Ekonomik Krize Feminist Perspektifle Bakmak:
Yelda Yücel ile Söyleşi

Günce Şıralı

Merve Tabur

Bilgi Üniversitesi öğretim görevlisi Yelda Yücel ile neoliberalizm ve kadınlar üzerindeki etkileri üzerine bir söyleşi hazırladık. Kayıtdışı-
laşma, sendikalaşma, ev içi üretim ve bütün dünyayı olduğu kadar şu an Türkiye’yi de sarsmakta olan ekonomik kriz gibi konuları kadın bakış açısı üzerinden konuştuk.

Yelda Yücel – Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde tamamladı. Halen ekonomist olarak çalışıyor ve Bilgi Üniversitesi’nde dersler veriyor. 1990’lı yıllardan bu yana kadın hareketi içinde yer almakta. 2000 yılında Birleşmiş Milletler’in düzenlediği Pekin+5 Dünya Kadın Konferansı’na Pazartesi Dergisi’ni temsilen, 2006-2007 yıllarında Belçikalı feminist kuruluş Amazone’un İran ve Brüksel’de düzenlediği “Kadınlar ve Geçiş Sürecindeki Toplumlar” konferanslarına konuşmacı olarak katıldı. Makro ve feminist iktisat konularında çalışmalarını sürdürüyor.

yelda_yucel

BÜKAK: Birikim’in 267. sayısındaki yazınızda dünyada ‘80 sonrası gözlemlenen süreçte kadınların hizmet sektöründe ve kayıt dışı sektörde daha çok görünürlük kazandığını belirtmişsiniz. ’80 sonrası kayıt dışı sektörde ve hizmet sektöründe görülen artışın dinamiklerini kadın bakış açısından biraz açabilir misiniz?

Yelda Yücel: Enformalleşme olarak adlandırılan durum, son otuz yılın yeni üretim modelinin bir sonucu. Bugün dünya kapitalizmine baktığımız zaman finans sermayesinin başat olduğunu, bunun yanı sıra üretimin teknolojinin yardımıyla parçalanıp tüm küreye yayıldığını ve merkezsiz üretim biçimlerinin yaygınlaştığını görüyoruz. Enformalleşme ise iş kanunlarının korumadığı, iş güvencelerinin az olduğu, esnek, projeler bazında tanımlanan, insanların özlük haklarıyla ilgili muhataplarını çoğu zaman bulamadıkları, gelecek ve süreklilik açısından risk arz eden iş biçimlerinin çoğalmasını ifade ediyor. Kayıt dışı sektör tarımda çalışanları, kendi işini yapanları, proje bazında çalışanları ve evden iş yapan kadınları kapsayabiliyor. Bu yüzden kayıt dışı sektör tanımlanması zor bir alan. Küresel iş bölümünde ileri kapitalist ülkeler artık teknolojinin de yardımıyla üretimi emeğin daha ucuz olduğu, emeği sömürebilecekleri ve baskı altında tutabilecekleri bölgelere kaydırdılar. Bu bölgeler başta Çin, Hindistan, Güneydoğu Avrupa ve kısmen Türkiye olmak üzere aslında gelişmekte olan ülkeler. Enformalleşme de bu sürecin bir parçası olarak ortaya çıktı. Mesela, artık bir kot pantolonun tamamı bir fabrikada başından sonuna kadar üretilmiyor. Boyaması, taşlaması, üzerine marka işaretinin yapıştırılması, yani üretimin her bir parçası kayıt içinde ya da dışında pek çok şirket tarafından dünyanın pek çok yerinde gerçekleştirilebiliyor çünkü var olan teknoloji ve sermayenin hareketliliği bunu mümkün kılıyor.

Küresel iş bölümü düzenlenirken dünyanın üretim deposu haline gelen bu yerler aynı zamanda birer kadın emeği deposu oldular. Fabrikalarda, çalışma kampı gibi alanlarda genç kadınlar çok ağır şartlarda çalışıyorlar. Ev eksenli ya da özlük haklarının zayıfladığı çok kötü koşullarda çalışmaya razı olan kadınlar bu sektörde maalesef yerlerini almak zorunda kaldılar.

