İş Yaşamında Kadınlara Yönelik Ayrımcılığa Dair

İş Yaşamında Kadınlara Yönelik Ayrımcılığa Dair

Duygu Dalyanoğlu

Pınar Gümüş

BÜO, bu sene en son 2002 yılında oynamış olduğu İş Ararım İş adlı doğaçlama oyununu tekrar ele alıyor. Son birkaç aydır gündemde olan ve gün geçtikçe daha çok şirketlerin uyguladığı toplu işten çıkarma, maaşları düşürme ya da zam vermeme gibi tedbir politikaları ile gündemimizden düşmeyen “küresel kriz” koşullarının, Mart ayında sergilenecek oyunda da ele alınması hedefleniyor.

Krizin insanlar üzerindeki etkisi oyunda özellikle yeni mezunların işe hazırlık süreci, iş mülakatları ve çalışma koşulları bağlamında işleniyor. Bu süreçleri, içinde bulunduğumuz kriz ortamında nasıl yeniden yorumlayacağımız üzerinde çalışırken toplumsal cinsiyete duyarlı bir göz ile bakmak bizce kaçınılmaz. Çünkü “kadınlar krizden daha çok etkileniyor” yargısı her ne kadar analizden uzak ve gelişigüzel görünse de, her dönemde ve özellikle kriz dönemlerinde yaşanan ayrımcılıklarda/zorluklarda toplumsal cinsiyetin belirleyici olduğunu kolayca fark edebiliyoruz.

Bu sebeple, oyundaki anlatılarımızda toplumsal cinsiyetin nasıl bir rol oynadığına ve hangi noktalarda oyuna feminist müdahaleler yapılabileceğine dair çalışma ihtiyacı hissettik. Bu çalışma, “iş hayatında kadınlar” gibi büyük bir başlığın araştırmasına girmekten ziyade gündelik hayattan, iş hayatından anlatılar ve anektodların yorumumuzu etkilediği ve zenginleştirdiği küçük bir araştırma olarak planlandı. Oyunda “Hasan” episodunda, İTÜ mezunu Hasan’ın iş arama sürecinin anlatıldığı mülakat sahneleri, bu anlamda güncellenmeye açık duruyordu. Buradan hareketle Boğaziçi Üniversitesi mezunu olan ve şu anda aktif olarak çalışma hayatında yer alan iki kadın ile detaylı görüşmeler yaptık. Yaptığımız görüşmelerde daha çok iş arama süreçlerinde ve işe alındıktan sonra çalışma ortamlarında maruz kalınan ayrımcılıklar üzerine konuştuk. Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nde (BÜMED) İnsan Kaynakları Uzmanı olarak çalışan Filiz Karakuş ve BÜKAK’ın danışman hocası olan Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Şemsa Özar ile yaptığımız görüşmeler de bu anlatıları yorumlamamızda bize yardımcı oldu. Aşağıdaki başlıklar bu görüşmeler ve röportajlara dair yorumlarımızın derlemesi niteliğindedir.

1. İşe Alınma Süreci:

Ne giysem?

Mülakat sırasında dış görünüşün önem arz ettiği ve mülakatçının üzerinde olumlu etki bırakmada etkili olduğu, mülakata gitmeden önce her adayın dikkate aldığı bir olgudur. Hatta internette “iş mülakatına giderken neler yapılmalı” üzerine küçük bir araştırma yapsanız karşınıza ilk çıkacak kriter giyim kuşam üzerine olacaktır. Örneğin, “Her ne kadar estetik önemli değil, içerik önemli dense de her kurum dış görünüşü değerlendirir. Abartılı olmamak kaydı ile temiz ve resmi bir görünüm yararlı olacaktır. Erkekler için takım elbise ya da pantolon-ceket tercih edilmelidir. Bayanlar içinse başvuracakları işe göre etek-gömlek ya da pantolon-gömlek iyi bir seçim olacaktır. Bayanlar elbise giymekten kaçınmalıdır[1]. Bu ve benzeri uyarılar aslında bize kadınların giyimlerinin mülakat esnasında onlara, giyim tercihleri ölçüsünde, avantaj ya da dezavantaj sağlayan bir kriter olduğunu göstermektedir. Etek, gömlek, pantolon, topuklu ayakkabı daha “derli toplu” olduğu için olumlu bir etki uyandırırken, elbise ya da açık ayakkabı gibi tercihlerin yapılması “ciddiyetsiz” ve “fazla rahat” olarak değerlendirilmektedir. Görüştüğümüz kadınlardan biri, yaz ayında bir iş görüşmesine elbise ve sandalet giyerek gittiğini ve mülakatçının “yazlıkta dolaşır gibi gelmişsin” ya da “sen giyinmiş süslenmiş gelmişsin, baban zengindir, bu işe çok ihtiyacın varmış gibi gelmedi bize” gibi tepkileri ile karşılaştığını ve bu durumun mülakat esnasında güven kırıcı bir etki yarattığını anlattı. Sonradan işe kabul edilmediğini öğrenmişti. Bu ve benzeri deneyimler aslında özellikle kadınların o işe uygunluklarının öncelikli olarak sahip olduğu beceriler ya da işe başvururken belirttikleri niyet üzerinden değerlendirilmediğini, günlük hayatta da yaşadığımız deneyimlerle paralel olarak, giyimlerine göre “ahlaksız”, “ciddiyetsiz” gibi belirli sınıflandırmalar ile karşı karşıya kaldıklarına işaret ediyor. Bu durumun kadınlar açısından belirli bir ayrımcılık yarattığını söylemek mümkün, çünkü ya mülakat esnasında güvenleri kırılıyor ya da mülakatçı tarafından eleniyorlar.

