Rela Mazali ile Söyleşi: İsrail’de Feminist Bir Antimilitarizm


Hêja Türk

Yıldız Tar

BÜKAK: Öncelikle bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Antimilitarist ve feminist aktivizmle nasıl ilişkiye geçtiğinizle başlayabiliriz.

Rela Mazali: Uzun zaman önce, 1980’de, İsrail işgaline karşı durarak aktivist olmaya başladım. Ancak işgal karşıtı hareket ve diğer gruplardaki aktivizm sürecimde kadınların marjinalleştirilmesine tanık oldum ve arkadaşlarım vasıtasıyla feminizmi keşfettim. Üniversitede feminizm ya da toplumsal cinsiyet çalışmalarına dair herhangi bir eğitim almadım. Bütün feminist eğitimim arkadaşlarıma, okumaya ve kendi kendine öğrenmeye dayanıyor. Arkadaşlarımla karşılıklı öğrenmek, arkadaşlarımın verdiği materyalleri okumak, onlara makale vermek ve tartışmak. İşte feminist eğitim. Bunların bir kısmı akademik materyaller idi; ancak yine de resmi akademik eğitim değildi.

90’ların başında bir film üzerinde çalışıyordum, bir belgesele başlamıştım. Filmin yönetmeni değilim, zira film yönetmeyi bilmiyorum; ancak 89’da başlayıp 93’e kadar süren ilk Filistin başkaldırısı olan Birinci İntifada’nın bastırılması sürecinde yer alan askerlerle ilgili bütün süreci incelemeye başladım. Ve çalışmalarım süresince askeri hizmetin benim de bir parçası olduğum, bir üyesi olarak sınıflandırıldığım Yahudi toplumu için ne anlama geldiğine çok yakından baktım. Özellikle, çocukların ileride bir gün askere gitmek zorunda olacakları bilgisiyle nasıl yetiştirildiklerine ve ailelerin bu süreç boyunca onlara eşlik ederken ne yaptıklarına… Böylece bu konularda yazmaya ve konuşmaya başladım. ABD’de Cynthia Enloe ile çalışan Feminist Filistin Hareketi’nden aktivist bir arkadaşım yazılarımı okudu ve bana militerleşme hakkında yazdığımı söyledi. Militerleşme nedir diye sorduğumda ise bana, “senin yazdığın şeyler” diye cevap verdi. Benibu konuyla o tanıştırdı ve bana materyaller yollamaya başladı. Jacklyn Cock’un yazdığı, benim için büyüleyici ve çok önemli Women and War in South Africa[1] (Güney Afrika’da Kadınlar ve Savaş) adında bir kitap var. Arkadaşım bütün kitabı fotokopi çektirip bana yolladı.Beni e-posta yoluyla Cynthia ile tanıştırdı ve Cynthia da bana toplumumuzla ilgili sorular sormaya başladı. Ben bu şekilde antimilitarist oldum.

New Profile üyesi olduğunuzu biliyoruz. Bize New Profile hakkında bilgi verebilir misiniz? Ayrıca, New Profile’ın kültürel çeşitlilik konusuna yaklaşımını da merak ediyoruz. Örneğin, İsrail vatandaşı Araplarla ilişkiniz nasıl?

