Medyada Cinsel Şiddet Temsilleri ve Kadın Odaklı Habercilik: Burçin Belge ile Söyleşi

Merve Tabur

Öykü Tümer

Bağımsız haber portalı bianet’in editörü Burçin Belge ile ana akım medyada kadına yönelik şiddetin yansıtılma biçimleri, cinsel şiddeti gündemleştirmeyi amaçlayan kampanyalar, medyada çalışan kadınların maruz kaldığı cinsiyetçi tutumlar ve alternatif medyada kadın bakış açısıyla habercilik yapmanın önemi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

BÜKAK: “Kadın bakış açısıyla habercilik” kullandığınız bir kavram, bu kavramı biraz açabilir misiniz?

bianet’te daha ziyade “kadın odaklı habercilik” kavramını kullanmayı tercih ediyoruz. Derdimiz, çeşitli hak ihlallerine neden olan geleneksel habercilik pratiğine karşı başka bir habercilik anlayışını ortaya koyabilmek. Bence kadın odaklı habercilik; kadın hakları konusunda bilgilendirici, kadınları güçlendirici, kadınların maruz kaldığı hak ihlallerini takip eden, gündelik gazetecilik pratikleri sırasında kadın hakları ihlalinde bulunmayan bir habercilik anlayışından öte her haberin kadınlar lehine dönüşümlere öncülük edebilecek biçimde kurulduğu, çözüm odaklı bir habercilik demek.

Kadına yönelik şiddet haberlerini yaparken nelere dikkat ediyorsunuz? Habercilik dilinin içindeki tuzaklar sizce neler?

Öncelikle kadına yönelik şiddetin münferit değil sistematik olduğunu, kadınların kadın oldukları için şiddete maruz kaldıklarını, tek tek kadınlara yönelen şiddetin arkasındaki temel gerekçenin “erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakküm talepleri” olduğunu unutmamaya çalışıyoruz. Erkek şiddetini, olayın mağdurunu değil failini odağa alarak, kadını kurban olarak konumlandırmadan haber konusu yapıyoruz.

Cinsiyetçi dille şiddeti yeniden üretmemeye, kadına yönelik şiddeti haberleştirirken kadınlara yönelik yeni hak ihlalleri yaratmamaya, kadınları teşhir etmemeye, haberlerimizle şiddeti gerekçelendirmemeye özen gösteriyoruz. Kadına yönelik şiddetin “bazı kötü, hasta, sapkın, cahil” erkeklerin “bazı şanssız” kadınlara uyguladığı şiddet üzerinden kurgulanmasına, sistematik şiddet göz ardı edilirken “erkek şiddeti”nin okurun çok uzağında konumlanmasına karşı çıkıyoruz. Genel algının aksine hiçbir kadın ya da erkeğin, erkek şiddetinden kurtulmuş sayılamayacağını hep aklımızda tutmaya çalışıyoruz.

Genelde haberlerin objektif olması beklenir, sizce habercilikte böyle bir objektiflik iddiası mümkün mü? Kadın bakış açısından haber yapmak objektiflik ve tarafsızlık ihlali midir?

Tarafsızlık iddiasının gazetecilikle ilgili temel yanılgılardan birisi olduğunu düşünüyorum. Hak haberciliği söz konusu olduğunda, gazeteci taraftır. Haklardan yanadır, bu da kaçınılmaz olarak toplumdaki dezavantajlı grupların, sesi duyulmayanların sesini duyurmak anlamına gelir. Kadın odaklı habercilik yapmak, bu anlamda “kadından taraf olmak” anlamına gelir.

Ana akım medyada kadına yönelik şiddet haberleri nasıl veriliyor, ne tür kadın, şiddet temsilleri üretiliyor?

