Kadın Sömürüsünün Küreselleşen Yüzü: İthal Köle Moldovalı Kadın İşçilerin Sömürüsü

Gaye Yeşilyurt

Sovyet yönetimi sonrasında özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde yaşanan ekonomik darboğaz sebebiyle buralarda yaşayan insanlar için yurt dışında iş bulmak zaruri hale geldiğinden, kadınların çoğu yurtdışına göç ederek ailelerinin geçimini sağlamaya başladı. Yazımda ele alacağım kadın göçmenlerin durumu, enformel sektörü genişleten neoliberal politikaların etkisinde şekilleniyor. Spesifik olarak inceleyeceğim Türkiye’ye göç eden Moldovalı kadınların çoğu, kayıt dışı/kanundışı sektörlerde yer ediniyorlar. Bu alanların başında kadın görevi olarak görülen ev içi işler; bakıcılık, dadılık, ev işçiliği ya da seks işçiliği yer alıyor. Moldovalı kadınlar, göç kararı alarak her iki ülkede de ahlaksızlıkla ya da aile kurumuna zarar vermekle suçlanmayı göze alıyorlar.[1] Özetle; siyasi ve ekonomik politikaların var ettiği koşullar, birçok kadını göç etmeye itiyor. Bu politikalar; ailesinde ve toplumda üzerine yüklenen görevlerle cinsiyetçi gelenekler altında ezilen kadının, gittiği ülkede toplum dışına itilmesine, bedeninin ve emeğinin sömürülmesine neden oluyor.

Sovyet sonrasında yaşanan işsizlik ve yoksulluk nedeniyle Moldova’nın Türkçe konuşulan Gagavuz bölgesinden Türkiye’ye göç eden bu kadınlar, bölge halkı tarafından, kötü anne ya da yuvasını dağıtan eş gibi görülüyorlar.[2] Bunun sebeplerini; Türkiye’ye çalışmaya gelen kadınların bir kısmının ailelerinin yanına geri dönmemesi ya da geçimlerini uygunsuz bulunan seks işçiliği yoluyla sağlamaları oluşturuyor. Aile içinde çocuğun bakımından, ev işlerinden sorumlu olan kadınlar, “kadınlık görevlerinin” altında ezilirken geri döndüklerinde toplumun kendilerini “ahlaksız” addederek dışlamasıyla yüzleşiyorlar.[3] Bu bağlamda, Moldovalı kadınların Türkiye’ye göç etmemesi ve geçimini sağlamak için başka yollar araması bekleniyor.

Türkiye’ye geldiklerinde ise çalışabilecekleri iki alan var; ev işçiliği ya da seks işçiliği. Bakıcı ya da dadı olunca pasaportlarına yanında çalıştıkları kişiler tarafından el konan ve ülkede bulunuşları illegalse her an ihbar edilme tehdidiyle yaşayan kadınlar emeklerini ucuza satmak zorunda kalıyor, verilene razı oluyorlar. Bu, kadınların yaşadıkları köleliğin neoliberal yüzünü açıkça gösteriyor. Daha açık bir ifadeyle, göçmen üçüncü dünya kadınları kendi ülke ekonomileri için önemli hale geliyor: Artık kapitalist üretim süreçlerine çağrılan kadınların boş bıraktığı annelik-dadılık-hizmetçilik rollerini üstleniyorlar. Birçok üçüncü dünya ailesi geçimini bu şekilde sağlıyor; sosyal güvenlik ya da istihdamla uğraşmayan ülke ekonomisi bu şekilde rahatlıyor. Sassen bu durumu küreselleşmenin görünmeyen yüzü olarak anlatıyor.[4] Kadınlar, kendi ailelerini bırakmak zorunda kalıyorlar, kendi çocuklarına bakamayıp başkalarının çocuklarına bakarak para kazanıyor, bu yolla kendi çocuklarını ve ailelerini geçindiriyorlar. Ne yazık ki bu durum da takdir görmüyor ve karşımıza şöyle bir ikilem çıkıyor: Hayatta kalmak için göç edip para kazanmak zorunda olan kadın hem gittiği ülkede köleleştirileceği hem de geri döndüğünde kendi ülkesinde toplum tarafından dışlanacağı gerçeğiyle yüz yüze kalıyor.