New Profile kadınların, erkeklerin ve cinsiyetini herhangi bir şekilde tanımlayanların oluşturduğu feminist bir harekettir. Belki de New Profile’ı çok cinsiyetli bir hareket olarak tanımlamalıyım. Bu durumu yaratmak için özellikle çaba sarf etmedik. Bu, harekette aktif olan insanların gerçekliği. New Profile’ın böyle bir duruş sergilemek için özel bir çabası yok. Bunu özellikle size ve LGBTT meselesi ile yakından ilişkili feminist aktivistlere söylemeyi önemli buluyorum. New Profile, LGBTT meselesi hakkında yargılarda bulunan bir yer değil. Gerçek şu ki; aktivist arkadaşlarımızın çoğu, özellikle de genç olanlar LGBTT bireylerden oluşuyor. Bunu benim söylemem ne kadar doğru olur bilemiyorum ama bence New Profile herkesin kendini rahat hissedebileceği, bu tarz farklılıklara açık bir yapı. Özetlemek gerekirse New Profile; İsrail kültüründe, toplumunda, ekonomisinde ve siyasi karar mekanizmalarında ordunun rolünü azaltmaya çalışan çok cinsiyetli feminist bir harekettir. İşimizin hatırı sayılır bir kısmı militerleştirilmiş bir toplum olduğumuz konusunda farkındalık yaratmaya çalışmaktır. Çünkü Yahudi-İsrailliler, İsrail halkını militerleştirilmiş bir toplum olarak görmediklerinden, militerleşme normalleştiriliyor. Böylece, bu durum doğal ve olması gereken bir durum olarakkabulediliyor ve başka seçeneğin olmadığı algısı “Başka seçeneğimiz yok, kendimizi korumalıyız.” düşüncesiyle oluşturuluyor. Çatışmayı siyasi bir tercih olarak görmüyorlar. Bunun yerine, İsrail’e bir şeylerin zorla dayatıldığını düşünüyorlar. Ve ordu da buna karşı bir savunma olarak algılanıyor. Yani insanlara bu konulardaki fikirlerinin ne kadar dar olduğunu, dünyayı belli bir şekilde algılamak üzere yetiştirildiklerini anlatmak ve alternatif bir bakış açısı kazandırmak gerçekten çok zor. Özetle yapmaya çalıştığımız bu. Bunu aktarımlarla, toplantılarla, tartışmalarla ve hazırladığımız bir sergi ile yapmaya çalışıyoruz. İsrail görsel kültürünü, bu kültürün nasıl militerleştirilmiş olduğunu ve bu militerleşmenin nasıl normalleştirildiğini gösteren gezici bir sergimiz var. Çoğunlukla genç insanlarla iki şekilde çalışıyoruz: Bunlardan ilki; kimi bütün yıl süren, kimi yaz kampı şeklinde organize edilen gençlik tartışma gruplarımız. Bu gruplara sponsor oluyor ve destekliyoruz; ancak gruplar bağımsız. Ve bağımsız olmalarının önemli olduğunu düşünüyorum. Bu kamplar genç insanlara normalde rahatlıkla ve güven içinde konuşamayacakları birçok konuyu konuşabilecekleri alternatif alanlar açıyor. Tartışmalar yalnızca askerlikle ilgili değil. Askerliğin yanı sıra, farklı toplumsal meseleler eleştirel feminist bir perspektifle ele alınıyor. Ayrıca askere gitmek istemeyen gençlerle de çalışıyoruz. Onlara seçenekleri hakkında kapsamlı bilgiler sunuyor, yasal seçeneklerini hatırlatıyoruz; çünkü çoğu zaman bu bilgiye ulaşmak o kadar da kolay olmuyor. Yani onları bilgilendiriyor ve asker olmamak için başladıkları süreci sonuna kadar götürmeye karar veren insanlara bu süreç boyunca eşlik ediyoruz. Bu, işimizin çekirdeğini oluşturuyor diyebilirim. New Profile ismi iki anlama geliyor: Birincisi, toplumumuzun ve devletimizin profilini militerden sivil olana; askeri değil gerçekten demokratik olan bir vatandaşlık profiline dönüştürmek istediğimiz anlamına geliyor. İkincisini de şöyle açıklayabilirim: Orduya kaydolan herkesin bir askeri profili olur ve bu profil o kişinin nasıl bir asker olarak atanacağını gösterir. Örneğin, komando mu yoksa vasıfsız işleri yapan işçi-asker mi? Ayrıca bazıları çok “düşük” bir profille sınıflandırılırlar; öyle ki askerekabuledilmez, askerlikten muaf tutulurlar. Biz kendimizi New Profile olarak tanımlarken, askere alınmayacak kadar “düşük” profilin iyi profil olduğunu söylüyoruz. İşte ismimiz buradan geliyor.

