Kırık Sazlar, Kadın Âşıklar

Kırık Sazlar, Kadın Âşıklar*

Ceren Gülbudak

Anadolu âşıklık geleneğinde saz çalarak şiirler okuyan, halk hikâyeleri anlatan gezgin şairlere âşık adı verilmiştir. Âşıklar kervansaray, panayır, konak, kışla, saray, kahvehane vb. yerlerde kırsal yörelerde köy odalarında, düğünlerde, toplantılarda derneklerde sazlarıyla usta malı ve doğaçlama şiirler söylerler.[1]

Dolayısıyla âşıkların sazları ve sözleri, Anadolu halkının yaşantısına, geleneklerine ve gerçekliğine tanıklık eder ve ayna tutar. Böylelikle tüm bu gelenek ve yaşam anlayışının yaşatıcısı ve aktarıcısı olurlar. Halk kültürünün yaşamasında bu denli önemli olan bu tür, ancak Tanzimat sonrasında ve daha yoğunluklu olarak 20. yüzyılın ilk çeyreğini takip eden süreçte incelenmeye başlamıştır. Âşık kültürünün şu an milliyetçi ve ulusalcı ideoloji çerçevesinde önemli bir yere oturtulmaya çalışıldığı düşünüldüğünde, araştırmaların başladığı zaman dilimi tesadüf değildir. Ve bu odaktan yürüyen çalışmalar, kadın âşıkları göz ardı etmiştir. Öyle ki âşık kültürü dediğimizde aklımıza gelen Dadaloğlu, Köroğlu, Karacaoğlan, Âşık Veysel gibi isimlerin yanında varlığından haberdar dahi olmadığımız Fatma Kamile, Şerife Soykan, Ayşe Berk, Döne Sultan, Güllühan Hanım, Derdimend Ana, Fatma Taşkaya, Şahturna Ağdaşan, Şahsenem Akkaş gibi birçok kadın âşık, bu kültürü devam ettirmiş ve ettirmektedir.

Âşık geleneğinde kadınların toplumsal rolleriyle konumlanışını incelerken, erkek âşıkların şiirlerinde kadınların nasıl temsil edildiğine ve görünmez kılınan kadın şairleri görünür kılarak, onların bu erkek egemen türde deneyimlerine bakmak gerekiyor.  Erkek aşıkların şiirlerine baktığımız zaman kadınların, bu şiirlerde istenen, özlenen, güzelliği dillere destan maşuk; gerekse yerilen, nefret edilen, acı çektiren olarak sıkça yer aldığını görüyoruz:

“Şu yalan dünyaya geldim geleli

Severim kır atı bir de güzeli

Değip on beşine, kendim bileli

Severim kır atı bir de güzeli

Atın beli kısa, boynu uzunu

Kuru suratlısı, elma gözünü

Kızın iplik iplik süt beyazını

Severim kır atı, bir de güzeli

Dadaloğlu’m hile yoktur işimde

Yiğit olan, yiğit görür düşünde

At dördünde, güzel on beş yaşında

Severim kır atı, bir de güzeli”

Dadaloğlu

“Erkeklerin yüze gülen düşmanı

Önümüze kuyu kazan kadınlar

Belli olmaz her birinin planı

Arkamızdan dudak büken kadınlar

Kadınların çoktur bize çalımı

Hemi güzeli var hemi zalımı

Bu yüzdendir erkeklerin ölümü

Yüreklerimizi ezen kadınlar

Gel git olur kadınların akılı

Hemi cömerdi var hemi pahılı

Her saçında beşyüz pilan takılı

Kalplerinde hile düzen kadınlar

Kör şeytandır kadınların hocası

Doğru yola gitmez genci, kocası

Her saçında beş yüz pilan takılı

Ters yel gibi devre esen kadınlar

Güzeller peşine çokça düşerdim

Karadeniz gibi kaynar coşardım

Talibi bunlara üzülmeseydim

Bu dünyada beş yüz sene yaşardım.”