Mine Eder, “Moldovalı Yeni Göçmenler Üzerinden Türkiye’deki Neo-Liberal Devleti Yeniden Düşünmek”[5] adlı makalesinde neoliberal devleti tanımlarken üç farklı noktadan bahsediyor: Kolaylaştırıcı/eyleyici devlet, zorlayıcı/zor kullanan devlet ve kayıt dışı devlet. Bu üçlü arasından kayıt dışı ve zor kullanan devlet olma özelliği, devleti daha kriminal, kanundışı ve kayıt dışı hale getiriyor. Göçmen kadınlardan elde edilen ucuz yahut kayıt dışı işgücü neoliberal devletin sosyal güvenlik sorumluluğunu ortadan kaldırıyor. Oysa kadınlar, sağlık, eğitim, barınma talebi olmaksızın tüketimde yer alıyor, ekonomiyi canlı tutuyorlar. Kazandıkları paranın büyük bir kısmını göndererek ailelerinin geçimini sağlıyorlar. Bu yolla, kendi ülkeleri de istihdam yaratmadan, havadan ülkeye girmiş parayı ekonomik döngüsüne katmış oluyor. Bu sebeple göçmen kadınlar, Sassen’in adlandırdığı şekilde global ekonominin “can simidi” olmaktadırlar.[6] Ne yazık ki devletin belirleyici olduğu enformel sektör ve göç gibi alanlarda özellikle kadın emeğinin ucuzlaması, ciddi bir rant alanı yaratıyor. Bu durum da devletin hak ihlallerine göz yummasına neden oluyor.[7]

Sonuç olarak, göç etmek zorunda kalan kadınlar her iki toplumda da cinsiyetçi ideal kadın imgesinin getirdikleri ile yaşamaya devam ediyor. Bedenlerini ya da emeklerini satarak yaşamak zorunda kalıyorlar. Kendi ülkelerinde ailelerinin kölesi, göç ettikleri toplumda ise başka ailelerin kölesi haline geliyorlar. Cinsel şiddet ve tecavüzle sık sık karşılaşan kadınlar, yasadışı olarak ikamet ettiklerinden bu duruma sessiz kalıyor ya da sessiz bırakılıyorlar. Ülkelerine döndüklerinde “ahlaksız”, çalıştıkları ülkede “nataşa” ya da neredeyse karın tokluğuna çalışan ithal köleler oluyorlar. Yokluk yüzünden sokakta hanımefendi olamasalar da göç ettikleri ülkede mutfakta aşçı, yatakta fahişe oluyorlar, yani aslında “ideal kadın” olmalarına bu bakış açısıyla ramak kalıyor!

Gördükleri muamelelerin dışında da iş güçleri ve kazandıklarıyla her iki ülkenin ekonomisini canlı tutuyorlar. Devletin, ailelerinin can simidi olan kadınların sömürüsüne göz yummamak adına, mücadele eden kurum ve kuruluşlara desteğin artmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Ancak kadını aile içinde tanımlayan toplumsal cinsiyet rolleriyle mücadele olmadan salt emek temelli sömürüye karşı çıkmak da yetersiz kalır. Bu anlamda birbiriyle iç içe geçmiş söz konusu iki sömürünün ve bastırılmanın engellenmesi için beraber hareket edilmesi önemli gözüküyor.



[1] Selmin Kaşka, “The New International Migration and Migrant Women in Turkey: The case of Moldovan Domestic Workers”, Mirekoc Research Projects, 2005-2006

[2] Leyla Keough, “ Driven Women: ‘Reconceptualizing the Traffic in Women in the Margins of Europe through the Case of Gagauz Mobile Domestics in İstanbul”, Anthropology of East Europe Review 21(2), 2003

[3] A.g.e., Leyla Keough

[4] Saskia Sassen,”Women’s burden : Counter-Geographies of Globalization and The Feminization of Survival”, Journal of International Affairs, New York 53(2), s. 507

[5] Mine Eder, “Moldovyalı Yeni Göçmenler Üzerinden Türkiye’deki Neo-Liberal Devleti Yeniden Düşünmek”, Toplum ve Bilim (108), 2007

[6] Saskia Sassen,”Women’s burden: Counter-Geographies of Globalization and The Feminization of Survival”, Journal of International Affairs, New York 53(2), s. 504

[7] “Türkiye’de Neoliberal devlet ve kadınlar”, Yücel Yelda, 26 Haziran 2008, http://bianet.org/bianet/bianet/107889-turkiyede-neoliberal-devlet-ve-kadinlar, 30 Ocak 2011 tarihinde erişilmiştir.