Flört Şiddeti: Güzin Yamaner ile Söyleşi

Ceren Şafak

Elif Bozgan

Kadına yönelik şiddet konulu dosya çalışmamızda Türkiye’de çok gündemde olmayan ama üniversiteli kadınlar olarak bizi etkileyen bir konuyu tartışmaya çalıştık: Flört şiddeti. Çalışmamızda konuya dair kısa ve giriş niteliğinde bir aktarım gerçekleştirdik ve flört şiddetinin tanımı, mücadele yolları üzerine tartışmalar yürüttük. Yurtdışında bu konuda oldukça geniş çalışmalar ve detaylı incelemeler yapıldığı halde, çalışmamız esnasında Türkiye kaynaklı oldukça sınırlı sayıda çalışmayla karşılaştık. Bu çalışmalardan biri de Nevşehir Üniversitesi Cinsiyet Eşitliği Kulübü’nün geçen yıl 8 Mart etkinlikleri kapsamında düzenlemiş olduğu flört şiddeti konulu konferanstı. Biz de konferansın konuşmacılarından biri olan Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Güzin Yamaner’le internet üzerinden flört şiddetinin tanımı, bu konuda Türkiye’de yapılanlar ve yapılması gerekenler hakkında kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

BÜKAK: Kulüpte yürüttüğümüz çalışmalarda yaptığımız tartışmalardan biri de şuydu: Aile içi şiddet her ne kadar hâlâ mücadele edilmesi gereken çok önemli bir konu olarak gündemimizi meşgul etse de, aile içi şiddetle hukuki olarak mücadele edebilme imkânı var ve bu kavram artık dilimize son derece oturmuş durumda. Fakat flört şiddeti (dating violence) ile ilgili yürüttüğümüz tartışmalarda mücadele alanının son derece sınırlı bir alan olduğunu düşündük. Hakkında konuşabilmek ve sonrasında mücadele alanı oluşturabilmek adına tanımların her şeyden evvel geldiğini düşünüyoruz. Siz flört şiddetini nasıl tanımlıyorsunuz? Sizce Türkçe çevirisi yerinde mi?

Güzin Yamaner: Batılıların “dating violence” dedikleri, bizde de son yıllarda “flört şiddeti” olarak çevrilen kavram henüz gereken hassasiyetle üstünde çalıştığımız bir toplumsal eşitsizlik sorunsalı değil ne yazık ki.

“Flört” ise kendi içinde bile sahte, genç bir kadını süs nesnesine dönüştüren yapay bir söz. Sanki masum ve modern gibi duruyor, sanki genç bir kadının flörtünün olması, o ailenin ve o okul kampüsünün çağdaş, laik, zamana ayak uydurmuş olduğunu gösteriyor. Ama ya genç kadının hemen flört teklifinin kabulünün ardından karşılaştığı “Eteğini ört! Kimdi o konuştuğun? Bunu bana nasıl yaparsın?” sorgulamalar zinciri?! Bunlar hep flört denilen toplumsal statünün yaptırımları değil mi? Kadına karşı uygulanması vacip görülen her türlü şiddetin kılıfı zaten hazır. Alın biri daha, flörtün sahibi genç delikanlı, kızın üstünde derhal hak sahibi oluverir. Dolayısıyla flört şiddeti, bizim kültürümüzdeki genç çiftler arasında yaşanan ilişki şiddetini açıklamak için iyi bir Türkçeleştirme değil.

Ama tanımı bana göre, ağırlıklı olarak lise sonrası eğitim alma olanağı bulan, genel olarak da on sekiz yaş ve üstü genç insanlar arasında, yine toplumsal cinsiyet ayrımına dayalı baskıların sonucu olarak doğan ve çoğu kez genç kadınların ruhlarında, bedenlerinde ve gelecek hayallerinde vahim sonuçları kaçınılmaz kılan şiddet türü olarak yapılabilir.

Türkçe literatürde flört şiddetine dair kaynak bulmak pek mümkün değil. Türkçe dışındaki kaynaklarda flört şiddetinin nasıl ele alındığını gözlemlediniz?

Evet, Türkçe literatürde flört şiddetine dair kaynak bulmak pek mümkün değil. Çünkü şiddeti epey bir zaman evli, çocuklu ve belli bir yaşın üstündeki kadınlara uygulanan, diğer nüfusun henüz muaf olduğu bir şey olarak algıladık. Türkçe dışındaki kaynaklarda flört şiddeti bence eğitim alanının içinden gelişiyor. Batıda eğitim ortamları, cinsiyetçilik analizlerinin vazgeçilmez sahalarının başında gelir. Bu durum iyi bir gelişim gibi geliyor bana. Çünkü eğitim, cinsiyetçiliğin türediği çok zehirli bir zemine gebe kalabiliyor ne yazık ki çoğu kez.

Özellikle üniversiteli kadınlar olarak flört şiddetinin hayatımıza değen bir konu olduğunu düşünüyoruz ancak böyle bir şiddet vakasıyla karşılaştığımızda ne yapılabileceğine dair soru işaretlerimiz var. Hukuki olarak mücadele alanının olmamasının nasıl etkileri olduğunu düşünüyorsunuz?

Öncelikle henüz adını koymadığımız bir toplumsal cinsiyet ayrımcılığını keşfetmemiz, bir şiddet türü olarak görmemiz gerekiyor. Adı konmamış, itiraf edilmemiş, farkında bile olunmayan bir dolu şiddet tasarımı var üniversite kantininde, derste, cep telefonları mesajlarında, hafta sonu randevularında, genç kadınlar için. Bunların önce adını koymak, sonra kabullenmek sonra da hak ve hukuk çerçevesinde bununla mücadele edip “hayır” diyebilmek gelecek sırasıyla. Ama evet, hukuki olarak, evli olmayan kadına ilk söylenenin, “Aaa sen de nikahsız ne ettin hanım?” olduğu bir toplumda, genç bir kadının sevgilisinden gelen şiddete karşı hukuki boyutta mücadele edebilmesi için daha çok yol katetmemiz gerekiyor.

Üniversitelerde flört şiddetinin tanımlanması ve mücadele edilebilir hale gelebilmesi için neler yapılabilir? Sizin bu konu hakkında çalışmanız var mı?

Kadın çalışmaları ve kadın araştırmaları birimlerimizin bizim üniversitede son iki yıldır kampüs şiddeti üstüne yoğun çalışmaları oldu. Ancak dezavantajımız şuydu; akademisyenliğin, araştırma titizliğinin yakamızı bırakmayan meslek hastalığı gereği, kampüste şiddet üstüne çalışmaya başlayınca, şiddetin tanımından başladık ve üniversitemizden ne isteyeceğiz, acilen nerden başlayacağız, bir eylem planı çıkaralım noktasına gelemedik. Böylece de akademik çalışma yöntemlerimizin zamanımızı tükettiği her aşama gibi, kampüs şiddeti üstüne yaptığımız şiddet araştırması da, o teorik çerçevelerin yoğun çalışmalarıyla öyle duruyor önümüzde. Daha pratik olmalı kadın çalışmaları akademide. Şahsen ben her türlü konuşma, araştırma ortamında konuyu gündemimde hep tutuyorum, çünkü ben de kampüste yaşayan bir kadınım…