Enformalleşmeyle birlikte yürüyen ekonomik büyüme dönemlerinde bile Türkiye’de kadın istihdamında, dünyanın diğer yerlerinde gözlemlendiği gibi bir artış olmamasını hangi etkenlere bağlıyorsunuz?

Kapitalizmin kadınlarla kurduğu tek bir ilişki biçimi yok; kadınların konumu bölgelere, ülkelerin dünyadaki küresel iş bölümünde üstlendikleri role bağlı olarak belirleniyor. Türkiye 2001 krizinde çok ciddi bir kırılma yaşadı ve bu kriz Türkiye’nin neoliberalizme eklemlenme sürecini hızlandırdı. Bu dönemde Türkiye’de ihracata yönelik sektörlerde bir büyüme kaydedilirken bu dönüşüm sırasında kadın iş gücü artmadı. Aksine büyüme ile birlikte kadın istihdam  artışları sınırlı kaldı. 2002-2006 döneminde Türkiye ihracatta ve imalat sanayinde büyüme gösterirken tarımda çok ciddi bir çözülme gerçekleşti. Bu çözülme sonucu ortaya çıkan iş gücü kentlere yığıldığında, erkekler örneğin inşaat gibi hizmet sektörlerinde çalışabilirken kadınlar böyle bir fırsatı yakalayamadılar. Bunun biraz da Türkiye’nin ataerkil sistemiyle ilgisi var çünkü kapitalizm girdiği bölgelerde muhafazakarlık, etnisite, ataerki gibi etkin yerel motiflerle ilişkiye giriyor; gerektiğinde çatışıyor, gerektiğinde uzlaşmaya gidiyor. Türkiye’de kadınların çalışamamasında hem ataerkil sistemin güçlü olmasının hem de Türkiye’nin küresel iş bölümüne eklemlenme biçimlerinin rolü var. Mesela Türkiye’de iç savaş sebebiyle ortaya çıkmış olan iç göçü bir kenara bırakırsanız dünyadaki şekliyle bir kadın dış göçü de yoktur çünkü ataerki buna izin vermez.

Enformalleşmeye destek veren süreçlerden birinin de ‘’kriminalleşme’’ olduğunu söylüyorsunuz. Türkiye’de kayıt dışı sektörde nasıl bir kriminalleşme var? Bunun kadınlar üzerindeki etkilerini açabilir misiniz?

Kriminalleşmeyi enformalleşmeyle el ele yürüyen, hukuk süreçlerinin işletilemediği ve insan haklarının sık sık ihlal edildiği bir süreç olarak tanımlıyorum. Örnek olarak kadın ticaretini ele alalım; kadın bedeni ve emeğinin sömürüsü üzerinden yürüyen çok büyük bir sektör olduğunu biliyoruz. Kadın göçmenlerin bir yerden bir yere taşınırken devletin görevlileriyle kurduğu ilişki başlı başına kriminaldir. Karşılıklı uzlaşma ve rüşvet üzerine kuruludur.  Kadınların taşınması sırasında elde edilen rantlar devlet görevlileri ve o sürece tanıklık eden bireyler tarafından paylaşılmaktadır. Aslında devletlerin kadınların yurt dışında çalışarak içeriye gönderecekleri dövizlere ihtiyaçları var; o yüzden de kadınların dışarıda hangi koşullarda olursa olsun çalışmasına göz yumuyorlar. Göç alan ülkelerin devletleri de, bakım işini bireysel çözümlere havale etmek, göçmen olarak gelen bu insanların sosyal güvenliği için devlet bütçesi ayırmamak gibi amaçlar uğruna insan hakkı ihlallerine göz yumuyor. Çünkü bu yolla emek ucuz tutulmaya, devlet bütçeleri de rahatlatılmaya çalışılıyor.

Üretim ilişkilerinin ev içine uzandığı durumlar bu şemaya nasıl oturuyor? Neoliberal dönemin emek dönüşümlerinden birinin bu doğrultuda olduğunu az çok biliyoruz. Sermayenin, ev kadınlarının emeğine farklı şekillerde ulaşma çabası var. Bu yeni gelişmeler özel alan-kamusal alan ikileminde sıkışmış olan kadının durumunu nasıl etkiliyor?