Nişanlı mısın? Evli misin?

Bir kadının mülakat esnasında “ahlaklı” veya “ciddi” bir adaymış gibi gözükmek için “doğru” giysileri tercih etmesi yeterli olmuyor. İş yaşamı dışında da “ahlaklı” bir hayat yaşadığının mülakatçı tarafından öğrenilmesi gerekiyor. BÜMED’de İnsan Kaynakları Uzmanı olarak çalışan Filiz Karakuş kendisiyle mülakat teknikleri üzerine yaptığımız görüşmede, bazı iş yerlerinde kadın adaylara mülakat esnasında  “Nerede kalıyorsunuz?”, “Oda arkadaşınız kadın mı erkek mi?” ya da “Nişanlı mısınız?” gibi sorular yöneltildiğinden ve kadınların bu sorular karşısında rahatsız olduklarından bahsetmişti. Bu yöndeki sorular, kadınların iş hayatı dışında nasıl bir hayat pratikleri olduğunu öğrenmek ve eğer bu hayat pratiği heteroseksüel bir ilişki biçimi değilse ya da toplum tarafından olumlanmayan bir heteroseksüel ilişki biçimiyse (örneğin evli olmadan aynı evde yaşamak) kadın adayın “uygun” bir aday olmadığı sonucuna ulaşılmasına sebep oluyor. Görüşmeler esnasında paylaştığımız deneyimlerden biri de bu yönde idi. Görüşme yaptığımız kadın ile konuşan mülakatçı, kendisine önce evli olup olmadığını, ardından da nişanlı olup olmadığını sormuş ve her ikisine de olumsuz cevap alınca  “Nişanlı olmayın zaten. Evli ya da bekar olun alırım, ama nişanlıysanız sizi işe almam. Çünkü nişanlı kadınlar her şeyi unuturlar, işlerine hiç konsantre olamazlar” demişti. Aday sonradan düşününce aslında mülakatçının, nişanlı kadınların akıllarının hep evlenmekte ve yaşayacakları cinsel ilişkide olduğunu söylemek istediğini anlamıştı. Bu anlatıdaki mülakatçının tavrı iki farklı açıdan değerlendirilebilir. Öncelikli olarak kadınların cinsellik deneyimini ancak ve sadece evlilik içerisinde, yani kadının ailesinin ve resmi makamların onayını aldıktan sonra,  yaşayabilecekleri kabul edilmektedir. Bu ön kabulün ardından evliliğin bir önceki aşaması olan nişanlılık evresinde olan bir kadının iş yaşamında verimli olamayacağı düşünülmektedir. Fakat bu durum sadece kadınlar için bir engel oluşturmaktadır. Bir erkek bekarken de, nişanlıyken de, evliyken de işine aynı oranda konsantre olabilir; ama cinselliğin hayatlarına girecek olduğunu düşünmek nasılsa kadınların tüm dengesini bozar, kaba tabirle kadınlar “eli işte gözü oynaşta” olmaya çok yatkındır(!)

