Neden Sadece Kadınlara Açık Kamusal Alanlar?

Kübra Çobanoğlu

Şebnem Keniş

“Neden kulüpte hiç erkek yok?” “Neden bu gösteri sadece kadınlara açık?” “Feministlerin 8 Mart Mitingine neden erkekler alınmıyor?” “Neden partilerin kadın kollarında çalışmak yerine bağımsız kadın örgütlenmeleri kuruluyor?” Bu sorular BÜKAK’ın ve feminist kadınların çok sıklıkla karşılaştıkları sorulardan birkaçı. Bu yazıda feministlerin neden sadece kadınlara açık alanlar oluşturmaya ihtiyaç duyduklarını ve feminist karşıt-kamuların önemini anlatmaya çalışacağız.

Feminist karşıt-kamular sadece kadınlara açık olarak tasarlanmış kamusal alanlardır. Feminist karşıt-kamuların en önemli amaçlarından biri erkek egemen kamusal alanlara alternatif bir söylemsel etkileşim alanı yaratarak kadınların eril baskı ve denetim altında olmayan bir iletişim sürecine girmelerine olanak tanımaktır. Böyle bir iletişim süreci kadınların kendi gereksinim, hedef ve stratejileri hakkında kendi aralarında müzakerede bulunabilmelerinin altyapısını oluşturur. Kadınların feminist karşıt-kamular içindeki tartışma, öüzakere ve eğitim süreçlerinden güçlenerek çıkmaları ve erkek egemen kamularla mücadelede daha dirençli olmaları hedeflenir.

Kamusal Alan(lar)

Jürgen Habermas kamusal alanı, özel şahısların, kendilerini ilgilendiren ortak bir mesele etrafında akıl yürüttükleri, rasyonel bir tartışma içine girdikleri ve bu tartışmanın neticesinde o mesele hakkında ortak kanaati (kamuoyunu) oluşturdukları araç, süreç ve mekânların tanımladığı hayat alanı olarak tanımlar. Ona göre, “kamusal alan, modern toplum kuramlarında, toplumun ortak yararını belirlemeye ve gerçekleştirmeye yönelik düşünce, söylem ve eylemlerin üretildiği ortak toplumsal etkinlik alanına işaret etmek için kullanılan kavramdır.”  Habermas’a göre, bu söylemsel etkileşim alanında bireyler aralarında statü eşitsizlikleri yokmuş gibi, herkes birbirinin dengiymiş gibi tartışırlar, müzakere ederler.

Habermas’ın idealize ettiği kamusal alan gerçekte bu şekilde işlememektedir. Çünkü toplumsal eşitsizlikler kamusal alandaki tartışma ve müzakerelere içkindir. Nancy Fraser kamusal alandaki söylemsel etkileşimin toplumsal eşitsizliklerin etkilerinden korunamayacağını, bu nedenle kamusal alandaki müzakere süreçlerinin hâkim grupların lehine, bağımlı grupların aleyhine işleyeceğini ileri sürer. Habermas’ın idealize ettiği liberal kamusal alan gerçekte herkese açık ve herkesçe erişilebilir değildir; etnik, cinsiyete dayalı ve sınıfsal eşitsizlikler bu kamusal alana katılımını engeller. Baskın gruplar kimlerin kamusal alanda müzakereye katılacağını, hangi meselelerin müzakereye açık olduğunu, nasıl yürütüleceğini belirler, tartışmanın üslubunu ve sonucunu şekillendirir, “ortak çıkar” adı altında kendi çıkarlarını korurlar. Örneğin, bu kamusal alana kadınların katılımı resmi ve gayrı resmi yollarla engellenir, kadınların meseleleri ‘özel’ meseleler olarak tartışma dışında bırakılır, kadınların sesi bastırılır, kadınların ifade biçimi aşağılanır ve anlaşılmaz kılınır.