Ana akım medyada erkek şiddeti ancak kadına yöneldiğinde haber olabiliyor. Gazeteler şiddet haberlerine genellikle üçüncü sayfalarında, olayı failin anlatımıyla kurgulayarak, şiddeti yine bu anlatımla gerekçelendirerek, kadını ismiyle, fotoğrafıyla teşhir ederek yer veriyor. Haberin odağına yerleştirilen kadının hakları bir kez daha ihlal ediliyor. Hasta, yaşlı, şanssız, sapkın, alkolik, kısacası “öteki” konumundaki erkeklerin çok çeşitli gerekçelerle “şanssız, ahlaksız, kurban” konumundaki kadınlara uyguladığı şiddet, hem okurun çok uzağında konumlanıyor hem de münferit bir vakaya dönüşüyor.

Haberlerde “şiddetin yeniden üretilmesi” feminist kadınlar arasında çok yaygın bir tartışma. Bu, medyanın hangi söylemsel ve teknik araçlarıyla mümkün kılınıyor?

Geleneksel habercilik anlayışında haberin eril bir dil ve bakışla kurgulandığını zaten uzun zamandır söyleyegeliyoruz. Medyada kullanılan dil, genel olarak medyadaki cinsiyetçi temsilleri üretmekte önemli bir etken. Bilim adamı, siyaset adamı, centilmenlik anlaşması, bayan terimleri, kadın-kız ayrımı bu duruma örnek gösterilebilir.

Fotoğraf kullanımı da medyada kadın hakları ihlallerinin önemli göstergelerindendir. Kadınları cinsel nesne olarak sunan fotoğrafların yanı sıra kadınları simgesel olarak yok eden fotoğrafları da unutmamak lazım. Bir de şiddet öğelerini ve kadın bedenini neredeyse “pornografik” bir unsur olarak sunan ve hem cinsiyetçi bakışın hem de şiddetin yeniden üretimine katkıda bulunan fotoğraflar var.

Aslında kadının ancak şiddete uğradıktan sonra haber olabilmesini başlı başına bir hak ihlalidir. Ama kadın haber olduğunda da şiddetten uzak kalamıyor. Şiddete uğrayan bir kadın haberleştirildiğinde gazetelerde genellikle şiddet uygulayan erkeğin değil de şiddete maruz bırakılmış kadının fotoğraflarını görüyoruz. Ya “cinsel bir nesne” olarak kurgulanmasına imkan verecek fotoğraflarıyla ya da “kurban” olarak, şiddete maruz bırakılmış haliyle… Haber erkeğin ya da “erkek” polis bültenlerinin aktardıkları üzerinden kurgulanıyor.

Kadına yönelik şiddet, yemeğin vaktinde hazır olmayışıyla; kadının babasından, kocasından, sevgilisinden izin almadan işe, gezmeye, hastaneye vb. gitmesiyle; kısa etek giymesiyle, cep telefonuna gelen mesajlarla, boynundaki kolyenin baş harfiyle, boşanmak istemesiyle, barışmak istememesiyle vb. gerekçelendiriyor. Bu söylem hem şiddeti meşru kılmanın koşullarını hazırlıyor hem de kadınlar açısından yeni mağduriyetler yaratıyor. Televizyonlarda durum kimi kez çok daha kötü. Kadınların en az görünür olduğu alan ise radyolar.

Hürriyet gazetesinin “Aile İçi Şiddete Son Kampanyası” Türkiye’deki feministler tarafından çeşitli şekillerde eleştirildi. Sizin bu kampanya hakkındaki görüşleriniz nedir?

Hürriyet’in kampanyasının; özel sektör, medya ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle geliştirilmiş çok önemli bir iş olduğunu düşünüyorum. Kadına yönelik şiddet hakkındaki farkındalığın ve duyarlılığın artmasında etkili olduğu açık. Kampanya çerçevesinde hazırlanan raporlar da çok önemliydi bence. Ancak belki hepsinden önemlisi, danışma merkezlerinin çok etkili ve işlevli çalışıyor olması.