Bu durumu kadınların “her zaman kaybeden olduğu” gibi bir çerçeveye sıkıştırarak değerlendirmememiz gerekir çünkü bir kadın gelirini kendi elde ettiği zaman evin içindeki pazarlık gücünde ve konumunda bir değişme potansiyeli  ortaya çıkar. Maalesef tamamen ev içine sıkışmış olan kadının ataerkil düzenle pazarlık gücü de sınırlı kalıyor. Bu yüzden biz, kadınlar çalışmasınlar ve gelir sahibi olmasınlar deme lüksüne sahip değiliz. Kadınların bir şekilde  çalışmasını ya da bu düzen içinde  birilerine muhtaç olmadan yaşamasını savunmak durumundayız. Ama görmemiz gerekir ki kapitalizmin kadın emeğine ulaşma çabası aslında tamamen sermayenin maliyetlerini düşürebilme çabası. Kadınlar hep daha uysal, aileyi geçindirmek adına fedakarlık yapabilen kişiler olarak biliniyor; bu da kapitalizmin işine geliyor.

İş dünyasında çok iç açıcı bir görünüm yokken, bir de kadınların ev içi yükümlülükleri, onların işini iyice güçleştiriyor. Kadınlara atfedilen ev içi görevler aynı şekilde kaldığı sürece, parça başı iş alarak ya da mikro kredi ile iş kurarak çalışan kadınların güçlenmesi sınırlı kalacak. Dışarıda tam zamanlı çalışan kadınlar için de durum farklı değil. Onlar da ev içi işi başka kadınlara havale ederek halletmek zorunda kalıyorlar. Ev içinde değişimin gerçekleşebilmesi için sosyal politikaların hem erkekler hem kadınlar üzerinden çok ciddi olarak yeniden yapılandırılması gerekiyor. Bakım ve ev işlerinin değerli olduğunun kamusal otoriteler tarafından kabul edilmesi, erkeklerin sosyal politikalar yoluyla iş bölümünde daha fazla sorumluluk almaya ikna edilmesi gerekiyor. Bizim de feministler olarak bu dönüşümü kendi hayatlarımızda gerçekleştirebilmemiz için uğraşmamız lazım.

Neoliberal politikalara karşı Türkiye’de kadınlar bir mücadele zemini yaratmaya çalışıyorlar. Novamed Direnişi, DESA Grevi bunların örnekleriydi. Siz bu mücadeleleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu mücadelelerin ne gibi eksiklikleri ve sorunları var? Sizce Türkiyeli kadınlar neoliberalizme karşı mücadelelerini nasıl güçlendirebilirler?

Türkiye’de şimdiye kadar çok güçlü bir direniş örgütleyebildiğimizi söylemek güç ama muhalifler içinde neoliberalizme karşı direnişte kadınlar nispeten daha örgütlü ve daha çok ses getiren kesim oldu. O açıdan 2001 sonrasının en aktif ve militan kesimini kadınlar oluşturdu diyebiliriz. Medeni Kanun değişikliklerini, Novamed direnişini, sosyal güvenlik yasa tasarısını ve istihdam yasasıyla ilgili kampanyaları ve en son DESA işçisi Emine Arslan’la birlikte yürütülen mücadeleleri buna örnek gösterebiliriz. Neoliberalizmle mücadele dediğimizde çok büyük bir alanı ima etmiş oluyoruz. Bunun karşısında, Türkiye’de kadınlar bugüne kadar en renkli ve seslerini en çok yükselten kesim olsalar da parçalı olduğumuzu belirtmemiz gerekiyor. Güzel örnekler var ama bunu daha da ileriye götürebilmek için ne yapılabilir düşünmek lazım.

Bugün dünyada küresel krizin çıkmasıyla aslında bir dönemin de sonuna gelindi; kesinlikle yıkılamayacağı düşünülen sistem çöktü. Biz bu sistemin en güçlü halinde bile ses çıkarabildiysek, sistem çökerken daha fazla ses çıkarabilir, taleplerimizi daha fazla dillendirebiliriz. Ama her krizde kapitalizmin kendini müthiş bir uyarlama gücü olduğunu unutmamalıyız. Bugüne kadar biriktirdiği deneyimlerle, çok hızlı bir refleksle, eminim ki yeni bir modele dönüşecek. Şu anda krizin neresinde olduğumuz belli değil ama bu krizden sonra kamu sektörünün ekonomideki ağırlığının arttığı ve kamu otoritelerinden daha fazla denetim ve yönlendirme beklenen bir kapitalizme doğru gidiş var.