Örneğin, 20. yüzyıl başında kadınların oy hakkı talebi asla kabul edilmez görülürdü; kadınlar parlamentoya giremedikleri ve istedikleri adaylara oy veremedikleri için resmi demokratik karar alma mekanizmalarından tamamen dışlanmışlardı. Dolayısıyla resmi kamusal alanlar erkeklerin hâkimiyeti altındaydı. Kadınların 1920′lerde oy hakkına kavuşması tam da karşıt-kamular oluşturup bu kamularda kendi ikincil pozisyonlarını sorgulamaları ve güçlenmeleriyle mümkün olabildi. Benzer bir şekilde 1970′lere kadar kadına yönelik şiddet, aile içi şiddet, cinsel taciz gibi olgular yok sayılıyordu ve bu konular “aile içi mesele” olarak tartışma dışı bırakılıyordu. 1970′lerde kadınların bilinç yükseltme grubu adı altında sadece kadınlara açık kamusal alanlarda bir araya gelmeleri deneyimlerini paylaşmalarına olanak sağladı. Bu karşıt-kamularda sadece kendilerine özgü zannettikleri sorunların gerçekte başka kadınlar tarafından da yaşanıyor olduğunu gördüler. Bu karşıt-kamularda oluşturdukları farkındalık onları bu alanlarda politika üretmeye itti. 1970′lerden itibaren hızla kitselleşen 2. Dalga Kadın Hareketi kökünü bu karşıt-kamulardan aldı. Uzun yıllar erkek egemen kamularda duymazlıktan gelinen aile içi şiddet, cinsel taciz gibi kadın sorunlarını devletlerin, sivil toplumun, yasa koyucuların ve akademinin gündemine sokmanın ilk adımları bu feminist karşıt-kamularda atıldı.

Toplumsal eşitsizliklerin kamusal alanlardaki müzakerelere içkin olduğuna dair bu tarihsel deneyimler ve iletişim alanlarında baskın grupların ifade biçimlerinin hâkim olduğuna, alternatiflerin susturulduğuna dair araştırmalar tek ve kapsayıcı kamusal alan idealinin toplumsal eşitsizlikleri körükleyeceğini göstermektedir. Nancy Fraser’a göre:

“toplumsal eşitsizliğin etkileri, yalnızca tek ve kapsayıcı bir kamusal alanın bulunduğu yerde şiddetlenecektir. Bu durumda, ezilen grup üyelerinin kendi gereksinim, hedef ve stratejileri hakkında kendi aralarında müzakerede bulunabilecekleri herhangi bir alanları bulunmayacak, bu grupların, egemenlerin denetimleri altında olmayan bir iletişim sürecine girişme olanakları olmayacaktır.”

Başka bir deyişle medya, devlet kurumları, meclis, sendikalar, siyasi partiler ve hatta çoğu muhalif örgüt erkek egemen durumdayken; toplumsal yaşamda kadın-erkek eşitsizliği tüm ağırlığıyla kendini hissettirirken kadınların sadece kadınlara açık alanlarda bir araya gelmelerine itiraz etmek ve sadece karma alanlarda var olmalarını önermek kadın-erkek eşitsizliğini arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Kadınların karma alanların yanı sıra feminist karşı-kamularda da bulunmalarına itiraz etmek kadınları “daha güçsüz olanları, daha güçlü olanı yansıtan sahte bir ‘biz’i içinde eriterek tahakküm ilişkilerini maskeleyen müzakere tarzları”na mahkûm etmektir.

Benzer bir tespitten hareketle Geoff Eley, Habermas’ın monolitik ve kapsayıcı kamusal alan fikrine karşı çıkarak kamusal alanı “birbirinden farklı kamular arasında kültürel ve ideolojik mücadelenin ya da anlaşmak için müzakerenin gerçekleştiği yapılanmış ortam” olarak tanımlar. Eley’in bu tanımı, kamusal alanların çoğulluğunu, değişik kamuların varlığını ve bunlar arasındaki mücadeleyi tanıdığı için feminist karşıt-kamu ve erkek kamusal alan mücadelesini anlamada önemli bir başlangıç noktasıdır.

Karşıt-Kamular

Ardener tarafından ortaya atılan muted grubu teorisine göre bir kültürdeki baskın grup (genelde erkekler) ifade alanlarını kontrol eder, iletişimdeki baskın grupların ifade biçimleri tercih edilir. Örneğin medyada, siyaset alanında, kanun yazımında, eğitimde kullanılan kitaplarda vs. eril dil egemendir. Toplumun baskın eril yapıları alternatif ifade biçimlerini aşağılayarak, onları anlaşılmaz kılarak alternatif ifade biçimlerini engeller. Bastırılmış  gruplar dünya algılarını, gerçeklik modellerini özgürce, kendi istedikleri biçimde ifade edemedikleri, anlaşılmadıkları için ya da suskun kalırlar. Karma kamusal alanlardaki erkek egemen iletişim biçimleri incelendiğinde erkeklerin sık sık kadınların sözlerini kestiği, kadınlardan daha çok söz aldıkları, tartışmaya daha çok müdahale ettikleri, kadınların sözlerini önemsizleştirdikleri ve kadınları itirazlarını göz ardı ettikleri gözlenmektedir.