“Sözlü kültür ürünleri söz konusu olduğunda birinci görev nispeten daha kolay olmakla birlikte, kamusal alanda görünmez kadınların ve kadın deneyiminin tarihini yazmak konusunda karşımıza çeşitli zorluklar çıkabilmektedir.”[2] Âşık geleneğinde olduğu gibi erkek egemen alanlar ve kadına biçilen cinsiyet rolleri nedeniyle, kadınların bu tür alanlara girmesi ve girebilseler dahi, yazında yer almaları zorlaşmaktadır. Bu durumda, erkek âşıkların ve şiirlerinin araştırmalarda yer almasından dolayı, bunların incelenmesi daha kolay olurken, yazıya geçirilmeyen kadın tarihini incelemek zorlaşmaktadır. Bu nedenle bu yazıda erkek âşıkların şiirlerinde kadınların konumlanışından ziyade kadınların gelenek içerisinde yer almalarının zorluklarını ve biçimlerini inceleyeceğim. 

Son dönemde kadın âşıklarla yapılan görüşmelere baktığımızda, bu kadınların sazlarını çalıp sözlerini söylemeyi ne denli çok istedikleri gözümüze çarpıyor. Şahsenem Bacı şöyle diyor:

Daha okul çağında bile değildim ama müziğe büyük bir aşkla bağlıydım, tutkundum. Köylerde çorba karıştırmak için büyük kepçeler olur ya, ben bunun iki ucunu bıçakla kerter, iç çamaşırlarında kullanılan ince lastikleri uç uca gerer, gizli yerlere girip bunu çalar ve o lastikten çıkan tınıya ağlardım. O tını alır götürürdü beni bir yerlere… Bir de ilkokuldayken öğretmenimizin bir mandolini vardı. Onu gizli gizli eve getirir ve çalardım. Sonra mandolin devresi bitti, saz devresi başladı.[3]

Fakat saz şairi olmayı bu kadar isteyen kadınların, kendilerine biçilen roller nedeniyle, âşık geleneğinin saz çalmak ya da şenliklere katılmak gibi gerekliliklerini yerine getirirken baskıya maruz kaldığını görüyoruz.

Sözünü sazla söylemek âşık geleneğinin önemli unsurlarından biridir. Sazlarını icra etmek isteyen âşık kadınlar, ya “kadınlık görevlerini” yerine getirdikten sonra çalgılarına eğilebiliyorlar ya da aile büyükleri ve eşleri izin vermediklerinden dolayı saz çalmayı bırakmak zorunda kalıyorlar. Birçok kadın aşığın sazları ya eşleri ya babaları tarafından kırılıyor. Âşık Şahsenem eşi tarafından sazı kırılan, şiirleri yakılan bir kadın âşık. Yaşadığı bu sıkıntıyı şöyle anlatıyor:

Gönülden Gönüle Gider Yol Gizli Gizli türküsünü dinlerken duygulandım, ona benzer Gel Gizli Gizli diye bir şiir yazdım. Eşim ‘Sen kimi çağırıyorsun gizli gizli’ diye dayak attı. Sonra şiirlerimi saklamaya başladım. Bu kez de sakladığına göre bir iş karıştırıyorsun diye söylendi. Bir süre bıraktım çalıp çağırmayı, sonra boşandım.[4]

