Tent à Bulles Sirk Değerlendirme Notları

8 Mart 2008’de Haftasında Gerçekleştirilen
Tent à Bulles Sirk Değerlendirme Notları

Banu Açıkdeniz

Deniz N. Aktan

Gülcan Küçük

BÜKAK tarafından her yıl 8 Mart haftasında düzenlenen Kadın Şenliği’nde geçtiğimiz 2008 yılında tiyatro oyunu, panel, dans-müzik gösterisi gibi etkinliklerin yanı sıra bir “kadın ve lezbiyen sirki” organize edildi. BÜKAK, İstanbul’daki diğer kadın gruplarıyla birlikte, farklı ülkelerden lezbiyenlerin bir araya gelerek oluşturduğu Tent à Bulles sirkine ev sahipliği yaptı. Bu yazı, Tent à Bulles hakkında kısa bir bilgi vermeyi ve sirkin çalışma süreci ile ortaya çıkan ürünü değerlendirmeyi hedeflemektedir. Şunu belirtmek gerekir ki BÜKAK’lı katılımcılar ortak bir değerlendirme yapamamıştır ve dolayısıyla bu yazı az katılımlı bir toplantının notlarından ve bireysel değerlendirmelerimizden oluşmaktadır.

Tent à Bulles Nedir?

Politik bir “lezbiyen sirki” fikri ilk olarak 2003 yılında Avrupalı birkaç lezbiyen tarafından gündeme getirildi. Temel amaç değişik ülkelerden gelen lezbiyenleri buluşturarak yeteneklerini ve deneyimlerini birbirlerine aktarmalarına olanak tanımak ve güçlü politik içeriğe sahip performanslar yaratmaktı.[1] Tent à Bulles sirki başlangıçta sadece lezbiyen kadınlar arasında yürütülen bir çalışma iken ilerleyen yıllarda bu sirkin, “feminist kadın ve lezbiyen sirki” olarak konumlanmasına karar verildi. Sirk içerisinde bu alanla profesyonel şekilde ilgilenenlerin yanında farklı işlerde çalışıp sirkte yer alan kişiler de bulunmaktadır. Tent à Bulles hali hazırda akrobalans, jonglorlük, trapez ve palyaçoluk alanlarında çalışmalar yapmakta ve bu çalışmalarını sergilemektedir. Tent à Bulles, Türkiye’deki kadınlarla buluşmadan önce Fransa, Münih, Berlin ve Viyana’da kadınlarla ortak yapılan birer haftalık çalışmalar sonunda performanslar sergilemiştir. İstanbul’da farklı kadın gruplarından pek çok kadının katıldığı bir haftalık bu süreç, birbirinden oldukça farklı pratiklere, arka plana ve ideolojik yönelimlere sahip katılımcıların karşılıklı olarak deneyim aktarımında bulunmasına, gündemlerin paylaşılmasına ve tartışmaya açılmasına katkıda bulunmuştur. Sirk haftası sonrasında da bu deneyimler, kulüp içindeki çalışmalarda yeni gündemler ve açılımlara olanak sağlamıştır.