Ancak feminist karşıt-kamularda “herkesin sözüne saygı gösterme ilkesi benimsenir, kadınlar herkesin söz alabileceği bir düzene uyarak konuşur. Tartışmada hiyerarşik olmayan bir model yaratmaya yönelik bu çaba her kadına konuşma şansı tanır.” Böylece feminist karşıt-kamularda kadınlar söylediklerinin önemsizleştirilmesi ve aşağılanması, sözlerinin kesilmesi, sözlerinin duymazdan gelinmesi, tepkileriyle alay edilmesi gibi saldırgan müdahaleler olmaksızın kendilerini çok daha rahat ifade edip isteklerini, iradelerini, taleplerini daha belirgin biçimde ortaya koyabilirler. Örneğin, BÜKAK’ın 8 Mart Kadın Şenliği dolayısıyla ev sahipliği yaptığı sanatsal gösterilerde kadınların karma izleyici arasında verdikleri tepkiler ile sadece kadın izleyiciler olduğunda verdikleri tepkilerin farklılaştığı gözlenmiştir. Kadınların Kadın ortamlarında çok daha rahat eğlendikleri, erkeklerin de olduğu ortamlarda ayıp olabileceği endişesiyle gülmekten çekinecekleri kadınlık durumları ile ilgili esprilere kadın ortamlarında rahatça gülebildikleri, “çok sulu gözsün” gibi alaylarla karşılaşmamak için ağlamadıkları durumlarda kadın ortamlarında rahatlıkla ağladıkları; özetle duygularını daha özgürce ifade ettikleri görülmüştür.

Sadece kadınlara açık etkinlikler (panel, dans-müzik gösterisi, tiyatro oyunu, söyleşi, forum vs.) kadın seyircilerin katıldıkları etkinlikleri değerlendirirken özgün yorumlar yapmalarını kolaylaştırmaktadır. BÜKAK’ın 8 Mart Kadın Şenliği‘nde düzenlediği sadece kadınlara açık dans-müzik gösterisine katılan kadınlardan birinin sözleri bu durum için güzel bir örnek: “Uzun zamandır ilk kez erkek arkadaşım olmadan bir gösteri izlemek, arada etraftaki kadınlarla konuşmuş olmak beni ilişkim üzerine düşünmeye sevk etti. Uzun zamandır izlediğim her şeyi erkek arkadaşımın filtresinden geçirerek bir görüş oluşturuyordum.”

Feminist karşıt-kamuların kadınlar için bir diğer önemi ise bu alanlarda üretime sadece kadınların katılıyor olması nedeniyle kadınların “erkek işi” olarak değerlendiren pek çok alanda aktif çalışmasıdır. Kadınların sanatsal gösterilerini üretirken sahne sanatlarının altyapısını oluşturan ışık sistemi, ses sistemi, organizasyon gibi alanlarda; dergi, kitap, bülten çıkarırken yayıncılığın altyapısını oluşturan mizanpaj, kapak tasarımı, web tasarımı gibi alanlarda kendilerini geliştirme imkanı bulacaklardır. Bu alanlarda kendilerini güçlendiren kadınlar diğer karma kamusal alanlarda benzer işlerin yapımında var olacak, bu alanların erkek egemen yapılarından uzaklaştırılmasına katkı sağlayacaklardır.

Ayrıca kadın araştırmalarını sadece kadınlara açık alanlarda yürütmek kadınların akademik gelişmesini kolaylaştırmaktadır. Kadınların ortak kadınlık deneyimleri nedeniyle zaten önceden bildikleri pek çok şey toplumsal cinsiyetin tartışıldığı bir karma ortamda uzun ve yıpratıcı tartışmalara neden olabilmekte, erkekleri “ikna süreci” çok uzun sürebilmektedir. Oysa sadece kadınlara açık bir ortamda bu konudaki tartışmalar çok daha komplike, nitelikli ve verimli ilerleyebilmektedir.

Sonuç olarak, sadece kadınlara açık alanlar olarak feminist karşıt-kamular kadınların kendilerini geliştirebilmeleri ve güçlendirmelerine karma alanlarda görünmez kılınan ortak sorunlarını paylaşıp bu konularda stratejiler üretebilmelerine imkân sunarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin aşılmasına katkı sağlar. Feminist karşıt-kamular kadınlar ve erkeklerin alanlarını tamamen ayırmayı değil; kadınların karma alanların yanı sıra sadece kadınlarla beraber üretebilecekleri alanlar yaratmayı hedefler. Amaç kadınların karma kamularda manipüle edilmelerine, sözlerinin önemsizleştirilmesine, sorunlarının yok sayılmasına karşı taleplerini oluşturabilecekleri, düşüncelerini olgunlaştırabilecekleri, sözlerini güçlendirebilecekleri alanlar oluşturmaktır.