MOR ÇATI Kadın Sığınağı Vakfı ile Söyleşi

Büşra Karpuz

Esra Aşan

Meltem Keniş

MOR ÇATI Kadın Sığınağı Vakfı yaklaşık 20 yıldır, şiddet gören kadınlara dayanışma ve sığınak desteği sağlıyor. BÜKAK’ta kadına yönelik şiddet üzerine yürüttüğümüz okuma çalışmaları sonrasında feminist dayanışmayı ilke edinmiş MOR ÇATI’lı kadınları ve çalışmalarını daha yakından tanımak amacıyla bir söyleşi yaptık. MOR ÇATI’dan Birgül Akay, Fatma Mefkure Budak ve Gökçe Kartaler’le MOR ÇATI’nın kuruluşu, kadın sığınaklarının işleyişi, çalışma yöntemleri ve geçtiğimiz Aralık ayında gerçekleştirilen 13. Kadın Sığınakları Kurultayı üzerine konuştuk.

BÜKAK: MOR ÇATI şu anda ne gibi çalışmalar yapıyor ve bu çalışmaları yürütürken nasıl bir yöntem izliyor?

Gökçe Kartaler: Çalışmaları-
mızı danışma merkezi ve sığınakta sürdürüyoruz. Ka-
dınlar ilk olarak danışma merkezine geliyor ve burada sosyal, psikolojik, hukuki des-
tek ve dayanışma gerçek-
leşiyor. Sığınak talebi varsa ve yürüttüğümüz sığınakta yer varsa kabulünü yapıyoruz, yer yoksa alternatif sığınaklar bilgisini veriyoruz. MOR ÇATI’nın yaptığı şey kadın dayanışması. Bizden destek isteyen kadınlardan farklı olmadığımızı, şiddetin her kadına değdiğini bilerek çalışmamızı sürdürüyoruz. Bu nedenle bize gelen bir kadına asla “mağdur” demiyoruz. Yani, buradaki görüşmeler onu mağdurlaştırmadan yapılıyor. Bu çalışmayı sürdüren arkadaşlar da belirli bir deneyim paylaşımı sürecinden geçiyorlar. MOR ÇATI’ya gelen kadınlarla karşılıklı, eşit bir ilişki kurarak kadınların bizden ne istediğini dinliyoruz. Yaptığımız asıl iş dinlemek diyeceğim çünkü kadınlar şiddetten kurtulmak için buraya geldiklerinde zaten ilk adımı atmış oluyorlar. Biz de onlara şiddetten kurtulmanın yöntemlerini söyleyebiliyoruz; hayatta birebir ilişkilerinden tutun da kamusal alanda alabilecekleri desteklere kadar pek çok şey aktarıyoruz. Zaten kadın ondan sonra kendi yolunda yürüyor, yapmak istediklerini, kendi çözüm yollarını keşfedip buluyor. Burada bu feminist perspektifle dayanışan psikologlar, avukatlar pek çok farklı alanda destek veren MOR ÇATI gönüllü ağı var.

Bu görüşmelerden öğrendiğimiz bilgiyle feminist politikamızı güçlendirip kadına yönelik erkek şiddetini durdurmaya yönelik mekanizmalar üretmeye çalışıyoruz. MOR ÇATI’nın haftalık toplantılarla yürüyen kolektif bir yapısı var. Bu yapıda yer alan kadınlar birbirleriyle eşit duruyorlar ve bu eşitlik ilkesi üzerinden buranın nasıl işleyeceğini, politikalarını beraber belirliyorlar. MOR ÇATI’da aile içinde kadına yönelik erkek şiddetine karşı feminist politika üretiyor ve eylemini yapıyoruz. Aynı zamanda kadın hareketiyle beraber ortak söz ve eylem oluşturuyoruz, bu dayanışma ve ortaklık oluşturma, yürüttüğümüz feminist politikanın ve anlayışının bir parçası.