Tent à Bulles’un Türkiye’ye getirilmesinde, hafta boyunca sirk katılımcılarının ihtiyaçlarının karşılanmasında, çalışma ve gösteri mekânlarının organizasyonunda ve gösteri hazırlıklarında pek çok farklı kadın grubu katkıda bulundu. Altyapı ihtiyaçlarının planlanması ve temin edilmesi ve tüm faaliyetin organizasyonu ağırlıklı olarak Amargi’li ve FKÇ’li birkaç katılımcı tarafından üstlenildi. Bu çalışmada yer alan Amargi, Feminist Kadın Çevresi, Emekçi Hareket Partisi’nden kadınlar, Lambdaistanbul ve Bağımsız Feminist Kadınlar ile birlikte yurt dışından gelen katılımcıların ihtiyaçlarının olabildiğince ortak bir şekilde karşılanmasına çalışıldı. Bu süreç boyunca, Türkiye’den ve yurt dışından gelen katılımcıların bulunduğu bu çalışma platformunda çalışma biçimi ve içeriğine dönük çeşitli tartışmaların yaşandığı ve bazı noktalarda ideolojik tercih ve yönelimler açısından bazı ayrışmaların yaşandığı söylenebilir. Bu durum hem sirk çalışmasında hem de organizasyonunda gözlenmiştir. Organizasyon aşamasında yaşanan ve bizim de gündemimize aldığımız tartışmalardan biri şuydu: Lambdaistanbul’daki transseksüel kadınların sirke katılma talepleri yurtdışından gelen bazı katılımcılar tarafından olumsuz karşılandı, aynı zamanda gösterinin kime (kadın, erkek, trans) açık olacağı tartışmaya açıldı. Üretilen bu tepkinin önemli bir sebebi; Türkiye’de lezbiyenler, geyler, biseksüeller ve transseksüeller beraber örgütlenmekteyken, Avrupa’da pek çok ülkede her grubun ayrı ayrı mücadeleler örgütlüyor olmaları olabilir. Bu konuda ortaya çıkan anlaşmazlık sirk içinde tartışılarak aşıldı ve gösteri tanıtımında “kadınlara açıktır” ibaresi kullanıldı; ancak, sirke katılan bir transseksüel kadın olmadı.

Bir Haftalık Süreç

Hafta başında bir araya gelindi ve nasıl bir ürün çıkarılabileceği konuşuldu. Katılımcıların aklındaki fikirlerin yedi gün gibi kısa bir süre içinde sergilenebilecek seviyeye gelmesi neredeyse imkânsız görünüyordu. Bu sebeple, bir programın hazırlanması ve bu programa uyulması ciddi bir önem taşıyordu. Tüm katılımcıların yer aldığı bir toplantı sırasında gösterinin teması “Bedenimiz Bizimdir” olarak belirlendi. Toplantı sonrası, tüm çalışma grupları kendi alanlarında bu cümleye dair performans hazırlıklarına başladı.

Grup içerisinde daha önceden sirk alanında reji deneyimi olan iki kişi reji sorumluluğunu aldı. Reji pratik, net ve çabuk hareket eden bir gruptu. Mümkün olduğunca grupların yönelimlerini dikkate alıyorlardı. Karar alma aşamasında herkesin söz söylemesi önemliydi ancak katılımcı ortam kurma konusundaki sorunlar rejiye zaman zaman fazla sorumluluk yükleyerek, sağlıklı bir prodüksiyon süreci geçirme hedefine tam olarak ulaşılamamasına neden oldu. Katılımcı ortamın örgütlenememesinin en önemli sebeplerinden biri zaman sıkışıklığı nedeniyle herkesin kendi performans çalışmasını kotarmaya odaklanmasıydı. Bununla birlikte gruplar arasında fikir alışverişini ve tartışmayı sağlayacak bir platform oluşturul(a)madı.  Böylece gruplar reji dışında müdahaleye kapalı bir süreç işletmiş oldu ve başka gruplara da müdahil olma şansına sahip olamadı.

Başlangıçta yedi günlük sürenin ilk bölümünün eğitim, ikinci bölümününse prodüksiyon odaklı geçirilmesi planlanmıştı. Ancak, zamanın kısıtlılığı ve katılımcıların çalışma pratiklerindeki önemli farklılıklar bu iki bölümün yeteri kadar verimli olamamasına neden oldu. Başlangıçta konulan atölye hedefleri gerçekleşmiş ve belirlenen takvime uyulmuş olsaydı öncelikle dramaturji tartışması daha yoğunluklu yapılabilirdi ve böylece hem eğitim çalışması daha sağlıklı geçirilebilir hem de sergilenen performans daha ileri bir düzeye taşınabilirdi.

Hafta boyunca yapılan çalışmalar, kadın gruplarının deneyimlerini birbirlerine aktarmasına olanak sağladı. Eğitim bölümünde yurtdışından gelen kadınlar akrobalans, jonglörlük ve palyaçoluk alanlarında başlangıç düzeyinde çalışmalar yaptırırken; kampüs çevresindeki dansçı kadınlar dans alanında deneyimlerini paylaştı.

