinden, öğretim üyesine kadar herkesle bir araya gelip çözmemiz gerektiğini görmüş olduk. Yani tepeden bir şey inmeyecek. Çok konuşulmasa bile bu konu zihinlerde tamamen geri planda değil artık. Bunun eski şekliyle gitmeyeceği bence net.

C.C.: Şu mesajın net bir şekilde verilmesi çok önemli: Cinsel taciz bir insan hakkı ihlalidir, sen bir insanın özgürce hayatını yaşama ve işini yapma hakkını elinden alıyorsun. Bu böyle gitmez. Bu üniversitede bunu kabul etmiyoruz.

S.M: Şöyle bir karmaşıklık da var: Şimdiye kadar konuştuklarımız bu konunun bir kısmı. Yani kendini korunaklı bir yerde gördüğü için istismar edebileceğini düşünen kişilerden bahsediyoruz. Bu insanlara yaptırımlar geldiği zaman, sistem tarafından hakların gözetildiğini gördükleri zaman bu kadar kolay hareket edemeyecekler. Onlar için daha önleyici olacak bu sistem. Ama bir de öteki grup var. O da, cinsel tacizi musallata dönüştüren, psikolojik ve psikiyatrik anlamda gerçeklikle kopuş halinde olanlar. Hani ilişki var mı yok mu bilemeden davrananlar. Bu bambaşka bir konu. Böyle kişilere uygulama ve yaptırım aynı şekilde durdurucu değil. Bu konu oldukça karmaşık. Onları tabii ki farklı şekilde düşünmeyeceğiz ama bu farklılıkların görünmesi gerekiyor. Yani suistimal eden, taciz eden, istismar eden, bir tek insan tipi yok.

Kişinin koşullarını değerlendirmeden, kişiyi yargılamadan doğ-
rudan cezalandırmak zaten daha çok devletin uyguladığı bir cezalandırma sistemi. Belki biz burada daha alternatif bir sistem düşünmeliyiz.

S.M.: Evet, farklı koşulların gözetilmesi gerekiyor.

Bizler süreç boyunca kampüste cinsel taciz tartışması açmak için öğrenci ayağında birtakım çalışmalar yaptık. Peki bundan sonraki süreçte sizin de dahil olduğunuz akademik personel arasında bu tartışmalar nasıl açılabilir?

S.M.: Dün yaptığımız ortak bir toplantıda şöyle bir yol önerildi Şemsa Özar tarafından. Nasıl bir yapıya ihtiyaç var konusunu biraz kurguladıktan sonra, tam da üniversiteye ait sorunların, konuların tartışılabileceği bir yapı önerildi, akademik forum denir herhalde. Bu yapıda cinsel taciz konusunun idare tarafından “Bu önemsediğimiz bir konu ve sizlerle birlikte bunu zenginleştirmek, tartışarak bir noktaya getirmek istiyoruz” denerek gündeme getirilmesi en iyi tartışma şekli olur diye düşünüyorum.

C.C.: Şimdiye kadar bunun yapılamamasının nedenlerinden biri de Boğaziçi’nde böyle bir akademik forumun olmamış olması. Yani akademisyenler olarak bir araya geldiğimizde bizi ve üniversiteyi ilgilendiren konuları tartıştığımız bir ortam pek olamamıştı. Şimdiye kadar üniversite genel kurulları gibi şeyler vardı ama onlar daha çok rektörlerin ve rektör ekibinin yaptıklarını anlattıkları ve bunları tartışmaya açtıkları bir ortam oluyordu. Öyle ortamlarda da tartışılabilirdi ama forum farklı bir şey. Bu tür tartışmalara başlamak böyle bir forum yapısı oluşturduktan sonra oluyor. Onun dışında aramızda resmi olmayan konuşmalar şeklinde oluyor ama bir farkındalık yaratılması için forum yapılması önemli bence.

Nasıl tepkiler gelecek peki sizce bu forumda?