Birgül Akay: MOR ÇATI “hizmet veren” bir kurum değil. Bir kadın bize geldiğinde onunla dayanışıyoruz ki bizler için bu dayanışma olgusu çok önemli. “Birtakım öğretiler var bunları kadına sunalım” demiyoruz; tam tersine seçenekleri ona sunup kendi sesinden kendisini duymasını sağlamaya çalışıyoruz. İlk zamanlarda şiddet gören bir kadın geldiğinde kadının durumundan etkilenip ona destek olmak için kendi evine götürür ya da kadının evinde kalırmış arkadaşlarımız. Bir gün MOR ÇATI’ya bir kadın gelmiş. O anlattıkça dinleyenler arkadaşlar da onunla birlikte ağlamış. Daha sonra kadın bir daha gelmemiş. Bir şekilde kadını bulup niye gelmediğini sorduklarında “Sizi o kadar üzüyorum ki” demiş. Dolayısıyla mesele karşılıklı ağlaşmak da değil, öğreten olmak da değil. Dayanışma, destek olma, karşılıklı güçlenme mekanizmalarını keşfetme. Her kadının içinde bir güç var. Burayı arayan kadın zaten o mücadeleye bir şekilde başlamış oluyor. Kadının haklarını bilmesi onu daha da güçlü kılıyor. Biz bunları göstermeye, kadının kendi gücünü keşfetmesini sağlamaya çalışıyoruz; ama bunu yaparken biz de öğreniyoruz: Bu karşılıklı bir dönüşüm süreci. Yirmi yıl boyunca şiddete ilişkin hikayeler dinleyen bir kadın, yirmi yılın sonunda yaşadığı şiddeti anlatan bir kadın olabiliyor. O yüzden burada karşılıklı dönüşümün esas olduğunun farkındayız ve bunu sürdürüyoruz.

Gökçe Kartaler: Her gelen kadının öznel sorunları var ve burada o öznel sorunlara yönelik bir şeyler üretiliyor. Mesela bizim matbu bir soru formumuz yok. Gelen kadınla görüşürken onun tek ve biricik olduğunu bilerek dinliyoruz. İstek ve hedeflerinde yanındayız. Hayatının ve kararlarının yanında duruyoruz. Görüşmenin içerisinde bizi sınırlayacak bir formatımız yok.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede sığınaklar neden bu kadar önemli?

Fatma Mefkure: Sığı-
naklar kadınların güçlen-
mesi açısından çok önem-
li. Bu patriarkal sistem sürdüğü müddetçe hiçbir şey dayanışmamızın ve güçlenmemizin yerine geçemez. Aile içi şiddet karşısında “mağdur edileni” koruyan 4320 sayılı kanunun birçok kullanışlı yanı var ve birileri bunu tercih edebilir. Ama tercih etmeyen bütün kadınların sığınağa gitme ve orada iyi destek alma hakkı olmalıdır.

Biz bu konuda politika yapıyoruz ve bu politikayı yaparken birtakım araçlar kullanıyoruz; dayanışma merkezi, sığınak, kurultay. Kadın dayanışmasının deneyimlendiği araçlar bunlar. Sığınak, kadın politikasının, mücadelesinin ve dayanışmasının merkezlerinden biri olarak tanımlanabilir. Kadının yaşadığı şiddetten uzaklaşması, saldırganın yarattığı izolasyondan kurtulması, kendini saldırganın gözüyle değil de kendi gözüyle görebilmesi, kendi gücünü tekrar fark etmesi ve hayatının kontrolünü geri kazanabilmesi için sığınaklar gerekli. Türkiye’de genel uygulamalarda gördüğümüz üzere sığınak kadınlara bir yatak ve yemek sağlayan yerler olamaz. Eğer sorun sadece ekonomik olsaydı, bir kadının bir evde oturması, bir işe girmesi, bir işe giremiyorsa işsizlik parası alması olsaydı, o zaman zengin kadınlar sığınağa gelmezdi. Değişik sınıftan birçok kadın gelebiliyor sığınağa. Sığınakta ya da bir dayanışma merkezinde olmak aynı zamanda senden yana duran feministlerle sistemli olarak kendi ihtiyaçların üzerine çalışmak, hayatta şimdi ne yapmak istediğine karar verebilmek ve yapmak için çok önemli.

Kadının hayatında şiddet nasıl başlamış, o ilişkide neler olmuş, o ilişkide yaşam alanı gitgide nasıl daralmış… Kadın bunları görebildiğinde, yaşadığı şeye derinlemesine baktığında benzer şiddet tutumlarını tanıma konusunda bir avantaja sahip oluyor. Biz gerek dayanışma merkezinde gerek sığınakta, kadınlar arasında bir bilgi köprüsü oluşturuyoruz. Bir kadının deneyimini alıyor ötekine iletiyoruz, kendi elimizdeki bilgileri onlarla paylaşıyoruz.