Çeşitlilik konusuna gelince; İsrail’de çok farklı çeşitlilik meseleleri var. İsrail’in Filistinli vatandaşları konusu çeşitlilik meselelerinin en önemlilerinden biri ve ilk olarak ona değineceğim. Evet, biz her nasıl oluyorsa çoğunlukla İsrail vatandaşı Filistinli kadın gruplarıyla çalışıyoruz. Ancak bu zor bir iş; çünkü onları en fazla baskı altında tutan şey, en azından onların perspektifine göre, doğrudan militerleşme ile ilgili değil. Yani bizim çalışmalarımızla ilgililer; ancak enerjilerinin büyük kısmını bunlara harcamak, sürekli bunlarla meşgul olmak istemiyorlar. Bu yüzden onlarla gevşek bir bağımız var. Ayrıca Filistinli mültecilerle de bağımız var. İsrail vatandaşı olan ancak -örneğin 1948’de- zorunlu göçle yerlerinden edilen, evlerine ve köylerine geri dönemeyen Filistinli mülteciler gibi. Çoğunlukla onlarla diyalog geliştiriyoruz; onların hikâyelerini dinliyoruz ve onlar da bizim etkinliklerimizi dinliyorlar. Bu daha çok birbirimizin görüş ve sorunlarını anlamaya çalışmak gibi. Ortak bir aktivizm olmak zorunda değil.

Ayrıca bir de Mizrahi ya da Sefarad Yahudileri meselesi var. Kökleri Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine dayanan Mizrahi Yahudileri ile Avrupa’dan İsrail’e göç edenAşkenaz Yahudileri arasında toplumsal bir hiyerarşi var. 1947’de İsrail Devleti kurulduktan sonra, Arap ülkelerinden yoğun Yahudi göçü oldu İsrail’e. Şu anda bu Mizrahi Yahudileri İsrail’de çoğunluğu oluşturuyor. Çoğu işçi sınıfından, düşük eğitimli ve ayrıcalıklı olmayan kesimler. Bu gruplara yönelik yerleşik, sistematik bir sınıfsal ayrımcılık var. Ayrıca, Arap-Yahudisi olmalarından ötürü, bu gruplara yönelik ayrımcılığın arkasında ırkçı bir mantık da var. Bu mantığa göre Alman-Yahudisi olabilirsiniz ama Arap-Yahudisi olamazsınız. Bu iki kimlik oksimoronmuş[2] gibi algılanıyor. Ancak Arapçaları bir ölçüde kaybolmuş olsa dahi Arap ülkelerinden gelen Yahudiler var.Eğer ki İsrail’deki kültürel çeşitlilikten bahsedeceksek bu da bir çeşitlilik meselesi. Bu, sınıf ve etnik köken sorunuyla alakalı. New Profile ve İsrail’deki birçok radikal sol grup Aşkenazi kökenli; yani beyaz, orta sınıf, eğitimli, çoğunlukla Doğu ya da Batı Avrupa kökenli. Bu ayrımları aşmak oldukça zor. New Profile’da bunu denedik ancak bu anlamda çeşitliliği sağlayabildiğimizi söyleyemem. Biz hizmet ve yardımımızı herkese sunuyoruz. Çalıştığımız birçok genç insan, özellikle de halen askeri hapishanede olanlar, işçi sınıfından ve toplumsal olarak yoksun kesimlerden gelen gençler. Onlara vicdani retçilere yardım ettiğimiz gibi yardım ediyor, herhangi bir ayrım yapmıyoruz. Hapisten çıkmalarına yardım ediyoruz. Ancak bu grupla güçlü, devamlılığı olan bir bağ kurabilmiş değiliz.

Yeni kuşaklar ile nasıl ilişkilendiğinizi de merak ediyoruz. New Profile’ın üniversiteler ve feminist öğrenci kulüpleriyle ilişkisi nedir?

İsrail’de bildiğim feminist öğrenci kulübü yok. Belki vardır da ben bilmiyorum. Üniversitelerdeki kadın araştırmaları bölümleri ya da başka bölümler, bence maalesef apolitikleştirilmiş durumda. Üniversitede profesör olan ve aynı zamanda feminist, antimilitarist ya da işgal karşıtı aktivist olan insan sayısı çok az. İsrail’de akademik kariyer yapmak ve aynı zamanda aktivist olmak çok zor.

Türkiye’deki gibi.