S.M.: Her türlü tepki gelecektir. Çok onaylayan, “Çok ihtiyaç var, iyi ki böyle bir şey oluşuyor.” diyen de olacaktır. Ama halen bir kesim “Neden bu kadar ortaya çıkartılıyor, böyle bir şey yok zaten.” diyerek cinsel tacizi “şişirilmiş bir gündem” gibi yansıtılabilir de. En fazla tartışılacak alanlardan biri de eşit statüde olmayan ama tırnak içinde “gönüllü” ilişkilerdeki gri alan. Ona ilişkin epey bir şey çıkacaktır diye tahmin ediyorum.

Cinsel taciz forumunda bu tarz ilişkilerde, aradaki hiyerarşik ilişkinin kesilmesinin çözüm oluşturabileceği konuşulmuştu.

S.M.: Mesela kişinin partneri okulda aynı bölümde doktoraya veya mastıra başvuruyor. Bu durum, çoklu ilişki (multiple relationships) dediğimiz durum; bir yandan bir eş/sevgili durumu var, bir yandan hiyerarşik bir ilişki kuruluyor. Yurtdışında da bunlar çok olabiliyor. Bu yüzden, mesela doktora programlarında, o kişinin bir şekilde partnerinin akademik hayatına müdahil olmaması sağlanıyor. Bu, görece daha kolay çözülebilecek bir olay. Ama öğrenciliği sırasında başlamış veya öğrenciliği yeni bitmiş ama bölümüyle halen ilişki halinde olan kişiyle ilişkiye giren, statü olarak eşit olmayan kişinin durumu biraz daha zor.

Peki sizce bundan sonra süreç nasıl işleyecek ya da işlemeli?

C.C.: Komisyon çalışmasını başlattık geçen hafta itibariyle. Dilekçe rektörlüğe verilecek ve oradan da alınacak destekle birlikte benim tahminimce bu komisyon bir an önce çalışmalara başlayacak. Bu çok önemli bir gelişme, ilk defa Boğaziçi’nde böyle bir komisyon kurulup çalışmaya başlamış olacak. Mesela “Acil durumlarda nereye başvurulacak?”, adı üstünde bu acilen netleştirilmesi gereken bir mesele. Ayrıca yönetmelik ve politika belgesi gibi bir belge oluşturulması ve rektörün bunun arkasında durması da önemli. Ondan sonraki adım, yavaş yavaş prosedürleri oluşturmak, yani “başımıza bir vaka geldiğinde ne yapacağız”ın cevabını vermek ve bunun açık ve net olmasını sağlamak. Daha uzun soluklu olarak; bir farkındalık yaratma, bilgilendirme, eğitim gibi çalışmalara da devam edeceğiz. Şu anda bir ivme yakaladık diye düşünüyorum, bunu devam ettirebilirsek çok iyi olur.

S.M.: Ayrıca geçen sene de toplantılar olmuştu. Özellikle İstanbul’da, ama Ankara Üniversitesi’nde de oldu. Birçok üniversite bu konularda ortak bir platformda akıl yürütmek ve adım atabilmek için bir araya geliyor. Devam edecektir o süreç diye düşünüyorum. Biz de bu toplantılardan besleneceğiz ya da bizim de oraya katabileceğimiz şeyler olacak. Bir ivme yakalandı gerçekten. Komisyonla beraber adım adım çalışmalar yapmak gerekiyor.

C.C.: Bir de üniversiteler arasında bağlar kurup böyle çalışmalar yapmanın yanı sıra cinsel taciz çalışmalarının bir toplumsal ayağı da olması gerektiğini düşünüyorum. En basitinden “Cinsel taciz vardır”ı sürekli söylemek gerekiyor. Biraz önce söylediğim gibi “Üniversitede taciz yoktur, ara sıra olan şeyler bunlar, fazla olmuyor.” mantığını yenmek için cinsel tacizin çok gündelik bir şey olduğunun, her yerde olduğunun, birçoğunun ortaya çıkmadığının ifade edilmesi ve ortaya çıkmama nedenlerinin konuşulması, bu durumun süregeldiğinin vurgulanması gerekiyor. Onun için de vakaları belgelemek gerekiyor. Bu belgeleme işleminin amacı insanların özel hayatlarını afişe etmek değil tabii ki. Neler yaşandığı isimsiz ve gerekirse yer belirtilmeden kayda geçmeli. “Boğaziçi’nde bunlar yaşandı.” farkındalığını yaratabilmek için veya insanlarda hassasiyet oluşturabilmek için önce insanları cinsel tacizin varlığına ve sürekliliğine ikna etmek lazım. “Sizin başınıza gelmemiş olabilir, ama BÜ’de bunlar bunlar yaşandı.” demek gerekiyor.