Kadınlar hangi durumlarda sığınakta kalabiliyor?

Gökçe Kartaler: Sığınak her kadının hakkı ama maalesef sadece fiziksel şiddet ya da ölümcül tehlike durumlarında sığınağa gidilir anlayışı hâkim. Sonuçta her kadın istediğinde bir sığınağa girebilmeli çünkü sığınaklar kadınların güçlendiği yerler. Sadece kaldığı zaman zarfında yaşamını sürdürdüğü, yemek yediği, üşümediği, açıkta kalmadığı bir “barınak” değil. Geçmiş dönemlerde bazı devlet yetkililerinin “sığınak” değil “barınak” dediğini duymuştuk. Biz de 2008’de, “barınak değil sığınak istiyoruz” diyerek karşı çıkmıştık. Sığınakların kadınların güçlendikleri, hayatta ne yapmak istediklerine, yollarına nasıl devam etmek istediklerine karar verebilecekleri ve bunun mekanizmasını oluşturabilecekleri yerler olması gerekiyor. Bunları gerçekleştirebilmek için yeterli zamana ve desteğe ihtiyaçları var. Sığınakta kalma süresi üç ayla sınırlandırılabiliyor. Bu süre, kadınların güçlenmesi için yeterli değil. MOR ÇATI’nın sığınağında belli bir süre kısıtlaması yok. Bazı sığınaklar kadınların hapis diyebileceğimiz bir hayattan, bir başka hapis hayatına girebildikleri yerler de olabiliyor. Buralarda kadınlara telefonlarını dahi kullandırtmıyor, kadınları dışarı çıkartmıyor ve bunları “kadınların kendi güvenliği” için yaptıklarını söylüyorlar.

MOR ÇATI kadınları kendilerinden korumak düşüncesini paylaşmıyor. Buna inanmıyoruz. Çünkü bildiğimiz şey, şiddet yaşantısından kurtulmuş kadının yaşadığı durumun uzmanı olduğu, biz ise 4320 sayılı yasa gibi belki bilmediği bilgileri paylaşıp destekleyebiliriz. Pek çok yerde “kadının gece geç vakitlerde sokakta ne işi var” diyerek, yurt mantığıyla, son giriş saatleri koyuluyor. Kadının kendi hayatını kurabilmesi için iş araması gerekiyor; bunun için dahi dışarı “çıkartılmayan” kadınlar var. Üç ay sonra da “senin süren doldu, sen git, senin yerine başkası gelsin” diyebiliyorlar. Çünkü sığınağa kaç kadının geldiğine dair rakamlara ihtiyaç duyuyorlar, sistem böyle yürüyor.

Belediye’nin sığınak çalışmaları bu şekilde mi yürütülüyor?

Gökçe Kartaler: Yaklaşık altmış tane sığınak var, bunların otuz beş kadarı Sosyal Hizmetler’in, geri kalanı da belediyelerin. Kadından yana çalışan bir iki sığınak var ama oralarda da çeşitli sorunlar olduğunu biliyoruz. Sosyal Hizmetler’in sığınaklarında şu anda maalesef bir standart yok. Belediyeler meselesi işi iyice karıştırıyor çünkü her belediyenin kendine göre bir yapısı var. Belediye sığınakları, politik çalışmaların araçları olmamalı, bunun bir standardı olmalı ve kadın güçlenmesini hedefleyerek ilerlemeli. “Kadın konuk evi” ya da “şefkat evi” deniyor. Hiçbir standardı yok. Uzmanlaşmış bir çalışanı yok, donanımı yok, kadın bakış açısı zaten çoğunda yok. Pek çok belediye bizi konferanslara, seminerlere de çağırıyor. Ayrıca bilgi paylaşmak için atölyeler de yapıyoruz. Sığınağı olmayan belediyelere bunun önemini anlatmak, farkındalık oluşturmak gerekiyor.

Sığınakta sürekli çalışan, orada kadınlarla birlikte yaşayan biri oluyor mu? Sığınaklardaki ortamın nasıl olduğunu, kadınların birbirleriyle ya da oradaki çalışanlarla ilişkilerini anlatır mısınız?

