Katılımcı Ekonomi Herkes İçin Arzu Edilir Bir Ekonomi ve Siyaset Biçimi

BÜKAK’ta geçen dönem yaptığımız Feminizmler okumaları sırasında sosyalist feministlerin feminizmle ekonomi arasında kurduğu ilişkiyi tartışırken yaz döneminde alternatif bir ekonomik sistem olan “katılımcı ekonomi” üzerine çalışmaya karar verdik. Feminizmler okumaları boyunca kadın hareketi tarihi hakkında birikimimizi arttırırken kendi içinde bulunduğumuz feminist yapılarda, kadınlar için nasıl bir dünya arzuladığımız ve bunun için nasıl mücadele verdiğimiz üzerine düşündük/tartıştık. Şunu fark ettik ki tarih boyunca deneyimlenmiş feminizmlerin hiçbiri kapsamlı bir ekonomik vizyon sunmuyor. Bu yüzden de en çok tartıştığımız konulardan biri kadınlar için nasıl bir ekonomik sistem istediğimizdi. İçinde yaşadığımız sistemi eleştirirken alternatif de önerebilmenin önemli olduğu düşüncesiyle, katılımcı ekonominin herkes için olduğu kadar kadınlar için de arzu edilir bir ekonomik vizyon sunup sunmadığını görmek için BÜKAK’ta Katılımcı Ekonomi çalışma grubunu oluşturduk.

2011 Temmuz ayında okumalarımıza başlarken önce neoliberalizm, Marksizm ve Batı tarzı seçim demokrasisi gibi geçmişte denenmiş ya da hala uygulanan sistemleri yeniden hatırlamaya karar verdik. Okumalarımız boyunca ZNET’teki ve Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun (BGST) internet sitesindeki parecon (katılımcı ekonomi) makalelerinden; Aksu Bora, Tanıl Bora, İlknur Üstün ve Necmi Erdoğan’ın hazırladığı Boşuna mı Okuduk? adlı kitaptan; Selma James’in Cinsiyet, Irk, Sınıf Kadınlardan Yeni Bir Perspektif adlı kitabından ve bü’de Kadın Gündemi’nin 16. sayısında yer alan “Neoliberalizm ve Ataerkinin Kıskacında Kadınlar” adlı dosyadan faydalandık. Katılımcı ekonominin Marksist Leninist sisteme[1], Batı tarzı seçim demokrasisine ve tabii ki kapitalizme nasıl bir alternatif sunduğunu anlamak için ise Michael Albert’ın Kapitalizm Sonrası Yaşam: Umudu Gerçeğe Dönüştürmek adlı kitabının büyük kısmını okuduk ve üzerine tartışmalar yürüttük.

Dosyamızın ilk yazısı olan “Yeni başlayanlar için: Katılımcı Ekonominin Temel İlkeleri”nde “Katılımcı ekonomi nedir?” sorusuna mütevazi bir yanıt vermeye çalıştık. “Şimdiye Kadar Önerilenler, Gözden Kaçanlar ve Bir Alternatif Olarak Katılımcı Ekonomi” başlıklı yazımızda neoliberalizme ve kapitalizme alternatif olarak ortaya çıkan Marksizm’in cinsiyetçiliğe ve kadın sorununa bakışı ve uygulamaları ele alınırken; neden katılımcı ekonominin kadınlar için daha arzu edilir bir sistem olduğu ortaya konmaya çalışıldı. “Katılımcı Ekonomi Pratikte: İşgal Et, Diren ve Üret” adlı üçüncü yazımızda katılımcı ekonominin nasıl hayata geçirilebileceğine dair önemli bir örnek oluşturan, Arjantin’deki fabrika işgallerini ve bu mücadelelerin neden önemli olduğunu aktarmaya çalıştık. “Mücadele Kibri Ya da Kazanmak İçin Savaşmak” adlı yazıda ise katılımcı ekonominin ve aslında Michael Albert’ın bize hatırlattığı çok önemli bir noktayı paylaşmaya çalıştık: Sınıf, cinsiyet, engellilik, cinsel yönelim… Nasıl bir mücadele içinde olursak olalım, tarihin bir sonu olmadığı gibi muhalefetin de bir sonu yok.[2]

Ev içi emek ve seks işçiliğine dair yaklaşımların paylaşıldığı “Hareketlerin Stratejileri Üzerine: Reform mu Devrim mi?” adlı yazıda Michael Albert ve Selma James’in bakış açılarına referansla muhalif hareketlerin olası stratejileri üzerine yorumlar yaptık. Michael Albert’ın SSCB’de uygulanan Marksist Leninist sisteme eleştirel bir bakış getirerek teorize ettiği “koordinatör sınıf” tanımını, “Koordinatör Sisteme Eleştirel Bir Bakış” adlı yazıyla sizlere aktarmaya çalıştık.

Aksu Bora, Tanıl Bora, İlknur Üstün ve Necmi Erdoğan’ın hazırladığı Boşuna mı Okuduk? adlı kitabın özetini ve bizim koordinatörist sistemle ilişkimiz üzerine yaptığımız yorumları “Yoksa Boşuna mı Okuduk?” adlı yazıda topladık. “BÜ’de küçük bir tur: Herkes bir gün mezun olacak!” başlığıyla yayınladığımız mini söyleşilerde ise çeşitli bölümlerde okuyan öğrencilerin mezuniyet sonrasında kendileriyle ilgili ne gibi ekonomik tahayyülleri olduğunu okuma fırsatı bulacaksınız.

Dünyada son on yılda pek çok ekonomik kriz yaşandı. Marx’ın dediği gibi kapitalizm o kadar dirençli ve yaratıcı ki ekonomik sistem krize girdiğinde hemen çözüm yolları üretiyor ve bugün de bu çözümlerin faturası yine emekçilere, sömürülen sınıflara ve gruplara çıkıyor. Böylece kapitalizm “yaratıcı çözüm önerileri”yle göz boyuyor, “ezeli ve ebedi” bir sistem olarak kendini var etmeye devam ediyor. Fakat Türkiye’de ve dünyada milyonlarca muhalif, kapitalizmin bu dirençli varoluşunun tek çözüm olmadığını biliyor. Biz de kapitalizmin ebediyete kadar sürmeyebileceğini, onun “yaratıcı” çözümlerinin mümkün olan tek kurtuluş yolu olmadığını düşünerek başladığımız bu çalışmada katılımcı ekonomiyle tanıştık. Paylaşımda hakkaniyeti, çeşitli bakış açıları ve yaşam tarzlarının her zaman korunmasını, birey ve grupların öz – yönetimlerini ellerinde tutma haklarını ve toplumsal dayanışma ortamını savunan bu sistem, başka bir dünyanın mümkün olduğunu bize bir kez daha hatırlattı. Katılımcı Ekonomi dosyamızla, yeni bir dünya tanımlamak ve onu kazanmak için çaba sarf ederek oluşturduğumuz bu yazıları sizlerle paylaşıyoruz.



[1] Michael Albert Marksist Leninist sistem ile SSCB’de uykulanan sosyalist modeli kastetmektedir.

[2] Michael Albert, “Muhalefet”, Kapitalizmin Ötesinde Yaşam / Umudu Gerçeğe Dönüştürmek, çev. Taylan Doğan, İstanbul: bgst Yayınları, 2008, s. 323.