Kamuoyuna: Boğaziçi’nde yaşanan taciz olayı ve süreç üzerine

Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü’nde (BÜKAK) çalışan feminist kadınlar olarak Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan bir taciz vakasından 30 Haziran ve 1 Ağustos tarihlerinde sosyal medyada ve mail gruplarında Boğaziçili Feministler imzasıyla paylaşılan metinler aracılığıyla haberdar olduk. İki Boğaziçi Üniversitesi mensubu arasında gerçekleşen bu olay, yaygınlaştırılan ilk yazıda, üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışan Serdar Metin’in, üniversite öğrencisi olan bir LGBT arkadaşı yaş, akademik statü, toplumsal cinsiyet, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimden kaynaklı hiyerarşik konumundan faydalanarak taciz ve istismar ettiği şeklinde yer alıyordu. Yazıda polisin, hukukun ve akademinin cinsiyetçi tutumları genel olarak eleştiriliyor; bu yüzden tacize uğrayan kişinin soruşturma süreçlerine girmek istemediği ve yazıyı yayınlayan grubun kamuoyunu, Serdar Metin’e karşı tavır almaya ve Metin’i tecrit etmeye çağırdığı ifade ediliyordu. İki metnin yaygınlaşmasının ardından Serdar Metin, Facebook üzerinden paylaştığı açıklamasında neyle suçlandığının kendisine tam olarak açıklanmadığını, kendisinden bu zamana kadar açıklama istemediğini sadece birtakım yaptırımların devreye sokulduğunu dile getiriyor ve Boğaziçili Feministler imzasıyla dolaşıma sokulan metinlerle özel hayatının mahremiyetinin ihlal edildiğini belirtiyordu. Açıklamada, herhangi bir disiplin süreci işletildiğinde hakkındaki suçlamalara açıklık getirebileceği şeklinde yorumlanabilecek ifadeler de bulunuyordu.

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde bir cinsel taciz komisyonu ve ofisi kurulması ve var olan cinsel taciz yönergesinin revize edilmesi için bir yıldır çalışma yürüten feminist kadınlar olarak erkek egemen anlayışın sonuçlarından biri olan cinsel taciz ve saldırının her koşulda gereğince cezalandırmasına dair mücadeleden yanayız. Bu bağlamda kampüsle ilişkisi olan herkesin bilgisine sunulmuş ve çağrı niteliği taşıyan metinlerle deşifre edilen bu taciz vakasının tartışılmasını, sadece bu olay özelinde değil muhtemel tüm vakalar için model oluşturabilecek şekilde ele alınmasını önemsiyoruz.

 

Bu konunun çözümünde BÜKAK olarak nasıl yer alabileceğimizi tartışırken bazı sorular gündemimize geldi. Örneğin cinsel saldırıyı görünür kılmak ve cinsel taciz soruşturma süreci işletmek nasıl hem mümkün olduğunca tacize uğrayan kişiyi muhtemel yıpranmalardan uzak tutar hem de sürecin yapıcı bir sonuca ulaşmasını sağlar? Daha önce kampüs içinde karşılaştığımız cinsel taciz vakalarından da biliyoruz ki okul içinde bir disiplin süreci işletmek tacize uğrayan kişiler için yıpratıcı olabiliyor. Tacize uğramış ve içinde bulunduğu dayanışma ağlarıyla ya da bireysel olarak okul yönetimine gitmiş pek çok kadın ve LGBT bireyden; bazen verilen dilekçelere rağmen taciz eden kişiler hakkında disiplin soruşturması başlatılmasının geciktiği, bazen olayın taciz eden kişiyle “Bir daha yapma evladım.” konuşması yapılarak, hele de bu kişiler mezun olmak üzereyse olayın “Mezun olmasına şu kadar kalmış zaten.” şeklinde karşılandığı haberlerini alıyoruz. Bu olay özelindeyse konudan haberdar olan öğretim görevlilerinin bir sonuç çıkmayacağı önyargısıyla taciz şikayetinde bulunan kişiyi okul içi mekanizmalara yönlendirmediği yönünde duyumlar aldık.