Fatma Mefkure: Sığınakta üç kişilik bir ekibiz, sadece hafta içi orada oluyoruz. Sığınak bağımsız bir ev. Odaların bazıları bir kadın ve çocukları tarafından kullanılırken, bazılarında üç kadın birlikte kalıyor, ayrıca kadınlar ve çocuklar için ortak ve ayrı yaşam alanları var. Kalan her kadın ve çocuğun düzenli görüştüğü bir çalışan var. Haftada en az bir kez görüşüyoruz. Kadınlarla ve çocuklarla ev toplantıları yapıyoruz. Evde kalan ve çalışan herkesin yüz yüze gelmesi, konuşması, güç dengesizlikleri konusunda farkındalığımızın oluşması açısından önemli bu toplantılar. Evde daha çok vakit geçirenler hep birlikte yiyip içiyorlar. Aynısı çocuklar için de geçerli ayrıca çocuklar hep kendi yaş grupları ile oluyorlar. Bunun dışında annelerle, anne çocuk ilişkisi üzerine bir grup çalışmamız var. Kadınların çocuklarıyla sığınağa gelmeleri artık göz ardı edilecek bir durum değil. Bu nedenle sığınağın çocukları da güçlendirecek donanımda olması gerekli. Bunu yapmaya çalışıyoruz.

Mümkün olduğunca az kuralla çalışıyoruz. Kadın dayanışmasının yürütüldüğü kolektif bir yaşantı var. Ev yürütmesinin esas olarak evde kalanlar tarafından yapılmasına çalışıyoruz. Mesela uzun süredir ev parasını kalan kadınlar yönetiyor. Kendi harcamalarını kendilerinin yapması birbirlerini daha çok görmelerini sağlıyor ve kolektif yaşantıyı güçlendiriyor. Herkes oturup ihtiyaçlarının neler olduğunu tartışıp bir karar vermek ve birbirinin ihtiyacını görmek durumunda oluyor. Güvenlikle ilgili çok basit birkaç kural var: Kapıyı kilitli tutmak, kameraya bakmak, göremiyorsak kim olduğunu anlamak için şifreli sözcüğü kullanmak. Ayrıca ev çok sivil; bir devlet dairesine hiç benzemiyor. Kapıda ve içeride güvenlik yok. Sosyal Hizmetler’de ve belediyelerin bir bölümünde içeride bile copla duran güvenlik görevlileri var. Bu güvenlik kimi kimden koruyor sizce?

Kadınlar sığınaktan çıktıktan sonra ne oluyor? Sığınaktan ayrılan kadınlara hayatlarını kurmaları için destek sağlamaya devam ediyor musunuz?

Fatma Mefkure: Songül Sallan Gül’ün araştırmasına göre Sosyal Hizmetler’in sığınaklarından çıkan kadınların yüzde seksen altısı geri dönüyor. Bu yüzde seksen altının yaklaşık yüzde yetmiş dokuzu arabuluculuk ile dönmüş, demek ki orada verilen servislerden en önemlisi bu. Dolayısıyla orada sığınaktan ayrıldıktan sonra kadınlara iş bulma gibi bir dert yok. Belediyeler daha olanaklı yerler, kadınlar o yüzden daha çok belediyelere ulaşıyorlar ama belediyeler de oy kaygılarına, çalışanların duyarlılığına bağlı olarak dönemsel çalışıyor.

İyi uygulamalarda kadınların sığınaktan çıkması demek, hedeflediği şeylere yaklaşması, bunların asgarisini gerçekleştirmesi demektir. Asgari olan şey şu: Küresel krize rağmen sürecek gibi görünen bir işi, sosyal güvencesi, yalnızsa ya da çocukları varsa geçimlerini sağlayacak bir geliri, kendisi ve çocukları için uzun vadede kalacak yeri ve hayatının geri kalanı için bir planı olması lazım. MOR ÇATI’ya gelen kadınların çok değişik özellikleri, farklı yönelimleri ya da kendileri için düşündükleri farklı hayalleri olabiliyor ve biz de bunlar üzerine konuşuyoruz. Ne kadarının hemen ya da kısa vadede uygulanabilir olduğunu konuşuyoruz, ihtiyaca göre destek mekanizmaları kuruluyor. Kaynakları araştırıp onlardan dayanışma istiyoruz, kontenjan istiyoruz ve çoğu yer de kabul ediyor. Örneğin; akademik desteği (çocukların ya da kadınların birebir özel ders şeklinde aldıkları desteği) öğretmen bir grup kadın veriyor. Bunun gibi sendikalar, odalarla iyi işbirliklerimiz var.