Bu çalışmaların düzenliliği ve devamlılığını sağlamak için ku-
rulacak bir Cinsel Taciz Ofisi’nin çeşitli broşürler ve etkinlikler aracılığıyla kampüste bu gündemi canlı tutması gerekiyor.

C.C.: Tabii. Yani ders içinde yaşanan olaylar mesela, böyle bir şey daha önce başka bir üniversitede de başıma gelmişti. Cinsiyetçi örnekler, dokunmalar, bunlar sürekli yaşanan şeyler. Hem bunları bir şekilde belgelemek gerekiyor, hem de performanslar, canlandırmalar, filmler gibi çalışmalar ile farkındalık yaratmaya devam etmek gerekiyor.

S.M.: Bu broşürlerde ve etkinliklerde vurguyu, tacizin önlenmesine yapmak çok önemli. En temelinde kadın-erkek ilişkisini sağlıklı bir şekilde kurmak için kişinin ne söyleyeceğini, kendini nasıl savunacağını veya ifade edeceğini bilmesinin yanı sıra bunları karşı tarafın da çok iyi anlaması lazım. Mesela, hayır dendiğinde karşı tarafın da bunun hayır anlamına geldiğini anlaması gerekiyor. Küçük bir anekdot anlatacağım. Mimar Sinan’da geçen sene cinsel tacizle ilgili bir sempozyum vardı. Sabancı Üniversitesi’nden Hülya (Adak) vardı, bir de Karanfil (Soyhun) ve ben. Aynı taksideyiz, geri dönüyoruz. Takside de cinsel taciz konuşuyoruz tabii. İkisi indi, ben kaldım önde şoförün yanında. “Abla,” dedi taksici, “bu cinsel taciz, minsel taciz konuşuyorsunuz da bu, esas kadınların başlattığı bir şey değil mi? Siz ne diyorsunuz bu konuda?” dedi. Yani çok zor zihniyetteki “Kadın kuyruğunu salladı” algısını değiştirmek. Bunun gibi, ilişkilerdeki yanlış okumalara, neyin ne olduğuna, “hayır evettir aslında, nazdır” gibi algılamalara dair çok ciddi çalışmalar yapılması gerektiğine inanıyorum. Ne yazık ki buradan başlıyoruz. Sadece yasaklar getirerek bu işi çözemeyiz. Onlar da olmalı, ama daha eşit ilişkilerin kurulabilmesi için bir zeminin, özellikle de üniversitede oluşturulması gerekiyor. Sağlıklı, eşit statüdeki kadın-erkek iliş-
kilerinin ve daha sonra da eşit olmayan statüdekilerin incelenmesi konunun çözümünde kilit önem taşıyor.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

C.C.: Cinsel taciz konusunun rektörlük tarafından sahiplenilmesi, bir öncelik olarak belirlenmesi ve yurtdışındaki birçok üniversitede olduğu gibi Türkiye’de görünür ve açık bir şekilde bu konuda net bir tavır sergilenmesi gerekiyor. Bu sağlandıktan sonra cinsel tacizi önleme uygulamalarının içini doldurmak kolaylaşır diye düşü-
nüyorum.



[1] Bkz.“Üniversitede Cinsel Taciz Nasıl Gündemleştirilebilir?,” bü’de kadın gündemi, say. 14 (2008): 67-74.