Bunun yanı sıra bazı sektörlerde evli olmanın iş mülakatında kadınları dezavantajlı bir konuma düşürmesi de söz konusu olabiliyor. Örneğin bir görüşmemizde arkadaşının yaşadığı deneyimini bizimle paylaşan bir kadın, arkadaşının gittiği mülakatlardan birinde mülakatçının “Seni alırız ama evleneli 4 yıl geçmiş, çocuk yapma zamanınız gelmiş.  Eğer ki çocuk yapmayacağını taahhüt edersen alırız” tepkisi ile karşılaştığını anlattı. Bu anlatıyı yorumlarken evli olmanın çocuk yapmayı planlamak ile bir tutulduğunu vurgulayarak başlamak gerekiyor. Evli olma durumu, mülakatlarda kadınlar açısından sorun yaratıyor. Çünkü hem kadın çalışanın hamilelik-doğum döneminde işten uzak kalacağı, hem de devamında çekirdek aile içerisindeki işbölümü çerçevesinde çocuğun bakımı ile ilgileneceği “hesaplanıyor”. Toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde değerlendirdiğimiz zaman, çocuk sahibi olmayı düşünen bir kadının iş seyahatine gitme, gerektiğinde mesaiye kalma gibi esnek iş koşullarına uyum sağlayamayacağı, çünkü tüm önceliğinin çocuğu olacağının düşünülmesi pek de şaşırtıcı olmuyor. Bunun yanı sıra doğum yapan bir kadının yasal hakkı olan ücretli doğum izninin verilmesinde de sorunlar yaşanabiliyor. Kısacası evli olmanın mülakatlarda kadınlar açısından bir ayrımcılık yaratması sıkça karşılaşılan bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Fakat BÜKAK’ın danışman hocası Şemsa Özar ile yapmış olduğumuz görüşmede bu durumun son yıllarda bazı sektörlerde değişmeye başladığını ve ayrımcılığın başka bir biçim aldığını vurguladı. Şirketler artık uzun yıllar çalıştırdığı çalışanlarına yüklü miktarda tazminat ödemekten çekindiği için iki üç yıl çalıştırıp, sonra işten atma yoluna gitmeyi tercih edebiliyor. Bu nedenle evli kadınlar tercih sebebi olabiliyor çünkü ya kadınların hamile kalıp kendisinin işi bırakacağı ya da bunun işten atmak için iyi bir neden oluşturabileceği düşünülüyor.

2. Çalışma Ortamı

“Sen bu kıza dua et, o burada olmasaydı sana neler derdim

Kadınların çoğunlukta bulunduğu iş yeri ortamı ile erkeklerin çoğunlukta bulunduğu iş yeri ortamının, bir kadın çalışan açısından farklılık yarattığını söyleyebiliriz. Örneğin görüştüğümüz kadınlardan biri erkeklerin çoğunlukta olduğu ve teknik bir alanda iş yapan bir firmada çalışıyordu ve bir kadın olarak erkeklerin kendi aralarında geliştirdikleri ilişki biçiminden rahatsız olduğunu dile getirmişti. “Küfredecekleri zaman, ‘kusura bakma’ diyorlar, birbirlerine sessiz sessiz küfrediyorlar. Günde on kere şu muhabbet geçiyor: ‘Sen bu kıza dua et, o burada olmasaydı sana neler derdim’.” Erkeklik kültürü içerisinde yer alan küfür ederek veya şakalaşarak ilişki kurma biçimi, bir kadının bu ortama dahil olmasıyla “erkekliğinden” bir şey kaybetmiyor, ancak ortamda kadının varlığı zaman zaman bu kültürün üstünü kapatma “nezaketi”nin gösterilmesine sebep oluyor.  Bu “bacı” ilişkisi kadının daha “kibar” veya “kırılgan” olduğu düşünülerek onun yanında daha dikkatli davranılması ile sonuçlanıyor ve yüksek ihtimalle kadın o ortamdan ayrılır ayrılmaz “eski tas eski hamam” devam ediyor.

Kadınların çoğunlukta olduğu ama şirket patronunun erkek olduğu bir iş yerinde çalışan bir kadın arkadaşımız ile de görüştük. Kendisi kadınlarla aynı ortamı paylaşmanın kendisi üzerinde daha olumlu bir etkisi olduğunu fakat bu birlikteliğin her zaman problem çözücü olmadığını, dayanışma ile sonuçlanmadığını anlatmıştı. Patronunun kadın çalışanlar üzerinde iktidar kurduğu zamanlarda kadınların yalnız kaldığını, ağladığını ya da kendilerini kovdurmadan patron ile mücadele etmeyi öğrenmek zorunda kaldıklarını eklemişti. Patron açısından ise altında kadınları çalıştırmayı tercih etmesini “Evindeki iktidarı oraya taşımaya çalışıyor. Kadınları istediği zaman taciz edebildiği, istediği zaman çocuğu yerine koyabildiği bir dünya yaratmış iş yerinde. Zaten birçok kadın onun etrafında ve ona bir şeyi beğendirmek için uğraşıyor” şeklinde yorumlamıştı.