Prodüksiyon

Akrobalans[2] grubu kendi içinde “oyun bahçesi” (playground) ve “çocukluktan yetişkinliğe geçiş” temaları üzerine çalışan iki gruba ayrıldı ve bir kız çocuğunun çocukluktan genç kızlığa geçiş evresinde kendisine dayatılan görevlere ve rollere yabancılaşmasını sergiledi.

İlk bölümde kadın henüz çocuktur, arkadaşlarıyla bir oyun bahçesinde oynamaktadır ve fon müziği olarak eğlenceli bir parça seçilmiştir. Geçiş başladığında müzik gergin bir hal alır. Kadın bedenindeki değişimleri korkuyla izlerken, bir yandan da dışarıdan bedenine gelen müdahalelere karşı savunmasız konumdadır. Her kadın sahneye girdiğinde kızın yanına gidip ona sutyen takmak, saçını açmak gibi büyüdüğünü fark ettirecek jestlerde bulunup bir sonraki mizansenlerine yerleşirler. Daha sonra sahneye birkaç kadın daha girer ve birlikte toplumsallaşmayı sembolize eden bir piramit oluştururlar. Sahnenin ana karakteri olan kız çocuğu da bu piramide dahil olmaya çalışır ancak beceremez, öncelikle toplum içinde nasıl “kadın olunacağını” öğrenmelidir. Grotesk bir üslupla (uç noktadaki klişelerle) çizilmiş bu kadınlar, kendilerinden yapılması beklenen rollere bürünür ve ağda, makyaj, temizlik gibi “kadınlık görevlerini” başarıyla yerine getirmeye koyulurlar. Ancak başarıyla icra edilen bu eylemler bir süre sonra hastalıklı bir hal almaya başlar: temizlik yapan kadın etrafı temizlemekle yetinmez kendini temizlemeye koyulur; ağda yapan ve başlangıçta bundan keyif alan kadın bu eylem bir zorunluluğa dönüştükçe acı çekmeye başlar; formuna dikkat eden kadın durumu abartır ve formda kalmak uğruna yediklerini kusmaya başlar vs.. Başlangıçta kadınların kadınlık görevlerini yerine getirmelerindeki becerileri kız çocuğu için özendiricidir; ancak işler çığırından çıktığında oluşan tablonun özenilecek bir tarafı kalmamıştır. Bunun üzerine genç kız bu tarz bir toplumsallaşmaya itiraz ettiğini gösteren bazı jestlerde bulunur. Ve final bölümünde genç kız, zaman zaman ilişkilendiği aynayı eline alır ve seyircilere doğru tutarak seyircileri de kendilerine bu gözle bakmaya davet eder.

BÜKAK’lı ve FKÇ’li kadınlar olarak gösteri genelinde, üzerinde en çok dramaturjik tartışma yaptığımız bölüm burasıydı. Kadınların toplum içinde edindikleri/edindirildikleri toplumsal cinsiyet rollerini eleştirmek adına sahne üzerinde sergilenen tüm kadın karakterlerin “kadınlığın icrası” sonucunda kadınların “takıntılı” hale geldiklerinin gösterilmesi ve mağdur/zavallı/çaresiz konumda resmedilmelerinin doğru olup olmadığına dair bir tartışma yürütülmeye çalışıldı. Bununla birlikte “ev kadınını, kendine bakan kadını” dışlıyor muyuz ve kadınlara atfedilen bu jest ve eylemlerin benimsenecek olumlu yanları da olamaz mı gibi sorular da tartışmaya açıldı. Final bölümünde seyirciyi suçlayan bir jest olarak algılanabilen ayna kullanımının seyirciyi kaale alan ve üretim alanında (gösterim sırasında) toplumsal dönüşüme katkı sunma niyeti taşıyan bir ürünün hedefine uygun bir etki uyandırıp uyandırmadığı da önemli bir tartışma konusu oldu. Tartışmaların katılımcı bir çalışma modelini işletecek şekilde yürütülemediğini söyleyebiliriz. Dil sorunu yaşanmasının ötesinde bu tartışmalarda Boğaziçi’nde aynı alanda çalışma yapan kadınların da ortaklaşamamaları ve tartışma yürütmek için birlikte hareket edememelerinin önemli bir eksik olduğu gözlendi.