Bu süreçte yerel olsun uluslararası olsun sermaye sahipleri arasında çok büyük paylaşım kavgaları olacak ve dolayısıyla ilerici toplumsal kesimlerin de sesinin daha çok çıkması gereken bir ortam oluşacak. Bir taraftan da neoliberalizmin yarattığı hayal kırıklığı ile uluslar kendi içlerine dönmeyi tercih edebilirler. Bu da milliyetçiliğin, muhafazakar politikaların artışını destekleyebilir; açık toplum olmaktan kapalı topluma doğru bir gidişat mümkün. Bu bizim açımızdan kötü olur. Diğer taraftan hükümetlerin halklarına karşı daha kırılgan olacağı bir döneme gireceğiz; işsizliğin artışıyla beraber yönetimler iktidarlarını sürdürebilmek için insanların taleplerine cevap vermek zorunda kalacaklar. Sesimizi duyurmamız açısından daha çok olanak barındıran bir döneme girdiğimiz kesin.

Çalışan kadınlar için ne tarz alternatif örgütlenme biçimleri ya da ortak kamusallıklar olabilir? Novamed, DESA birer fabrika örgütlenmesiydiler. Peki kayıt dışı alanda ya da ev eksenli çalışanlar, seks işçileri vb. için alternatif örgütlenme biçimleri mümkün mü?

Kadınların sendikalarda yer alabilmeleri önemli ama bunun için ev içi işbölümündeki yüklerinin de azalması gerekiyor. Ev içindeki işbölümü gerçekten değişmeden şu an hali hazırdaki yöntemler örgütlenmeyi çok da fazla arttırmıyor. Belki internet gibi teknolojileri kullanabilen kadınlar yeni dönemin stratejilerini kullanarak bu ağlarla yeni iletişim kanalları oluşturabilirler. Evlerinden çıkmaları çok zor olan kadınlar için bu bir strateji olabilir. Eskiden bir fabrika vardı ve sendikalar da o fabrikanın işçileri ile rahatça örgütlenebiliyordu. İnsanlar birbirlerini tanıyordu ve üretim sürecine hakimdiler ama şimdi öyle bir ortam yok. İşçiler çok yalnız ve bu insanlara, özellikle kayıt dışı sektördeki işçilere ulaşabilmek çok zor görünüyor. Öte yandan, mesela Amerika’da ev temizliğine giden, bakım işleriyle uğraşan (bizzat kayıt dışı sektörde) kadınların kendi örgütlenmeleri var ve Obama hükümetinin onlara sosyal güvenlik hakları sağlaması konusunda çalışıyorlar.

Kayıt dışı sektörde çalışan kadınlara nasıl ulaşılabileceği konusunda bugün Avrupa Sendikalar Birliği Başkanı’nın bile bir çözümü yok. Dünyadaki bazı örneklerde olduğu gibi, kadınların örgütlenip kendi taleplerini dile getirmelerini umabiliriz. Bunun yanı sıra, istihdam alanını düzenleyen ve kayıt dışı sektöre dönük yasalarda değişiklik yapmak için kafa yoran kadın gruplarına da ihtiyacımız var. Türkiye’de bugün kamu politikalarında kadınların lehine değişiklik olması için çalışan arkadaşlarımız var. Şu an için yapabileceklerimiz yasalardaki değişikleri zorlamak, AB uyum sürecinde kadın lehine olan istihdam ve sosyal devlet konularında etkili olmaya çalışmak ve sendikalardaki feminist kadınlara destek olmak gibi görünüyor.

Türkiye’de de etkileri gözlemlenmeye başlayan son kriz acaba farklı kadın kesimlerini nasıl etkileyecek?

