Okul Yolu Dans Tiyatro Gösterisi’nin

Toplumsal Cinsiyet İlişkileri Açısından Değerlendirilmesi

Sema Semih T.

2008 yılı sonbahar döneminde Boğaziçi Üniversitesi rektörünün değişmesiyle birlikte, okulda başörtülü öğrencilerin okula alınıp alınmayacağı ile ilgili, çok da yeni olmayan bir gündem başlamıştı. Okulun açılmasıyla birlikte birçok başörtülü kadın öğrenci rektörlüğün yeni uygulamalarından ötürü iki gün boyunca derslerine girememiş, okul kapısında kendilerine destek olan arkadaşlarıyla çaresizce beklemişlerdi. Okula başörtüsüyle girmek için 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’ndan dolayı başlarına gelebilecek cezayı kabul ettiklerini belgeleyen bir kâğıt imzalamak zorunda kalmışlardı.[1] Bu her iki günün sonunda okul önünde bekleyen kalabalık, toplu bir şekilde güvenliklerin “Kimlik göster!” ya da “Bayan bakar mısınız?” uyarıları dikkate almadan kampüse girmişti. Tam bu yakıcı olaylar okul ve ülke gündemindeyken BÜO ve BÜFK olarak yaz ayında çalışmalarına başladığımız “başörtülü bir kadın öğrencinin okula alınmaması” vukuatı üzerine kurulu Okul Yolu adlı Dans Tiyatro gösterisini hazırlama telaşındaydık. Günlerdir sahnede üzerine çalıştığımız vukuat, her sabah üniversite kapısında tekrarlanır olmuştu.

Bu yazıda, kadına yönelik şiddet kapsamında değerlendirdiğimiz başörtüsü yasağı üzerine kurguladığımız Okul Yolu dans tiyatro gösterisini, gösteri akışı üzerinden belirli vukuatlara odaklanarak değerlendirmeye çalışacağım.

Sahne açılmış ve yan yana duran altı farklı odak görülmüştür. Cazvari bir müzik başlar. Küpeli ve “tikky” denilebilecek bir gömlek giymiş olan “karizmatik” ve “havalı” bir erkek ve gösterişli kemeri ve saç bandıyla uzun saçlı “çekici” bir kadın dans etmeye başlarlar. Erkek sabit durup kadını yönlendiren hareketler yapıyorken, kadın oldukça hareketli bir biçimde erkeğin sağına ve soluna geçer. Birtakım dönüşler sonrasında kendini erkeğin kollarında bulur. Kadın, erkeğin etrafında dört dönmeye devam ederken birden fark eder ki erkek başka bir kadına kur yapıyordur. Kadın kızar, erkek gönlünü almaya çalışır, bir süre sonra kadın erkeğe tokat atmaya başlar, erkek bu sırada pişkince gülüyordur. Tokat atma eylemi tekrarlanır ve sonucunda kadın kendini tekrar erkeğin kollarında bulur.

okul_yolu1


Yukarıdaki sahne aslında şehir hayatından oldukça tanıdık: “Erkektir yapar” denilip affedileceğini düşünen ve erkekliğinin kılıfına istediğini sığdırıp yapan erkekler… Seviyorum ne yapayım deyip affeden kadınlar… Aşkın gözü öyle kör ki ilişkilerdeki şiddet bile meşru bir hale gelebiliyor, aşk her şeyi affedebiliyor(!) Gösterinin bu ilk odağında da aşkın galip geldiğini ve kadının erkeği, onu aldatıp başkasına kur yapmasına rağmen affettiğini görüyoruz. Sorunsallaştırılması gereken nokta kadın ve erkeğin aşk söylemiyle üzeri örtülen hiyerarşik ilişki biçimi. Burada her ne kadar kendilerine güvenli iki eşit “şehirli” insan arasında geçen bir aşk varmış gibi görünse de, kadının erkek tarafından “idare edildiğini” ve verdiği tepkinin de önemsizleştirildiğini görürüz. Burada tokat atma eyleminde erkeğin takındığı tavır da dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta. Erkeğin, kadının öfkesine rağmen takındığı “lakayıt” tavır, onun ilişkide kendi konumunu ne şekilde sağlamlaştırdığına ve kendine olan güvenine dair ilginç bir göstergedir.