Eşleri tarafından bu denli engellenen, evlilikleri toplum ve aile baskısıyla geçen bu âşık kadınların birçoğu, Âşık Şahsenem gibi, evliliklerine devam etmiyorlar. Yine de sazı böylesine seven kadınlar, toplumsal kodlara yenik düşüp, saz çalmayı bırakabiliyorlar. Bir yandan da saz çalmaya olan istekleri ve bundan dolayı yaşadıkları ikilemler devam ediyor. Âşık Nurşah saz çalmayı bırakan fakat âşık tarzı türküler yakmaya devam eden bir kadın âşık. Sazıyla vedalaşmasının zorluğunu ise “Sazım benim evladım gibi, onu hep bağrımda taşıdım. Yanlış bir yolda kullanmadım… Müftülere danışıyorum, ama boşuna. Şimdi biri dese ki ‘Sazı çalabilirsin, günahı yoktur.’ yine de çalmam. Vicdanım bırakmıyor. Rüyalarıma garipler giriyor, ölen âşıklar giriyor  ‘çalma’ diyorlar  Aslında sazın gövdesi ağaç, telleri teneke onda bir günah yok; ama ya kadın sesi? Onu araştırıyorum.” diye anlatırken Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan fetva geliyor, “Amme hizmeti veriyor, talebelere çalabilir.” Bir yandan “Erkekleri tahrik edecek şekilde söylemiyorsan sorun yok.”  bir diğer yandansa “Yiyecek ekmeğin varsa, ulu orta söyleme.”, “Sen kadınsın çok dedikodu olacak.” deniyor Âşık Nurşah’a. O ise nereye kulak vereceğini bilemeden, “Beni ondan ölüm ayırır.” diye bahsettiği sazından uzak kalmanın üzüntüsünü yaşıyor. [5]

Âşık geleneği, usta-çırak ilişkisiyle öğrenilen, gece gündüz demeden köy köy kahve kahve hane hane gezen, çeşitli etkinliklere katılan âşıkların, bir hayli kamusal alanda yer aldığı bir gelenek. Bu durumda anne ve eş olarak “özel” alana itilen ve kamusal alanda yer alamayan kadınların, bu geleneğin gerekliliklerini karşılaması zorlaşıyor:

Âşıkların yakın dönem tarihi içinde âşık kahvehaneleri, köy odaları, panayırlar, semai kahvehaneleri, vb. gibi ortamlarda temsil edildiği, yaşama imkânı bulduğu, görsellik ve işitsellikle aktarıldığı, öğrenildiği ve öğretildiği bilinmektedir. Ancak bu sosyal çevreler, tamamen erkekler arası iletişim, eğlence ve sohbet ortamlarıdır. Kadının sosyal konumu bu ortama girmesini engellemektedir. Kadına biçilen roller, sosyal bilimlerde toplumsal cinsiyetin tanımında açıklanan “anne, bacı, ev kadını” rolleri kadının sanat yaşamında engel teşkil etmiştir. Kadın âşıklar, erkek egemen diye nitelendirebile-
ceğimiz bu ortamlarda kendilerine yer bulamamışlardır.[6]

Buradaki kamusal-özel alan tartışması, kamusal alan ile özel alan arasında bir hiyerarşi kurmaktan ziyade, geleneğin, aktarılan, topluluk karşısında icra edilen, paylaşılan, gezginci yapısıyla ilgilidir. Bugüne baktığımızda kadın âşıkların köy düğünleri, belediye şenlikleri, kına geceleri gibi etkinliklerde kendilerine icra ortamları yarattıkları bilinse de, geleneğin doğal süreçlerinden mahrum kaldıklarını görmekteyiz.[7] Âşıklığın aktarılması, paylaşılması ve âşık kültürünün en önemli öğelerinden biri olan atışmaların[8] gerçekleşmesi için kurulan bu ortamlardan birisi de “er meydanı”dır ve kadınlar bu “er meydan”larında çokça kabul görmezler. “Er meydanı” denilen âşık şölenine ilk katılan kadın âşık Fatma Oflaz’dır. Gülçınar Hanım ise âşıklık geleneğini öğrenmek için bu etkinliklere izleyici olarak katılmıştır. Zamanla buradan öğrendiklerini sazına aktarmaya başlayan Gülçınar Hanım, kendisiyle yapılan görüşmede kadınların bu ortamlarda yer edinme mücadelesini anlatır: “Erkek meclislerinde söylediği ilk zamanlar, birçok meslektaşı tarafından yadırganan Âşık Gülçınar, atışmalardaki başarılı icralarından sonra gelenek içinde özgüvenini kazandığını ve böylelikle erkek meslektaşlarının birçoğuna kendisini kabul ettirdiğini belirtmiştir.”[9] Er meydanında kabul görmek ise pek kolay olmuyor âşık kadınlar için ve başarıları sindirilemiyor. Âşıklar Bayramı’na katılan Sarıcakız Hanım, atışma yaptığı erkek âşık Karlı Âşık İlhami Demir’i yenmesi üzerine bu olay, gazeteler tarafından “Kadın ozanın fendi erkekleri yendi.” şeklinde manşet yapılıyor ve Âşık Sarıcakız Hanım Âşıklar Bayramı’ndan uzunca bir süre davet almıyor. Bir süre sanat yaşamının sonuna geldiğini düşünen Sarıcakız Hanım yılmıyor ve araştırarak, çalışarak ve kendisini geliştirerek bu sorunları aşılabileceği inancıyla sözünü söylemeye devam ediyor. Öte yandan kadın ve erkek âşıkların yaptıkları bu atışmalar toplumsal cinsiyet rollerinin yansımalarını ve kadın âşıkların, erkek âşıkların cinsiyet ilişkilerinin altını çizer yöndeki sözleri karşısındaki direnişini gösterebiliyor.  Bu nedenle kadınlar erkek âşıklarla atışma yapmak konusunda bazı çekinceler ortaya koyuyorlar. Gülçınar atışmalara dair bir anısını şöyle anlatıyor: “Manisa’da Âşıklar Şöleninde Osman Feryadi ile atıştım, altta kalmadım. Yerel televizyonda tekrar tekrar vermişler o sahneyi. Kişiliğini bilmediğim insanla atışmam. Dünyalar verseler kadınlık gururum daha önemli. Orada sadece kendimi değil tüm kadınları temsil ediyorum.”[10] Aşağıdaki atışmaya baktığımızda bu çekince haklılaşıyor. Emircan ile Sarıcakız’ın atışmasında, erkek aşığın,  kadın aşığın “kadınlığına” vurgu yaparak ve bu kadınlığı aşağılayarak, atışmada galip gelmeye çalıştığını görüyoruz. Emircan adeta Sarıcakız’a bir kadın olarak, evden çıkmaması ve erkeklerin işine bulaşmaması gerektiğini söylüyor, hanımlığını ve nazik olması gerektiğini hatırlatıyor. Diğer bir yanda da Sarıcakız’ın Emircan’ın bu ifadelerine karşı çıktığını görüyoruz; bu sözleri ancak bir delinin söyleyebileceğini ve Emircan’ın ileri gittiğini belirtiyor. Fakat bunu yaparken, kadın aşığın, kurulan ortam ve Emircan’dan gelen sert ve aşağılayıcı ifadeler nedeniyle, eril, saldırgan bir dil kullanmak zorunda kaldığını görüyoruz.

Emircan Emircan

Taze civciv iken uçmaya çıktın                  Deliler her zaman olurlar Veli

Çıkma kümesinden h/kışlarım seni            Velinin açıktır bütün ehvali

Sen tavuksun horoz olmaya kalkma          Hanımsın nazik ol gönlüm sultanı

Keskin bıçak ile suçlarım seni Her ne diyer isen hoşlarım seni

Sarıcakız                                                  Sarıcakız

Ben seni bilirim delisin deli Sarıcakız düzen ettim telleri

Delinin her zaman budur halleri              Bülbül oldum hep gözettim gülleri

Vakitsiz ötüşen horoz misali                     Dikkatli ol fazla gittin ileri

Tutar bir kazanda haşlarım seni               Uslu dur yoksa tıpışlarım seni[11]

İki kadın âşık arasındaki atışmalarda ise bu tarz, kendini savunma ihtiyacından kaynaklanan sert ve saldırgan bir dil söz konusu olmuyor.  Erkeklerle yapılan atışmalardaki gerilimli havanın aksine, daha çok dertleşmenin ve fikir paylaşımının hâkim olduğu bu atışmalarda kadınların birbirlerine dost diye seslendiklerini, birbir-
leriyle duygularını paylaştıklarını ve birbirlerine öğütler verdiklerini görüyoruz.