Akademide yer almak isteyen birçok kişi ise sessiz kalıyor. Harekete geçmeleri genelde çok zor oluyor. Burada kimseyi yargılamıyorum. Ben akademide değilim. İstediğimi, istediğim kadar yazma hakkına sahibim. Ancak bu benim tercihimdi. Başka insanlar başka tercihler yapıyorlar. Genç insanlarla bağımızı çoğunlukla genç aktivistler yoluyla kuruyoruz. Bir kısmı New Profile’dan, bir kısmı Barış İçin Kadın Koalisyonu’ndan. Barış İçin Kadın Koalisyonu feminist bir hareket. İlk başlarda birçok hareketin birleşiminden oluşan bir koalisyon iken şimdi kendi başına bir oluşuma evrildi. Ve bana göre; işgal karşıtı, antimilitarist ve feminist hareketler içerisinde çok önemli ve etkili bir yerde duruyor. Orada da birçok genç aktivist var. Bir kısmı da daha yaşlı. Yeni nesille ilişkimizi işte bu iki yolla kuruyoruz; orduya katılmak istemeyenlere yönelik desteğimiz ve genç aktivistlerle bağımız.

 

 

 

 

Çatışma bölgelerinde barış sürecini başlatmak ve sürdürebilmek için birlikte barış içinde yaşamak isteyen gruplar arasında dayanışma ve ittifak yollarının bulunması şarttır. Filistinli feministlerle İsrailli feministler ya da Arap ve Yahudi kadınlar arasındaki dayanışma ve ittifak deneyimlerinizi paylaşır mısınız?

Süregiden yıllar boyunca her çeşit dayanışma ve ilişki gerçekleşti. Burada tarihe dalmak istemiyorum. Şunu da söylemek isterim ki aktivizmimin erken dönemlerinde bu tip şeylerin içerisinde oldukça etkindim. Sivilleşmeye odaklanmaya başladığımdan beri aktivizmimi İsrail toplumuna yöneltmem gerektiğini fark ettim. Çünkü başka birşey yapamazdım ve üyesi olduğum varsayılan toplum üzerinde çalışmam gerekiyordu. İsrailli olmayı bir şeyler söyleyebilmek ve eleştirel olabilmek için bir nevi giriş bileti gibi kullandım. Filistinli aktivistlerle ve arkadaşlarla ilişkiyi sürdüremedim. Yaklaşık on beş yıldır bu işlerin içinde değilim. Yalnız biliyorum ki en büyük dönüm noktası Oslo Mutabakatları idi. Çünkü 1993’de Oslo Mutabakatları’ndan önce devlet sınırlarını ve askeri sınırları aşan çok fazla çalışma vardı. Oysa şimdi İsrail vatandaşı Filistinliler ile kırk dört yıldır hiçbir ülke vatandaşı olmayan Filistinliler arasında ciddi bir fark var. Yıllar içinde diyalog kurmak giderek zorlaştı. Güven kaybı yaşandı. Filistinliler,Oslosürecinin bizi, eşit koşullardaki gruplarmışız gibi konuşabileceğimiz yanılgısına düşürdüğünü düşünüyordu. Filistinliler arasında bu düşünce, ilişkilerdeki normalleşmeye karşı gelişti. Oysa ben hiçbir zaman eşit olduğumuzu düşünmedim. Sıradan bir diyalog bile normalleşme olarak algılanıyor ve tepkilerini çekiyor. Yani, sınırlar ötesi dayanışma giderek azalıyor. Bunun yanı sıra fiziksel olarak da gidip gelmek çok zor. Kadınların Filistin dışına çıkmalarına izin verilmiyor. Belki şimdilerde İsrailli ve Filistinli aktivistlerin ortak girişimleri ufak da olsa yeniden ortaya çıkıyor olabilir. İlerde bir şeylere dönüşebilecek başka girişimler olduğunu duydum. Biz bu konuda pek başarılı olamadık. Üzücü ama öyle.

 

 

Türkiye’de askerlik erkekliğin inşasında çok önemli bir yerde duruyor. Bu ilişki İsrail’de nasıl şekilleniyor? İsrail’de kadınlar da askere gidiyor ve makalenizden öğrendik ki askere giden kadınların %80’i cinsel tacize uğruyor. Yaptığınız çalışmalara dayanarak bize kadınlar ve askerlik arasındaki ilişki hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?