 

Bu tarz olaylar bize, üniversitemiz içinde çeşitli dayanışma ağları içinde bulunan ya da bulunmayan kadın ve LGBT bireylerin maruz kaldığı cinsel taciz, saldırı ve istismar karşısında devreye girebilecek güvenilir yapılara ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Üniversitenin yönetmeliğinin cinsel suçları ele almada yeterli olmadığını biliyoruz. Bu nedenle 2006 yılında BÜKAK’ın başlattığı, okulda bir cinsel taciz politikası geliştirme çalışmasını geçen sene yeniden ele alıp bu süreci hızlandırmaya çalıştık. Kampüsteki feministler, konuya duyarlı hocalar ve feminist itkilerle hareket edenler kampüs yaşamını içeriden dönüştürmek için mücadele ederse okul yönetiminin cinsel taciz konusunda aktif bir rol edinebileceğini düşünüyoruz. BÜKAK olarak cinsel suçları, kadın haklarından yana bir çözüme ulaştıracak, üniversitemizde ve kamuoyunda cinsiyetçiliğe karşı duyarlılık geliştirecek ve kampüs yaşamını içeriden dönüştürecek bir mücadeleden yanayız. Cinsel tacizi bir “öğrenci sorunu” olarak tanımlamıyor; herhangi bir cinsel taciz şikâyetini ele alırken feminist bir perspektifle işletilebilecek bir sürecin uzun vadede üniversiteli feminist kadınların mücadelesinin somut kazanımlarına dönüşeceğine inanıyoruz. Kampüs içinde cinsiyetçilik karşıtı duyarlılığı geliştirmenin feminist sorumluluğun bir parçası olduğunu düşünüyoruz.

Karşılaştığımız bu vakada ise tacize uğrayan kişinin okul yönetmeliğindeki eksiklerden dolayı böyle zorlayıcı bir sürece girmek istememesini anlıyoruz. Bununla birlikte ilgili şikayetin kadın haklarından yana çözüme ulaşabileceği bir tartışma zemini oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Feminist, LGBT ve diğer muhalif dayanışma ağlarının sorumluluğu da bu noktada ortaya çıkıyor. Bu olayda Boğaziçili Feministler tarafından işletilen sürecin sonucunda tacizle suçlanan kişiye karşı tavır alma ve tecrit çağrısı yönünde bir karar alınıyor. Bunun, konuyla ilgili olguları netlikle ifade etmeden ve tartışma zemini önermeden sürecin müdahili olmamış bireyleri tecrit kararına dâhil olmaya çağıran bir yargı kararı olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca bu yönde bir çağrı, olaydan grubun kararıyla haberdar olan kamuoyunun, vaka karşısında nasıl tavır alacağını değil taciz vakasının gerçekliğini tartışmasına neden olabiliyor.

 

Bir taciz vakası ile karşılaşıldığında kadının/tacize uğrayan kişinin beyanı esas alınarak, tacizle suçlanan kişinin hakkındaki suçlamalara açıklık getirebileceği bir zemin yaratılması gerektiği fikrindeyiz. Çünkü tacizin olduğunu ispat etmek tacize uğrayan kişinin ya da süreci işletenlerin değil tacizle suçlanan kişinin sorumluluğudur. Eğer kendisi bu süreçte beyanın aksini ispatlayamazsa kendisinin, yaptığının cinsel taciz/ saldırı olduğunu kabul etmeye ikna edilmesi bu sürecin ilk yaptırımı olabilir.

 

Özetle, BÜKAK’lı feminist kadınlar olarak bu konunun sistemin dayattığı gibi erkek egemen bir süreç işletilmeden çözüme ulaşabilmesi için bir tartışma zemini oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu durumda okulun ilgili kurullarına başvuru yapılabilir ya da bu kurullara güvenilmiyorsa feministlerden oluşan bağımsız bir komisyon tarafından konunun ele alınması önerilebilir. Nihayetinde karar tacize uğradığını açıklayan kişiye aittir. Taciz şikayetinde bulunan arkadaşımız üniversitenin ilgili kurullarına başvurmayı düşündüğü takdirde BÜKAK olarak sürecin takipçisi olacağımızı; konunun feministlerden oluşan bağımsız bir komisyon tarafından ele alınmasını tercih ederse bu komisyonun oluşmasına destek vereceğimizi belirtmek istiyoruz. Bu konuda oluşturulacak bir inisiyatif ya da tartışma ortamında bulunmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz.