Seks İşçilerinin Yaşadığı Mağduriyetlere Kısa Bir Bakış


Ömer Faruk Kazancı

Seks işçilerinin tecrübe ettiği genel bir mağduriyetten söz edebilsek de bunu bütün seks işçilerinin aynı şekilde ve aynı şiddette tecrübe ettiğini söylemek yanlış olur. Bu kısa yazıda seks işçilerinin yaşadıkları mağduriyetleri ve şiddet biçimlerini genelevler ve kayıt dışı fuhuş ekonomisi olarak iki başlık altında incelemeye çalışacağım. Bunu yaparken, elbette, bütün sorunları pekiştiren dışlayıcı ve görmezden gelici toplumsal algıdan ve egemen söylemden de bahsetmemek olmaz.

Seks işçilerinin yaşadığı mağduriyeti ve bu mağduriyetin yeniden ürettiği tahakküm biçimlerini daha iyi kavrayabilmek için öncelikle toplumda yaygın olan seks işçisi algısından bahsetmek gerekiyor. Türkiye’de yaşayan birçok erkeğin ilk cinsel tecrübesini (“milli olmak”) seks işçileriyle yaşadığı bilinen bir gerçeklik. Yani bu durum istisnai bir durum olmaktansa neredeyse teşvik edilen bir ritüel haline gelmiş durumda. Evlenmeden önce cinsel tecrübe kazanmanın bir yolu olarak “namussuz” olan seks işçileriyle birlikte olmanın, Türkiye’de yaşayan herhangi bir heteroseksüel erkek için toplumsal veyahut hukuki olarak herhangi bir yaptırımı yok.

İlk cinselliğini seks işçileriyle yaşayan birçok erkeğin tecrübeleri, egemen erkeklik anlatılarıyla birleşince ortaya çıkan söylem seks işçilerinin toplumdaki konumunu belirliyor. Namuslu, özverili ve anaç ideal Türk kadını algısının karşıtı olarak addedilen seks işçileri, toplumda var olan toplumsal cinsiyet normlarının yeniden inşa edilmesinde önemli bir unsur. Bu sebeple kamusal alanda yeri olmayan seks işçileri sürekli olarak görünmez kılınıyor. Başka bir şekilde söyleyecek olursak, seks işçileri kendi temsillerine şekil verme imkanından yoksunlar. Bu imkansızlığın beraberinde getirdiği “sessizlik”, seks işçilerine dair söylemin aslında kamusal alanın dışına itilmiş bir grubun çarpık temsilleriyle dolu olduğunu gösteriyor.

Türkiye sınırları dahilinde çalışmakta olan seks işçilerinin görünmezliğine ve dolaylı olarak mağduriyetlerine yol açan bir etken de seks işçilerinin problemlerinin akademide yer bulamaması. Bu durum hem akademik bilgi üretiminin bir noktada “saha”dan kopuk olmasıyla, bir noktada da devlet kurumlarının fuhuşla ilgili bilgi paylaşmamayı tercih etmesiyle ilişkilendirilebilir. Ayrıca akademideki görünmezliğin kaynağını sosyal bilimlerdeki bilgi üretiminin kendi içerisinde barındırdığı hiyerarşik yapıda da aramak yanlış olmaz. Maalesef ki seks işçiliği akademide “prim yapan” bir konu olmaktan hâlâ çok ama çok uzak.

Toplumsal mitlere fazlasıyla eklemlenmiş bir seks işçisi algısından bahsetmek mümkünken seks işçilerinin müşterilerinden gördüğü şiddeti münferit olarak görmek yanlış olacaktır. Seks işçiliği bir meslek kolu ve hizmet olmaktan çok heteroseksüel erkeklerin her türlü fantezisine hitapedenbir oyun alanı olarak görülüyor. Kadın bedeninin mülkiyetinin topluma ait olması ve özelde kimi erkekler tarafından sahiplenebileceği düşüncesiyle pekişen bu anlayışın şiddete yol açmaması düşünülemez. Diğer bir deyişle seks işçileri herhangi bir mani olmadan toplumsal şiddete en çıplak haliyle maruz kalan insan grubunu oluşturuyorlar. Seks işçiliği, tam anlamıyla bir meslek kolu olarak algılanmadığı için bir hizmeti değil, satın alınabilen metaları temsil ediyor.