* * *

İkinci odaktaki kadın, yanlarında biraz önce teşhirci bir biçimde dans eden çifti görüp kendisi de bir salon dansı icra etmek üzere kollarını sevgilisine doğru açar. Erkek istemese de dans etmeyi dener ancak bir süre sonra çiftin kolları ve bacakları birbirine dolanır. Erkek pes eder ve bir Orta Anadolu ezgisi eşliğinde dans etmeye başlar. Kadın sinirlenmiştir ama istemeyerek de olsa o da dans etmektedir. Erkek özellikle yandaki çifte doğru türlü oyunlar yaparak gövde gösterisi yapmaya çalışır ve sonunda sevgilisinin yanına döner. Başörtülü kadını fark ederler.

Sahne üzerinde iki farklı çifti yan yana görürüz. Bu iki çiftin hem kendi duygusal ilişkilerini yaşayış şekilleri hem de birbirlerinin ilişkilerini algılayış şekilleri tartışmaya değerdir. Bu iki ilişkide ilk göze batan şey “geleneksel” ve “modern” ayrımıdır. İlk anlatıda bahsettiğim birinci çiftin, giyim tarzları ve yaptıkları salon dansıyla şehir kültürüne ayak uydurduklarını ve herhangi bir aile ya da toplum baskısı olmadan(!) birbirlerine karşı yaptıkları her hatanın önüne geçebilecek derecede büyük olan aşklarını “rahatça” yaşayabildiklerini görürüz. Tabi bu rahatlık da sorunsallaştırılması gereken bir noktadır ki erkek bu rahatlığı elinde bulundurduğu bir artı olarak kullanıp fırsat bulduğu an başka kadınlara kur yapma hakkını kendinde görür. Sevgilinin tepkisiyle karşılaşsa bile bu tepki kur yapma olayını gayrimeşru kılmak yerine tuhaf bir biçimde olumlamaya dönüşür.

İkinci çiftin yanlarındaki çiftin yaptığı dansa benzer bir dans icra etmeye çalışmaları bu çiftin “şehirli, batılı ve modern” olan birinci çifte öykündüklerinin bir göstergesidir. Ancak birinci çiftin dansını taklit etmeyi başaramayınca daha iyi bildikleri geleneksel bir Orta Anadolu dansını icra etmeye başlamaları ve erkeğin kendi gücünü bu dans ile göstermesi kendi özlerine, kendilerine ait olana ve alıştıkları yaşam tarzına dönmeleri olarak yorumlanabilir. Kadının bir salon dansı icra etmek isteyişi ve erkeğin ona karşı direnmesi, geleneksel olana bağlılık ve “modern” olanı görüp ona uyum sağla(yama)manın arasındaki çatışmanın bir sonucudur. Kadın modern ve geleneksel arasındaki çatışma noktası, erkek ise geleneksel olanın taşıyıcısı konumundadır. Ayrıca birinci çifte verdikleri tepki de günlük hayatta “şehirli, batılı ve modern” bir çiftin nasıl algılandığına dair bir örnek olabilir. Bu tepkiyi verenin erkek olmasıyla birlikte, bahsedilen iki ilişkide de erkeği yönlendiren bir pozisyonda görürüz. Burada bahsettiğim geleneksel ve modern kavramları statik, homojen olan birtakım kimlikleri niteleyen kavramlar olarak ele alınmamalıdır ki zaten sahnede tam da bu algıdan doğan bir çatışma söz konusudur. Bu iki çifti mutlak bir şekilde biri geleneksel biri modern diye birbirinden ayırmamız eksik bir nitelendirme olacaktır.

* * *

Çiftlerin yanındaki başörtülü kadının kulağında mp3 çalar vardır, müzik dinlemektedir. İkinci çifti izlerken müziğin ritmiyle diğer tarafa döner ve lezbiyen çiftle karşı karşıya gelir.