Kriz sonucu Türkiye’de işsizlik rakamları hızla yükseliyor ama henüz Ekim itibariyle işgücü verileri krizin istihdam alanında kadınlar üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığını, önce erkeklerin işten çıkarıldığını gösteriyor. Tarımda ve hizmet sektöründe kadın istihdamı şimdilik artmış görünüyor. Asıl bundan sonra 2009’u içeren verilerde krizin etkisini daha net görmeye başlayacağız. Kriz nedeniyle kayıt dışı sektörde istihdam artışı gerçekleşiyor olabilir. İşsizliğin artmasına paralel olarak iş bölümünde kadın ve erkekler arasında yer değiştirme olabilir. Türkiye’de 2001 sonrası dönemde çok sayıda kadın işsiz kaldı; tekstil sektörü ve tarım küçüldüğü için kadınların aleyhine bir süreç yaşandı. Ama şu anki krizin etkilerini tam olarak gözleyemiyoruz. Kadın istihdamı Meksika ve Hindistan örneklerinde olduğu gibi kriz sonrasında artabilir; kadınlar kayıt dışı sektörlerde sigortasız ve düşük ücretlerle çalışmayı kabul edebilirler. Belki yeni dönemde kadınlar ayakta kalabilmek için çok daha fazla çalışmak zorunda kalacaklar ve ailenin devamını sağlayabilmek için daha yaratıcı çözümler üretecekler: Yeni tasarruf yöntemleri geliştirecekler, akrabalık ve komşuluk gibi dayanışma ilişkileri seferber edilerek krize karşı dayanma güçlerini arttırmaya çalışacaklar. Bir yandan da kadınların kriz nedeniyle boşanmamayı tercih etmek gibi, yani mutsuz olsa da aile kurumu içinde kalma, aile içi şiddete maruz kalma gibi sonuçlara da katlanmaları gerekecek. Birçok açıdan tatsız bir döneme giriyoruz.

Krizin etkilerine ve neoliberal politikalara karşı kadınların öncelikli talepleri ne olmalı? Bu talepler için nasıl bir siyaset izlenmeli? Bu taleplerin oluşması ve kamusallaşması için neler yapılmalı?

Sendikalarda ve diğer çalışan örgütlenmelerinde krizin etkileri çok yakından hissedilecek, onlarla ilgili çalışmalar yapılmaya başlanacak. Bu çalışmalar derli toplu bir şekilde birleştirilip ne kadar insanın krizden ne şekillerde zarar gördüğüne dair bir sonuç çıktığı zaman, buradan hükümet politikalarını etkilemek amacıyla talepler oluşturabiliriz. Bunlar kısa vadeli stratejiler. Türkiye’de bir resim ortaya koymamız gerekiyor. Kadınlar olarak bu işte çalışan akademisyenler, araştırmacılar, öğrenciler ve üniversitelere çok iş düşüyor. Daha uzun vadede ise bu kriz feministler olarak nasıl bir dünyada yaşamak istediğimiz sorusunu da düşünmeye ve tasarlamaya fırsat yaratabilir belki.

Kadınların yoksulluğa ve neoliberal politikalara karşı mücadelelerinde sendikaların rolü nedir? Sendikaların kadın politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sendikalar önemli. Mesela Petrol-İş’teki feministler olmasaydı, bugün Novamed direnişi başarıyla sonuçlanamazdı. Her ne kadar eleştirirsek eleştirelim, sendikalardaki mevzileri korumamız gerekiyor. Artık sadece yerel talepleri oluşturmak yetmiyor; bir şekilde benzer talepleri savunan uluslararası muhalefeti de harekete geçirmek gerekiyor. Bugün Novamed direnişinde de, DESA direnişinde de stratejilerden bir tanesi benzer talepleri dile getiren sendikaların ya da uluslararası sendikalar ağının desteğini bu eylemlere katmak oldu. Küresel şirketlere karşı yerel kaldığımız zaman güçsüz oluyoruz, ama küresel şirketlerin bağlı olduğu yasalar çerçevesinde uluslararası muhalefeti de işin içine katabildiğimizde güçleniyoruz. Yerelde örgütlenirken bir taraftan da dışarıdaki muhalefetle kendi davamız bağlamında ilişkiyi sürdürmemiz önemli.