Kadınlar MOR ÇATI’ya nasıl ulaşıyor?

Gökçe Kartaler: MOR ÇATI’ya ulaşılabilme bilgisini kadınlar yayıyorlar en çok. MOR ÇATI’nın dayanışma ağıyla bir şekilde tanışan kadınlar birbirleriyle buranın bilgisini paylaşıyorlar. Ayrıca dayanışma merkezinin iletişim bilgileri internet sitesinde mevcut. 118’i arayıp “Sığınak istiyorum.” dediğinizde dahi size direkt MOR ÇATI’nın numarasını veriyorlar. İki tane hattımız var, bunlara hem internetten hem 118’den ulaşılabilir. Biz basın aracılığıyla vs. bu numaraları her zaman veriyoruz. Bu yüzden de kadınların ulaşması aslında çok zor değil. Bir de yirmi yılın sonunda kadına yönelik şiddetle çok özdeşleşmiş bir yer burası.

Birgül Akay: Polis bile kadınlara buranın numarasını veriyor. Birisinin bir kadın adına telefon açmasını engelliyoruz, kadının mutlaka kendisinin telefon açmasını istiyoruz. Çünkü hep birileri bizim için bir şeyler yapmış zaten. “Zayıfsın, mağdursun, sen korunmaya muhtaçsın.” Bu çok politik bir durum. Kendi meselesiyle ilgili kendisine sahip çıkıp kendisi için adım atması çok önemli, kadını güçlendiren bir hamle.

Son dönemde MOR ÇATI, reklam filmleri, düzenlediği müza-
yedeyle kamuoyunda epey görünür oldu.

Gökçe Kartaler: Yirmi yılda ilk kez bir müzayede yaptık. Sezen Aksu bize sahne kıyafetlerini bağışlamıştı, sonra onları ne yapalım diye düşünürken aklımıza müzayede fikri geldi. Başka sanatçılar da kıyafetlerini vererek destek oldular. Velhasıl, böyle başlamış oldu ve beklediğimizden daha çok ilgi gördü. Tabii ki görünür olmanın getirdiği şeyler oldu MOR ÇATI’ya. Destek vermek isteyenler, gönüllüler çoğaldı. Mesela ayın otuzunda yapacağımız gönüllü toplantısına yüz elliden fazla kişi katılacak.

Son olarak 13. Sığınaklar Kurultayı üzerine konuşabiliriz. Kurultay süreci çok farklı siyasi görüşteki kadınları bir araya getiriyor.

Birgül Akay: İlk kurultay olmadan önce MOR ÇATI, ülkedeki birçok bağımsız kadın ve kadın örgütüyle deneyim paylaşımı yapıyordu; ama her yere ayrı ayrı gitmenin zorluklarını yaşıyordu. Bu buluşmaları hiç olmazsa senede bir kez ortak bir biçimde, bağımsız bir kadın örgütünün ev sahipliğinde gerçekleştirmek istedik. Bağımsız kadın örgütleriyle paylaştığımızda bu isteğimiz heyecanla kabul gördü. Böylece kadın sığınakları ve dayanışma merkezleri kurultayı olarak ilk kez İstanbul’da bir araya geldik. Buluşmalarda, sığınaklar ve dayanışma merkezleri deneyimlerimizi konuşuyor; aile içi şiddetle mücadele eden kadınlar, örgütler, kurumlar olarak ortak politikalar üretiyor; kadına yönelik şiddet karşısında baskı unsuru olabilecek sonuç bildirgeleri çıkartıyor ve bunları takip ediyoruz. Kurultay’da yapılan atölyelerde o yıl içerisindeki kadın hareketiyle ilgili gündemler de bu kurultaylara taşınmış oldu. En başından beri zaten Kürt kadınları kendi bölgelerinden, kendi kimlikleri üstünden yaşadıkları baskıyı, sadece aile içi şiddeti değil, devlet şiddetini ve yaşadıkları bir sürü şeyi de paylaştılar. Kurultayda yer alan farklı kadınların birbirlerinin deneyimleri dinlemeleri, tanımaları, aynı atölye çalışmalarında bulunmaları ötekileştirmeye engel olduğu gibi kadınların birbirlerine değer vermelerini de sağlıyor. Yürütülen tartışmaların ve bir araya gelişlerin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Sığınaklar kurultayları boyunca çok ciddi tartışmalar olmasına rağmen kadınlar bu bir araya gelişleri hep sürdürdü. En kavgalı kurultay sonrasında bile ertesi yıl kadınlar kurultaydan vazgeçmediler. O birbirine dokunuş halleri çok önemli ki örgütler her kurultayda daha da çoğalarak bir araya geliyor.