Başörtülü kadın sahnedeki diğer odakların aksine yalnız başına durmaktadır. Gösteriyi izleyenlerden bazıları, başörtülü kadının yalnız çizilmesinin sorunlu olduğunu, yanında bir arkadaşı ile birlikte mücadele etmesinin daha anlamlı olabileceğini söylediler. Bu, oyun kadrosunun bilinçli olarak tercih ettiği bir şeydi, kadro sayısı da bunda etkiliydi ancak oyunda iki başörtülü kadın olsaydı, vukuatın vurgusu kuşkusuz başka bir yere gidebilirdi. Günlük hayatta başörtülü kadınların yaşadıkları ayrımcılığa karşı ürettikleri tepkiler birbirinden ayrışıyor. Okula girme gibi günlük ve hayatlarının devamı için zorunlu pratikleri yerine getirememenin verdiği büyük bir sıkıntı ve o pratiklerin içinde bulunmak için verdikleri varoluşsal bir mücadele var. Kimisi başını açıp okula girerken, kimisi kapıda beklemeyi, kimisi şapka takmayı, kimisi okula girmemeyi tercih edebiliyor. Sahnede eğer birden fazla başörtülü kadın olsaydı, vurgu noktamız olan “başörtülü bir kadının okula girememesi” cümlesinin günlük hayatta verilen bu farklılaşan tepkilerden dolayı farklı bir biçimde işlenmesi gerekecekti.

Bazı başörtülü izleyicilerden aldığımız bir eleştiri ise, sahnedeki başörtülü kadının kendilerini çok iyi yansıtmadığı, başörtüsünü bağlayış biçimi, pardösü giymemesi vb. farklılıklarla “tesettür kurallarının” dışında kaldığıydı. Burada şunu belirtmek gerekir: Sahne üzerinde başörtülü bir kadının sorunu ele alınmasına rağmen amaç asla bir başörtülü kadın prototipi oluşturmak olmamalıdır. Aksi durumda Kemalist söylemin ürettiği başörtülü kadınları tektipleştiren, yaşam tarzlarındaki, beğenilerindeki farklılıkları yok sayan, başörtülü kadınları ve başı açık kadınları kendi içlerinde homojen iki zıt kategori olarak kurgulayan söylemin tuzağına düşme riskimiz oldukça yüksektir.

Şunu eklemek gerekir ki hem başörtüsü yasağı üzerine kurgulanan bu oyunun hazırlık sürecinde hem de başörtülü kadın tiplemesinin kurgulanma sürecinde okulumuzdaki farklı kesimlerden başörtülü kadın arkadaşlarımızdan görüş almaya gayret ettik. Zaten hâlihazırda gösteri kadrosunda da başörtülü bir arkadaşımız vardı. Oyunun sahnelenmesinden önceki sergilemelerin bazılarını başörtülü kadın arkadaşlarımızdan birkaçı da seyretti. Oyuna ilişkide olduğumuz başörtülü kadın arkadaşlarımızı davet ettik. Oyundan sonra başörtülü kadınlardan bazıları bize yazılı ya da sözlü olarak görüşlerini ilettiler. Bu yazıda, aldığımız bu geri bildirimlerdeki yorumlara yer vermeye çalıştım.

* * *

Başörtülü kadının solundaki iki genç kız hip hop müziği eşliğinde dans etmeye başlarlar. Genç kızlardan biri diğerine ortaya çıkıp daha büyük ve zor hareketler yapması için ısrar eder. Önce nazlanan ancak daha sonra dayanamayıp ortaya atlayan genç kız, kendisini buna ikna edene doğru birtakım jestler yaptıktan sonra onun yanına gelir, iki genç kız dans ederek birbirlerine giderek daha çok yaklaşırlar, biri diğerini kollarının arasına alır ve dudağından öper, sahnedeki tüm gözler onlara çevrilmiştir.