Genelevlerde çalışan seks işçilerinin en büyük sorunlarından biri danışma veyahut şikayet için başvurabilecekleri herhangi bir mercinin olmaması. Seks işçisi kadınların herhangi bir sorun ortaya çıktığında vekillerle iletişime geçmekten başka çareleri yok. Vekiller, genelev patronları tarafından atanmış, genelev içerisindeki asayişi sağlamak ve yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü olan, genelev patronu ve seks işçileri arasında aracı görevi gören kişiler. Ama vekillerin seks işçisi kadınların haklarını korumaktan çok genelev patronunun çıkarlarını gözetmek için görevlendirildikleri söylenebilir.[1] Bu da seks işçisi kadınların problemlerinin göz ardı edilmesine sebep oluyor. Kimi zaman sigorta masraflarının ödenmemesi, kimi zaman da ücretlere haksız yere el konulması gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor.[2]

Türkiye’de genelevler dışında giderek büyümekte olan kayıt dışı bir fuhuş ekonomisi var. Fuhşun devlet kontrolünde sürdürüldüğü genelevlere seks işçisi girişlerinin 2001-2002 yıllarından beri durdurulmuş olması, bu büyümenin başat sebeplerinden biri olarak görülebilir. Bir diğer sebep de Sovyetler Birliğinin çöküşüyle beraber ortaya çıkan beyaz kadın ticaretinin önemli duraklarından birinin Türkiye olması. Kayıt dışı ekonominin büyük bir bölümünü yabancı seks işçilerinin oluşturduğunu söylemek mümkün. Genelevlere yabancı, evli ve yirmi bir yaş altı kadınların kabuledilmesinin yasak olmasından en fazla etkilenen kesim de yabancı seks işçileri oluyor.[3]

Kayıt dışı fuhşun yansıması olarak görülebilecek kayıt dışı şiddet de gün geçtikçe seks işçilerinin hayatına daha fazla nüfuz ediyor. Her ne kadar fuhuş yasalar tarafından suç olarak addedilmiyorsa da fuhşa yardım ve yataklık etmek suç kapsamında değerlendirilmekte. Bu nedenle kimi zaman seks işçileri “fuhşa yardım ve yataklık etmek” suçlamalarıyla polisler tarafından tutuklanıp tehdit edilebiliyorlar. Hatta polisler yasaların kendilerine verdiği yetkiyi keyfi bir biçimde kullanarak seks işçilerinden para veyahut cinsel ilişki talep edebiliyor.[4]

Toparlayacak olursak, Türkiye’de seks işçileri çeşitli biçimlerde mağdur oluyorlar. Mağduriyetin salt bir nedenden kaynaklandığını ve her daim aynı şekilde vuku bulduğunu söylemek mümkün değil. Seks işçilerine dair üretilmiş hâkim söylem onları toplum dışına iterek her açıdan şiddete daha açık hale getiriyor. Toplumsal söylemle iç içe geçmiş hukuki ve siyasi yapı ise seks işçilerini görünmez hale getirerek şiddetin üzerini örtüyor. Fakat bu gerçeklerin, aktivist seks işçilerini ve seks işçiliği aktivistlerini içinden çıkılmaz bir karamsarlığa sürüklemediğini, yıldırmadığını hatırlatmakta fayda var. Aktivistler, seks işçilerinin insan hakları için mücadelelerine devam ediyorlar.



[1] Aslı Zengin, İktidarın Mahremiyeti: İstanbul’da Hayat Kadınları, Seks İşçiliği ve Şiddet (İstanbul: Metis Yayınları, 2011), s. 111.

[2] Fügen Yıldırım, Fahişeliğin Öbür Yüzü: On Beş Kadının Tanıklığı (İstanbul: Metis Yayınları, 2004), s. 29.

[3] A. g. e., s. 14.

[4] Aslı Zengin, İktidarın Mahremiyeti: İstanbul’da Hayat Kadınları, Seks İşçiliği ve Şiddet (İstanbul: Metis Yayınları, 2011), s. 111.