Hangi konular üzerine tartışmalar yürütüldü?

Birgül Akay: O yılki gündeme bağlı oldu tartışmalar. Mesela Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun (SHÇEK) yasa tasarısı, fon örgütlerinin kadın hareketine girişi, aile içi şiddetle kadına yönelik şiddet vurgusundaki öncelik, milliyetçilik gibi meseleler tartışıldı. Tabii ki Kürt kadınlarının, Kürt kadın hareketi üzerinden çok değerli katkıları oldu. Kurultaylara belediye ve sosyal hizmet çalışanları da geliyor. Devlet kurumlarında çalışan kadınla daha bağımsız, radikal duran, aktivist kadın bir araya geliyor ve onlar da birbirlerine değiyorlar, birbirlerini duyuyorlar ve birlikte dönüşüyorlar.

Kurultaylar sonunda çıkan sonuç bildirilerinin nasıl bir etkisi oluyor? Bir baskı gücü oluşturulabiliyor mu?

Birgül Akay: Sonuç bildirgeleri çok önemli; bildirgeleri hepimiz bulunduğumuz yerlerden, yaşadığımız deneyimlerden ve kadınların yaşadığı şiddetle ilgili gündem üzerinden uzun atölye tartışmaları sonucunda oluşturup toplumla paylaşıyoruz. Bu bildirgelerden pek çok yaptırım da çıktı. Sonuç bildirgesinde yer alan konular artık gündeme giriyor. İmza kampanyaları örgütlüyoruz, bir baskı mekanizması oluşturulmaya başlanıyor. Kadın hareketinin gücünü kullanabiliyoruz. Örgütlü bir biçimde mücadele edildiği zaman o haklar alınabiliniyor. Örneğin hukuk alanındaki kazanımlar gibi ama tabii bunun uygulanışında hala sorunlar var. Bu yasalar çıkıyor ama yasa uygulayıcıları bunları uygulamıyor ya da bunlar yine erkek bakışıyla ele alınıyor. Kadın kurtuluşu uzun soluklu bir mücadeleyi gerektiriyor.

Son kurultayın sonunda hazırlanan metinde üniversiteler ve tam teşekküllü hastanelerde tecavüz kriz merkezleri açılması ve pilot uygulamalar başlatılması talep ediliyor. Bunu biraz açabilir miyiz? Tecavüz kriz merkezleri derken nasıl yapılardan bahsediyoruz?

Birgül Akay: Özellikle tıp fakültelerinde tecavüz vakalarında kadınlara destek olacak mekanizmalara ihtiyaç var. Tecavüze uğrayan kadının bulunduğu psikolojik durum göz önüne alınarak acil psikolojik ve hukuki destek vermek üzere hastanelerde tecavüz kriz merkezleri oluşturulmalı. Kadın bakış açısına sahip uzmanlar kadınlara destek vermek üzere buralarda bulunmalı. Aslında kadına yönelik şiddete değen tüm alanlarda bu birimlerin oluşturulması gerekiyor.

Bu yılki sonuç bildirgesinde “dayanışma merkezlerinde, sağlık, adli kurumlarda ve kolluk kuvvetlerinde yerelin ihtiyaç duyduğu dilde hizmet verilmesi” gibi bir madde daha var. Özellikle Kürtçe konuştuğu için hizmet verilmeyen çok fazla kişi var. Bu da oradan çıkan bir taleptir ve dolayısıyla çok önemli.