Eğer Filistin vatandaşı ve Ortodoks dinine mensup değilseniz askerlik kadınlar için de zorunlu. Size Orna Sasson Levy ismini verebilirim. Kadınların askerdeki rolleri, ne tür işler yaptıkları ve orada nasıl bir kültürle karşılaştıkları üzerine yazdı. Kadınlar askere alınıyorlar ama birçoğu savaşa katılmıyor. İsrail ordusu ve İsrail toplumu hâlâ gerçek askeri, erkek olarak görüyor. Ve savaşan bir kadın-asker olsanız bile, gerçek bir asker değilsinizdir. “Neredeyse” bir askersinizdir. Yani kadınlar askerde üçüncü sınıf değilse bile ikinci sınıf konumundadır. Ve ordu onların bu ikinci sınıf statülerini içşelleştirmelerini ve normalleştirmelerini kolaylaştırır. Bunu olağan bir şey olarakkabulederler. Ordu, kadınların İsrail toplumundaki ikinci sınıf konumunun sürdürülmesinde çok merkezi bir yere sahip. Bu çok yanıltıcı; çünkü ordu, bir yandan kadınları askere alırken öte yandan bu askerealmaişlemini onlara layık görülen yeri benimsemeleri için kullanıyor. Ve orduya katılmayı reddeden kadın vicdanı retçiler New Profile’ı kurana dek bu durum vicdani ret hareketine de yansımıyordu.

Kadınlar asker olarak önemsiz oldukları için, vicdani retçi olarak da “önemsizler.” Bu mesele New Profile sayesinde gün yüzüne çıktı ve konuşulmaya başlandı. Sanırım bu algı biraz da değişti. Ama militerleşme her yerde. Askerliğe karşı olan vicdani ret hareketinde bile. Çünkü kadınların vicdani reddini değersizleştiren hareket içindeki cinsiyetçilik, kadını değersizleştiren ordudaki cinsiyetçiliğin tam anlamı ile aynasıdır.

Türkiye’de durum biraz farklı. Çünkü kadınlar askere gitmiyor, onun yerine asker yetiştirmeleri bekleniyor.

Anne olmak zorunda oldukları gibi asker doğurmak da zorundalar. Önce hamile kalmalılar. İsrail’de de aynı.

 

Türkiye’deki Kürt meselesini biliyorsunuz. Türkiye’de Kürt kadınlar antimilitarist hareketin temel dinamiklerinden biridir. Bunların bir kısmı hem asker hem de gerilla annesi. Hareketin içinde Türk kadınların sayısı ne yazık ki çok az. Devletin yaydığı milliyetçi militarist ideolojinin etkisiyle Türk asker annelerinin çoğu devlet erkine olan bağlılıklarını sürdürüyorlar. İsrail’deki asker annelerinin antimilitarist hareketteki konumu nedir? İsrail’deki Arap vatandaşlar oradaki antimilitarist hareketin dinamiklerinden biri mi?

Hayır. Filistinli Arap kadınlar İsrail’deki antimilitarist hareketin temel aktörleri değiller. Onlar işgal karşıtı ve ayrımcılık, ırkçılık karşıtı hareketin temel aktörleridir. Yani onları ezen ve değersizleşen her şeye karşı mücadele ediyorlar. İsrail’deki antimilitarist hareket Yahudi’dir.Eğerbir kıyaslama yapacak olursanız harekete destek verenlerin buradaki Türk kadınlara tekabül ettiğini göreceksiniz. İsrail’deki barış anneleri çoğunlukla Yahudi. Çünkü İsrail vatandaşı olan Filistinli kadınların çoğunun oğlu askerlik yapmıyor; sadece bir kısmı yapıyor. Bu arada meseleyi yalnızca anneliğe dayandırmak istemiyorum. Mesele daha karmaşık.

Peki İsrailli kadınları harekete katmayı nasıl başardınız?