Toplumda homofobi çok yaygınken, anayasal düzeyde eşcinseller genel ahlaka aykırı görülürken, açtıkları derneklere kapatılma kararları çıkarılırken birçok eşcinsel, ailesi tarafından öldürülüyor ya da öldürülmekle tehdit ediliyorken eşcinsel insanların açılmaları ve toplumda kendi kimlikleriyle çok rahat bir şekilde yaşayabilmeleri zor bir durum. Bunun yanında, kadın cinselliği genel olarak toplumda görünür değil, lezbiyen kadın cinselliğinin ise var olduğu bile kabul edilmiyor. Sahne üzerinde de iki kadının birbiriyle ilişkisi olduğunu anlatmak, bir kadın ve erkeğin hatta iki erkeğin birbirleriyle olan ilişkilerini anlatmaktan çok daha zor oldu. Verilen ana vukuat çerçevesinde daha önce bahsettiğim iki heteroseksüel çiftin birbirleriyle dans etmeleri ya da el ele tutuşmaları aralarındaki ilişkiyi resmetmeye yetiyorken, iki kadının ilişkisini anlatmak için tüm bunlar yetersiz jestlerdi. Sahnenin vurgusunun tamamını lezbiyen odağına kaydıracak, daha büyük bir jeste ihtiyaç duyuldu. Bir kadının diğerini dudağından öpmesiyle birlikte sahnedeki diğer insanların dikkatleri bu odakta toplandı çünkü bu günlük hayatta görülüp de toplum tarafından basit bir tepki ile karşılaşacak bir vukuat değildi.

İzleyiciler tarafından başörtülü kadın odağının dışında eleştiri alan bir diğer odak da lezbiyenlerdi. Oyunu izlemeye gelen başörtülü kadınların bazıları böyle bir gösteride neden lezbiyenlerin olduğunu anlayamamış, gösteriyi çok beğenmelerine rağmen sahnede tasvip etmedikleri şeylerin olduğunu söylemişlerdi. Bu gibi ön yargılar vardı, ancak kulüp çalışmalarında ya da üniversite ve üniversite dışındaki eylemlerde birçok lezbiyen ve başörtülü kadın bir arada ve yan yana görüyorduk. Bu kadınları sahneye de birlikte taşımak önemli bir dramaturjik tercihti.

* * *

Lezbiyen çifti gören herkes şok olmuştur. Solcu kesimden rockçı genç, lezbiyenlerin öpüşmesinden çok etkilenmiş, adeta başka bir âleme geçmiştir. Yanındaki Kürt gazetecinin ona selam vermesiyle rüyasından uyanır.

Burada rockçı gencin lezbiyenlerin öpüşmesinden bir tür haz alması, iki kadının öpüşmesinin onda pornografik bir imge uyandırması söz konusudur. Bu da kadın/lezbiyen cinselliğinin ataerkil sistem içinde erkeklerin tüketimine açık bir cinsel fantezi nesnesine dönüştürüldüğüne dair bir göstergedir.

* * *

Şimdiye kadar sıraladığımız odaklar kendilerini gösterdikten sonra otobüs sahnesine geçilir. Şoför içeri girer, sahnedeki herkes otobüse koşturur. Başörtülü kadın dışarıda kalır. Otobüsün içindeki herkes sırayla dönüp ona doğru bakar. Şoförün uyarmasıyla arkadaki solcu gençler ona yer açar.

Başörtülü kadının servis dışında kalması ve herkesin sırayla ona doğru bakması, kuşkusuz günlük hayatta başörtülü kadınların karşılaştığı tuhaf bakışların sahneye yansımasıydı. Bu dışlanmışlık durumu nedeniyle başörtülü kadınlar üniversite yaşamına dair birçok şeyden mahrum kalabiliyor.

Yola çıkarlar, yol üzerinde karşılaşılan çeşitli olaylar vardır: taşa takılma, tünele girme vb. Yolun bitişinde güvenlikle karşılaşılır.

Gösteri uzun bir süre oynadıktan sonra yolculuk kısmının fazla uzun olduğu eleştirisi yapılmış ve bu kısım tekrar ele alınıp kısaltılmıştı. Yolculuk kısmının gösteri için uzun olmasını kabul etmekle birlikte, günlük hayatta başörtülü bir kadın için okula doğru yapılan bir yolculuğun kafasındaki “Acaba bugün ne olacak, okula girebilecek miyim?” gibi sorularla normalden daha uzun sürdüğünü söylemek de çok abartılı olmasa gerek.

Otobüs okulun önüne gelince kapının girişindeki güvenlik görevlisi ve otobüs şoförü şakalaşmaya başlar. Kadın güvenlik sinirlenir ve onun uyarısıyla şakalaşma sona erer.