Yalnızca Hürriyet’in kampanyası özelinde değil ama benzer her çalışmada kaygım “kadına yönelik şiddetin kötülüğü”nden söz ederken şiddetin gerçek nedenlerinin ve erkek egemen sistemle şiddet arasındaki ilişkinin göz ardı edilmesi olabilir. “Kadına yönelik şiddet kötüdür” demek yetmez kanımca.

Ana akım medya içinde kadın bakış açısıyla haber yapmak, kamuoyu oluşturmak ne kadar mümkün? Feminist kadınların ana-akım medya içinde kendi sözlerini söylemeleri mümkün mü yoksa kendi medyalarını mı oluşturmaları gerekiyor?

Bence hak haberciliği yapmak sadece editoryal bir tercih değil, her şeyden önce bireysel olarak gazetecinin sorumluluk alanına giren bir tutum. Öncelikle biz gazetecilerin üzerinde düşünerek, okuyup deneyimleyerek geliştirebileceğimiz kişisel bir etik ve politik tercih. Bu nedenle bulunduğumuz ve çalıştığımız her yerde hak haberciliği yapmanın koşullarını yaratabilir, en azından bunu zorlayabiliriz. Biraz özen ve incelikli bakışla bunun çok mümkün olduğunu düşünüyorum. Otosansüre karşı uyanık olmak, seçtiğimiz kelimelere ve fotoğraflara özen göstermek, görüş alırken kadınlara öncelik vermek, haber kaynaklarımızda öncelikli tercihimizi kadınlardan yana kullanmak, haber konusu yaptığımız her olayda “Kadınlar nerede?” ve “Kadınlar ne diyor?” sorularını sormak iyi bir başlangıç olabilir. Elbette hiçbir şey burada konuşmak kadar kolay değil ama bu soruları bir kez sormaya başlayınca arkası zaten geliyor galiba.

Bence yaygın medya ve feminist medyanın varlığı ayrı ayrı ihtiyaçlar. Birinin varlığı diğerini ötelemiyor ya da biri diğerinden daha önemli, gerekli vs. değil. Feminist kadınlar yaygın medyayı bir mücadele alanı olarak belirleyebilir ve burada kendi sözlerini söylemenin imkanlarını araştırabilirler. Bu, kadınların haber üretim süreçlerinde maruz kaldıkları hak ihlallerine karşı bir mücadele alanı da yaratabilir aynı zamanda. Ancak bu feminist kadınların kendi medyalarını yaratmalarının gerekliliğini ortadan kaldırmaz bence.

Feminist kadınların gündeminde genelde haberlerdeki kadın temsili var ama bir yandan medya sektöründe çalışan kadınların da birçok sorunu bulunuyor. Medya sektöründe çalışan bu kadınların çalışma koşulları ve sektör deneyimleri hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz? Peki, alternatif medya diyebileceğimiz, ana akımın dışında yer alan, medya kurumlarında çalışan kadınların durumları nedir? Medya sektöründeki cinsiyetçilik burada da devam ediyor mu, yoksa farklı pratikler mümkün mü?

Aslında medya çalışanı kadınların karşılaştığı sorunlar çalışma hayatında kadının karşılaştığı sorunlardan pek farklı değil galiba. Eşit işe eşit ücret alamıyorlar, erkek meslektaşlarıyla aynı çabayı sarf ettikleri halde eşit konuma gelmeleri daha zor. Türkiye’de gazetecilerin yaklaşık yüzde 30’u kadın ama yönetim kadrolarında kadınlar yok denecek kadar az. Cinsiyetçi bakış açısı genellikle uzmanlık ve bilginin önüne geçiyor. Kadınlar bulundukları noktaya gelebilmek için bir erkekten kat be kat zorlu bir mücadele vermek zorunda kalıyor.