Dürüst olmak istiyorum. Başardık; çünkü çocuklarınızın zarar görmesini istemiyorsunuz. Ve devletin buna ihtiyaç duyduğuna da gerçekten inanmıyorsunuz. Başka alternatifler olduğunu düşünüyorsunuz. Başka bir yol bulabiliriz. Bunun bir tarafı bencillik. “Çocuğumun tehlikeye girmesini istemiyorum. Askere gitmelerini istemiyorum. Buna ihtiyaç duyduğumuzu zannetmiyorum. Başka yollar olduğunu düşünüyorum.” Meselenin bir tarafında bu var. Bir yandan da biz feministler böyle bir toplumun; kadınları, azınlıkları ve farklılıkları yaralayan bir toplum olduğunu fark ettik. Bunun bir parçası olmak istemedik. Değiştirmek istedik. Militerleşmenin ciddi anlamda baskıcı ve tehlikeli bir güç olduğunu düşündük. Zenginler ile generaller dışında bu düzendeki herkes bir şeyler kaybediyor.

 

 

Türkiye’de askerlikten muaf olabilmek için gey ve transeksüel bireylerin, cinsel kimlikleri nedeniyle psikolojik sorunları olduğunu kanıtlamaları bir zorunluluk. Askeri hastaneden rapor almak zorundalar. Bu gerçekten de çok sancılı bir süreç. İsrail devleti benzer uygulamaları dayatıyor mu? Askere gitmek istemeyen LGBTT bireyler ne yapıyorlar? Rapor mu alıyorlar yoksa vicdani retçi mi oluyorlar? Bu mesele Türkiye’deki LGBTT topluluğu arasında ciddi bir tartışma konusu olduğu için İsrail’deki durumu özellikle merak ediyoruz.

Biz New Profile olarak yalnızca resmen vicdani retçi ve politik olanları değil, askere gitmek istemeyen herkesi destekliyoruz. Onların da pasif direnişçiler olduklarını düşünüyoruz. Herkes farklı yollara gider. İnsanlar her zaman vicdani retçi olmasalar da biz bütün hareketin ve artan sayımızın önemli olduğunu düşünüyoruz. Meseleyi elimizden geldiğince kamusallaştırıyoruz. Bunların çok küçük bir kısmı açıklanmış retler olsa bile biz, bütün üyeleri toplayıp bu meseleyi kamusallaştırıyoruz ki toplum bunun giderek büyüyen bir hareket olduğunu görsün. İsrail ordusu sözüm ona gayet liberal gibi görünüyor: “LGBTT olabilirsiniz, bunun orduyla bir ilgisi yok. Bu askere gitmemek için bir sebep değil.” Yanieğergitmek istemiyorsan diğerleri gibisin. Ya fiziksel bir nedeniniz olmalı; ya psikiyatriste gidip askere gitmeye elverişli olmadığınızı kanıtlarsınız ya da reddinizi açıklarsınız ve çoğunlukla hapse gönderilirsiniz. Türkiye’deki kadar değil, daha kısa bir süreliğine. Ama bu çok belirsiz ve muğlak bir süreç. Genellikle birkaç ay sürüyor. Sonra sizi bırakıyorlar ve tahliye kağıdınızın üstüne elverişli olmadığınızı yazıyorlar. Sonuç olarak LGBTT prosedüründen geçmek istemeyen insanların çoğu psikiyatrları kullanıyor. Bazıları fiziksel ya da psikolojik nedenler gösteriyor. Bir kısmı yurt dışına çıkıyor. Çok küçük bir kısım ise vicdani reddini açıklıyor. Ama çok net bir ayrım yok. İsrail’de LGBTT topluluğu içinde bu, büyük bir tartışma konusu değil; çünkü psikolog ya da psikiyatra gidip elverişli olmadığınıza dair rapor aldığınızda özel olarak sizin cinsel tercihlerinizle ilgili bir şey söylemiyorlar. Sadece sizin de diğerleri gibi uygun olmadığınızı söylüyor.

 

Basında size karşı herhangi bir sansür var mı peki?

Bu tam olarak sansür gibi değil. Daha ziyade, medyada yer bulamıyoruz çünkü tamamen marjinalleştirilmiş durumdayız. Yalnızca bazen zulüm gördüğümüzde büyük haber oluyoruz. O da tehlikeli suçlular olarak…



[1] Jacklyn Cock, Women and War in South Africa (York: Pilgrim Pr, 1993.)

[2] Oksimoron; birbiriyle çelişen ya da zıt iki kavramı, anlamı kuvvetlendirmek için bir arada kullanmaktır.