Gösterideki diğer sahneleri kısaca özetlemek gerekirse; trapez grubunda üzerindeki örtülerden kurtulan kadının özgürleşeceği vurgusu ön plandaydı. Palyaçolar beklenildiği üzere esprili bir dil kullanarak kadınların toplumsal rollere uyma pahasına çektikleri eziyetleri gösterdiler. Jonglör grubunda da temel olarak aynı vurgu vardı: kendisine verilen “kadınlık” görevlerinin üstesinden gelemeyen bir kadın anlatılmaktaydı. Ayrıca daha deneyimli olan sirkçi kadınların hazırladığı sahneler de gösteride yer almaktaydı. Gösterinin sonunda ise tüm katılımcılarla  hafta boyunca çalıştığımız Hür Doğdum, Hür Yaşarım adlı şarkıyı seyircilerle beraber söyledik. “Bedenimiz Bizimdir” teması çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz bu gösteride lezbiyen kadınlar yürütücülük yapmış olmasına rağmen çıkan üründe lezbiyenlik vurgusu pek yoktu; vurgu noktası heteroseksüel, lezbiyen, biseksüel veya transseksüel tüm kadınların ortak gündemleri ve deneyimleri çerçevesinde şekillenmişti.

Gösteri geneline baktığımızda, “yerelleşme” konusunun, tema belirlenmesi ve eğitim çalışmaları sırasında hiçbir şekilde gündeme getirilmemesinin eksikliği, performanslar hazırlanırken yerel gündeme dair çıkan tartışmalarda hissedilmiştir. Dramaturgiye yönelik yapılan tartışmalarda BÜKAK’lı ve FKÇ’li kadınların ülke konjonktürünü ele alarak yaptığı eleştirilerin bazı katılımcılar tarafından demokratik ortama müdahale olarak algılanması sahnelenen performansların Türkiye’de bir üniversitede sergilendiği düşünüldüğünde çok uç ve bağlamından kopuk haller alabilmesine neden oldu. Örneğin; trapez grubunun başörtüsü teması üzerinden hazırladığı sahneye yönelik yapılan eleştiriler ve öneriler dikkate alınmadı. Bunun önemli bir sebebi grupların birbirlerinin sahnelerini izleme şansına çok geç erişebilmesiydi, o vakitten sonra sahnelerde temelden bir takım değişiklikler yapmak oldukça riskliydi. Bu ve benzeri sorunların daha sonraki yıllarda gerçekleşmemesi için; hafta başında tema seçildiğinde, bu temanın o ülke kadınları için ne ifade ettiği ve bu tema ile ilişkili olarak son dönemde neler yaşandığı hakkında bilgilendirici bir sunum yapılması, sirkin bütünlüklü bir dramaturjik yönelime sahip olmasına katkıda bulunabilir.

Sonuç

Hem Türkiye’den hem yurtdışından farklı arka planlara ve ideolojik yönelimlere sahip kadınlar olarak bir araya gelmek ve bir sirk sahnesinde feminist politika yapmak hepimiz için anlamlı bir deneyimdi. Bu çalışmayla birlikte sirkin sanatsal alanda politika üretme anlamında oldukça elverişli ve kışkırtıcı bir araç olduğunu düşünüyoruz. Böyle bir feminist alan yaratmaya aday olan Tent à Bulles’in sürekli ve kalıcı bir hale gelebilmesi için feminist sanatçı kadınlardan oluşan bir örgütlenme ağının kurulması ve devam ettirilmesine ihtiyaç vardır.

Bu yıl 8 Mart haftasında Viyana’da gerçekleşecek olan Tent à Bulles’in güçlenerek devam etmesi dileğiyle…


[1]Tent à Bulles’un kuruluş amacına dair bilgiler kendi web sayfalarından alınmıştır. http://www.freewebs.com/tentabulles/english-info.htm

[2]BÜKAK’lı kadınların, bizim de içinde bulunduğumuz büyük bir bölümü akrobalans grubuna katıldığından, prodüksiyon aşamasını bu grup üzerinden anlatacağız.