İletişim fakültelerinden mezun olanlar ve gazetecilik mesleğine yeni başlayanlar arasında kadınlar çok fazla olduğu halde yıllar geçtikçe kadınların oranının azaldığını görüyoruz. Bu bence yalnızca medyada rekabetin, çalışma koşullarının vs. ağırlığı ile açıklanabilecek bir durum değil. Ancak kadınların bunca “erkek” bir ortamda var olması hiç kolay değil. Diğer bin türlü güçlüğün yanı sıra belki en basit örneklerden biri olarak, bir sürü erkeğin “erkekçe” espriler yapıp gündelik dile yerleşmiş küfürler arasında akşam birlikte çıkacakları yemeğe dair konuştukları bir odada derdinizi anlatmaya çalıştığınızı düşünün. Yerel medya çalışanlarıyla yaptığımız eğitim faaliyetleri sırasında aktardıklarına bakılırsa, oralarda çalışan kadınların durumu da pek farklı değil galiba. Ancak tüm sistem sorunlarıyla birlikte erkek egemen sistemi de sorgulayan kurumlarda durum değişiyor elbette. Farklı pratiklerin her zaman mümkün olduğunu düşünüyorum.

Ocak ayının başlarında Hürriyet gazetesinde aralarında ünlü isimlerin bulunduğu on altı erkeğin farklı kadınlık hallerini yansıttıkları pozlardan oluşan “Zordur Kadın Olmak” başlıklı bir fotoğraf dizisi yayımlandı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Çalışma hayatında, eğitimde, sağlıkta ayrımcı uygulamalara, kadına yönelik şiddete, erken evliliklere dikkat çeken etkileyici fotoğraflardı diye düşünüyorum. Bir de cinsiyet ayrımcılığı, kadına yönelik şiddet vb. konularda erkeklerin de sorumluluklarıyla yüzleşmeleri ve “erkeklik hallerini” tartışmaya başlamaları önemli bence. Fotoğraflarda “rol model” sayılabilecek erkeklerin yer alması tersinden bir bakış sağlamanın yanı sıra bu anlamda da iyi fikir sayılabilir. Öte yandan Hürriyet’in Kadına Yönelik Şiddete Son Kampanyası ile ilgili kaygılarım bu çalışma için de geçerli. Soruna dikkat çekmek işin yalnızca bir bölümü. Peki, sorunların kaynağı ne, eleştirimizin hedefi kim, taleplerimiz ve önerilerimiz neler? Kadınların eleştiri, talep ve önerileri bu çalışmanın neresinde?

Ümit Karalar’ın medyada geniş yer bulan, elli ünlü kadının makyajla şiddete uğramış gibi gösterildiği fotoğraflarından oluşan “Sheddeath” isimli projesi hakkındaki düşünceleriniz nedir? Kadına yönelik şiddeti gündemleştirmeye çalışan bu tarz projeler basında nasıl yansıtılıyor ve son dönemlerde bu gibi projelerin basında bu kadar geniş yer bulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Projenin kadına yönelik şiddeti konu etmesi, bu konuda harcanan emek vb. bence her ihtimalde çok önemli. Ancak çalışmayı iki açıdan sorunlu bulduğumu hatırlıyorum. Birincisi kadına yönelik şiddeti fiziksel şiddete indirgiyor oluşuydu. İkincisi de aslında bununla çok bağlantılı olarak tüm kadınların erkek şiddetine maruz bırakıldığı gerçeğini görmezden gelmesiydi. Hiçbirimiz erkek şiddetinden kurtulmuş değiliz. Yani ben ya da siz makyaja hiç gerek duymadan şiddet konulu bir projede yer alabiliriz. Aksi, şiddeti projede yer alabilecek kadar “kurtulmuş” kadınların uzağında, “öteki” kadına yakın bir yerlerde konumluyor ki bence oldukça sorunlu bir bakış. Kadınların ve erkeklerin farklı şiddet türlerinin farkında olmaması uyguladıkları ya da maruz kaldıkları şiddetle yüzleşmelerini de güçleştiriyor.