Güvenlik ve şoför arasında gördüğümüz kaba bir cinsellik içeren şakalaşma “erkekliğin” aslında çok da yabancı olmadığımız dünyasına bir bakış atmamızı sağlıyor. Güvenlik ve şoför birbirlerine önce yumruk ve tokatlar atarak selamlaşır. Bu “maço” tavırların sonunda güvenliğin bir hamlesiyle şoför İstiklal Marşı’nı okumaya başlar. Bu sırada kadın güvenlik olaya müdahale eder. Burada iki erkeğin ilişkisinin milliyetçilikle de ilişkilendirildiğini görüyoruz. Kendinden üstün konumda bulunan ve devletin bir mülküne sahip çıkmakla görevli olan güvenliğin “şaka”ları karşısında güçsüz konumda kalan şoför çareyi İstiklal Marşı söyleyerek ona boyun eğmekte bulur.

Ayrıca kaba el hareketlerine ve şiddete dayanan şakalarla birbirlerine adeta erkekliklerini ispatlayan güvenlik ve şoför, kadın güvenliğin uyarısıyla toparlanır. Kadının müdahalesi yapılan davranışı durdursa da erkekler bu hareketleri yapmadan önce “elalem ne der” gibi bir itkiyle kendilerini sınamazlar. Muhtemelen benzer bir davranış iki kadın tarafından okul kapısı gibi kamusal bir alanda gerçekleşmezdi, eğer gerçekleşirse de o kadınlar namussuz ya da iffetsiz oluverir, çevreleri tarafından dışlanır, belki de haklarında genel ahlaka aykırı davranmaktan dava açılırdı! Kadınları bu derece sınırlayan toplumsal baskı mekanizmaları kendilerine güven duyarak ve istediklerini yapmakta özgür olarak sosyalleşen erkekleri hareketlerini tartmak zorunda bırakmaz.

Daha sonra erkek güvenlik otobüse girerek kimlik kontrolü yapar ve sonrasında arama yapması için kadın güvenliği çağırır. Kadın oryantal bir dans eşliğinde aramayı yapar, çiftlere, Kürt ve solcu gençlere çeşitli tepkiler verir. Ancak başörtülü kadının okula girmemesi gerektiğinden, kadın güvenlik gelip onu otobüsten indirir, herkes ne olacak diye merakla beklemektedir. Erkek güvenlik okul kapısından aksi bir yöne gitmesi için başörtülü kadına yol gösterir, ancak başörtülü kadın yerinden kıpırdamaz.

okul_yolu4

Güvenliklerden birinin kadın, birinin erkek olarak belirlenmesi bilinçli bir tercihti çünkü kadın güvenlikler de erkekler kadar koyulan yasaların uygulayıcıları ve yeri geldiğinde keyfi bir biçimde başörtülü kadınlara karşı yöneltilen tacizlerin özneleriydi.

Bekleyen öğrenci kalabalığından “ehhhh” diye bir ses yükselir. Bunun üzerine rockçı genç olaya müdahale eder, ancak güvenliğin karşısında güçsüz kalır; Kürt ve solcu olan arkadaşlarından yardım ister. Yardıma gelen insanların güçlü duruşu karşısında güvenlik cebinden kılıç gibi çıkarttığı fermanı okumaya başlar. Başörtülü kadın yavaşça kıyafet değiştirme kabinine doğru ilerler…

okul_yolu2


Güvenliklerden bahsederken bir kez daha izleyici yorumlarına dönmek istiyorum. Çoğu, güvenlik görevlilerinin gösteri boyunca çok eleştirildiklerini, sonuçta güvenliklerin “emir kulu” olduğunu ve denileni yapmak zorunda olduklarını ancak gösteride tüm başörtüsü sorununun güvenliklerden kaynaklandığı gibi bir izlenim ortaya çıktığını söylemişti. Bu eleştiriye gösteri kadrosundan iki türlü cevap geldi: İlki, güvenliğin okuduğu fermanla bu mağduriyeti yaşatanın sadece güvenlikler olmadığı, aslında daha büyük ve güçlü seslerin onların üzerinde etkisi olduğuydu. Aslında bu fermanla Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsü serbestisine karşı çıkan kararına atıfta bulunuldu. Bu fermanı okurken güvenlik görevlisinin havlaması yasakçı zihniyete karşı eleştirel tavrımızın bir göstergesiydi. İkincisi ise güvenliklerin böyle bir yasanın uygulayıcıları olmalarına rağmen çoğu zaman keyfi davranabildiklerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğiydi. Elbette ki başörtüsü yasağını onaylamadığı halde ve başörtülü öğrencilerin yaşadıklarından üzüntü duymasına rağmen kuralları uygulamak zorunda olduğu için başörtülü öğrencileri okula alamayan güvenlikler mevcuttur. Bununla birlikte güvenliklere sadece yasa uygulayıcılar olarak bakmak, özellikle Boğaziçi’ndeki güvenlik görevlilerin bazılarının keyfi uygulamalarının ve başörtülü kadınlara yönelik sözlü tacizlerinin üzerini örtmekten başka bir işe yaramazdı.