İş ortamında kadın-erkek ilişkileri

Çalışma hayatını, yapılan iş ile ilgili konular dışında da belirli sosyal ilişkilerin kurulduğu bir ortam olarak düşünürsek kadınlar ile erkekler arasında kurulan belirli ilişkilenme biçimleri tacizkar tavırlar içerebiliyor. Bu tavırlar aynı çalışma ortamında sürekli olarak birlikte zaman geçiren insanlar arasında yaşandığı için daha gizli bir biçimde ortaya çıkıyor. Bu durumlarda da kadınlar rahatsız hissetseler dahi, ilk bakışta bunu taciz olarak yorumlamakta ve tepki üretmekte zorlanabiliyor. Bir kadın arkadaşımız yaptığımız görüşmede, iş bulma konusunda kendisine yardımcı olmuş ve kendisinden daha üst bir konumda çalışan bir erkeğin “yeni işi kutlama” yemeğine çıkmakta ısrarcı olduğunu anlatmıştı.  Yemek esnasında konuşurken kendisine “bazı insanlar vardır kendilerini güzel hissederler, bazıları ise güzelliklerinin farkında değildirler” gibi imalarda bulunduğunu ve bu durumda kendini rahatsız hissettiğini söylemişti.  Karşısında kendisinden mevkii olarak üst konumda olan birinin bu tacizkar tavrı aslında kadınların iş yaşamında sıklıkla karşılaştığı bir cinsel taciz biçimi olarak karşımıza çıkıyor.

Bunun yanı sıra cinsel taciz sadece kadının kendisi ile herhangi bir ilişki kurma teklifi ile gerçekleşmiyor. Kadınlar çalışma ortamında, erkeklerin kendi aralarında kadınlar hakkında yaptıkları yorumlar ya da erkeklerin kendileri ile bir arkadaşını tanıştırma istekleri ile de sık sık karşılaşıyor. Bir görüşmemizde bir kadın birlikte çalıştığı erkeklerin konuşmalarında genelde şunların geçtiğini söylemişti: “Şimdi senin bir sürü güzel arkadaşın vardır, bir gün akşam dışarı çıkalım arkadaşların da gelsin”, “Öğlen gittiğimiz yerdeki garson taş gibiydi” vs. Ya da iş yerinde çalışan sekreterin kadın ve hiyerarşinin en altında olduğu için sürekli aşağılandığını, kendisiyle dalga geçildiğini, arkasından “bu ne biçim giyinmiş böyle” diye yorumlar yapıldığını anlatmıştı.

3. Sonuç

Yukarıda bahsettiğimiz tüm bu olguları sahne üzerine taşımak mümkün olmasa da, daha önce de vurguladığımız gibi oyun metninde yer alan bazı sahneler bu deneyimlere yer verilebilecek yapıda. Sahne çalışmaları ile masaüstü çalışmalarını birlikte yürüteceğimiz ve güncelleme yönündeki değişikliklere henüz başladığımız bu dönemde, yukarıda derlenen noktaların oyuna kadın bakış açısıyla yaklaşmak bağlamında ön açıcı olabileceğini düşünüyoruz. Burada ortaya atılan temaların oyunda ne şekilde işlenebileceği oyuna dair ayrıntılı bir çalışma ile netleşecektir. Ancak başlangıç olarak yukarıdaki derleme ışığında oyunda yorum geliştirilebileceğini düşündüğümüz noktalar şunlar:

İşe alınma sürecinde giyim ve medeni durum üzerinden şekillenen ayrımcılığın, iş arayan Hasan’ın girdiği mülakatlardan birinde özellikle kadınlar açısından işlenebilecek bir tema olduğunu düşünüyoruz.  Oyunun 2002 yılında sahnelenen metninde Hasan’ın ikinci mülakatı bir bankada geçer ve yapılan bire bir mülakatın sonucunda “yetiştirilmek” üzere işe alınır, fakat ertesi gün bankanın battığını öğrenir. Yapılan kurgu çalışmaları sırasında Hasan’ın ikinci mülakatının yine bir banka mülakatı olması, fakat bu sefer toplu mülakat olarak gerçekleşmesi önerisi geldi. Çünkü günümüz koşullarında bankaların toplu mülakat tekniğini uygulaması ve böylelikle adayların liderlik ya da takım çalışmasına yatkınlık gibi özelliklerini test etmesi söz konusuydu. Doğaçlanacak bu toplu mülakat sahnesinde bir kadın adayın niteliklerinin işi almaya uygun olmasına rağmen giyimi veya medeni durumu sebebiyle elenmesinin yer alabileceği konuşuldu.

Çalışma ortamında yer alan tacizkar tavırlara dair de Hasan’ın ilk başvurduğu, çokuluslu şirkette mülakatı yöneten Bülent Ateş tiplemesinin mülakat sırasında yanında yer alan ve altında çalışan Funda ve Leyla ile kurduğu ilişki bu yönde derinleştirilebilir. Bu süreçte yaptığımız görüşmelerde çıkan  “kadınların yanında küfür etmemeye çalışma ”, “yemeğe çıkmayı teklif etme”, “iltifat etmeyi bir motivasyon aracı olarak kullanma” gibi jestler üzerinden yola çıkılabileceğini düşünüyoruz.


[1]“Mülakat Teknikleri” bkz. http://www.elbim.com.tr/htm/i%C5%9F%20ba%C5%9Fvurusu/m%C3%BClakat%20teknikleri.htm