Sahnede başörtülü kadın ve güven-
liğin karşılaşması-nda otobüsteki insanların farklı tepkiler ürettiğine tanık oluruz. Bazı-ları sıkılmış ve okula girmek için acele etmektedir. Muhalif kesim ise bunun bir ayrım-cılık olduğunu fark edip olaya müda-hale eder. Belki de otobüsteki diğer insanların olaya müdahale etme-melerinin altında yatan sebep ülkeyi 86 yıl geriye götürecek ve onları tehdit eden bir salgının mikrobunun yok edildiğini düşünmeleridir. Bu tiplemeler karşılarında gördükleri bir kadının eğitim hakkının elinden alınmasını ve tüm diğer insanlardan ayrıştırılıp kıyafetini değiştirmeye zorlanmasını bir sorun olarak görmüyor olabilirler.

okul_yolu3

Başörtülü olduğu için içeri alınmayan kadın okul kapısının hemen yanındaki kabine girer. İçeri girince yüzünü kapatır. Sahne farklı fantastik bir boyuta geçer, öğrencilerin okula girerken yaşadıkları zorlukları ve güvenliklerle karşılaşmalarını imleyen bir dans görürüz. Müziğin ritminin arttığını, tüm güvenliklerin karşılarında gördükleri öğrenciler ile mücadele ettiğini ve sonunda zayıflayıp yere düştüklerini görürüz. Öğrenciler okula girmek için toplu bir şekilde direnirler. Bu danslı kısmın sonunda başörtülü kadının öğrencilere katılımıyla toplu bir şekilde okula girmeyi başarırlar ve gösteri sona erer.

Gösterinin bu kısmında bir güvenlik-öğrenci ilişkisi resmedilmiş olsa da aslında herhangi bir cinsiyetin belirginleştirilmediği ve koreografinin militer devlet yapısına bir gönderme yaptığı bir dans görürüz.

En başta belirttiğim gibi eğitim-öğretim yılı başında Boğaziçi’nde de bu sahne benzer bir şekilde yaşanmış, hak ihlallerinin, kadına yönelik şiddetin karşısında duran birçok insan Boğaziçili başörtülü kadınların yanında bulunmuş ve okula giremeyen arkadaşlarıyla birlikte okul kapısında beklemeyi tercih etmişlerdi. Sonunda güvenliklerin direnişine rağmen hep beraber okula girilmişti. Bu kuşkusuz dayanışmanın güzel bir örneğiydi ve sahneye de yansımıştı.

okul_yolu5

Sonuç olarak, kültürel çoğulcu bir anlayışla hazırlanan Okul Yolu dans tiyatro gösterisinde, benim bu yazıda değinmeye çalıştığım gibi toplumsal cinsiyet ilişkilerine dair pek çok nüve bulmak mümkün.  Gösterinin kadına yönelik şiddet bağlamında başörtüsü sorununu gündeme getirmesiyle birlikte, modernleşme üzerinden kadın erkek ilişkilerindeki toplumsal cinsiyet rollerine, lezbiyen bir çiftin öpüşmesi ve bunun sonucu verilen tepkilerin yansıtılmasıyla homofobiye, güvenlik ve öğrenci ilişkilerine yer vermesiyle toplumsal rollerdeki güç ilişkilerine ve toplumsal cinsiyet ekseninde çoğaltılabilecek daha birçok konuya değindiğini söyleyebiliriz.


[1]Bkz. http://www.bukak.boun.edu.tr/default.asp?id=0&lng=50