Sarıcakız

Dinle sözlerimi sen Aslı Bacı

İnsanlıkta gizli yol bulamadım

Dostluk diyarında gezdin dolaştın

Gönüle hal ehli kul bulamadım

Aslı Bacı

Dinledim sözünü dost Sarıcakız

Seherde esecek yel bulamadım

Âşıklar misali öten bülbüldüm

Tutuldu lisanım dil bulamadım

Sarıcakız

Ben beni bildikçe koştum ezeli

Hiçbir yerde bulamadım teselli

Kanadı kırılmış turna misali

Aradım konacak göl bulamadım

Aslı Bacı

Menzilim aşikâr dostun yoluna

Dürüstlük önderim girdim koluna

Sırrımı örtecek sırma çuluna

İğneme takacak tel bulamadım

Sarıcakız

Bir Sarıcakız’ım sarıçiçeğim

İnsanlık bağında uçan böceğim

İyiye, doğruya açık kucağım

Gerçek dost aradım, bil bulamadım

Aslı Bacı

Aslı Bacı derdim dağıt üstüne

Yarılı mısralar kâğıt üstüne

Postala hüdaya kâğıt üstüne

Zarfıma koyacak pul bulamadım

Âşık kadınların mahlaslarına baktığımızda, bu kadınların çoğunun “bacı” mahlası kullandığını görüyoruz (Şahsenem Bacı, Nurşah Bacı). Bu mahlaslar, kadınların girmeye çalıştıkları bu erkek egemen alanda kabul görme çabalarından kaynaklanıyor. Kadınlar bu ortamda “cinsiyetsizleşerek” kabul görüyorlar. Ve kabul gördükten sonra da ”âşık ana”,  “âşık abla” şeklinde hitap ediliyor kadın âşıklara.

Kadın âşıklar, erkek egemen âşık geleneği içerisinde ayakta durmaya ve mücadele vermeye çalışırken, yaşadıkları bu kadınlık deneyiminin sözlerine ve müziklerine yansımaması söz konusu değil. Âşık Sarıcakız, kadınların maruz kaldıkları şiddeti, baskıları, haksızlıkları ve yaşadıkları susturulmuşluğu şöyle anlatıyor:

Elkızı dediler ele saydılar                     Gün oldu dövüldük yere post olduk

Sineye çekip de ağlamadık mı              Susturdular heykel olduk büst olduk

Töre namus dedi cana kıydılar            Acıyla yaşadık dertle dost olduk

Rıza göstermeyi yeğlemedik mi           Yutkunup ümükte düğlemedik mi?

At kaderi it kaderi                                At kaderi it kaderi

İlle de avrat kaderi                               İlle de avrat kaderi

(…)

Berdel oldu öldü hem diri diri

Çift kuma getirdi sütsüzün biri

Boş ol dedi karı elinin kiri

Duyduk da karalar bağlamadık mı?

At kaderi it kaderi

İlle de avrat kaderi

Âşık Gülçınar ise adeta evliliklerinde bunca çekmiş âşık kadınların hepsinin sesi oluyor:

İşi gücü yalan dolan numara

Kocanın böylesi düşman başına

Yuvamızı kurban etti kumara

Nice emeklerim gitti boşuna

Pilav yerken taş gelsin otuz iki dişine

Bu yazıda, yazının başında da belirttiğim gibi, genelde erkek temsilcileriyle tanınan âşık geleneğinin, erkeklere nazaran görünmez olan kadın temsilcileri tarafından, toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde, baskılarla ve kabullenilmemeyle şekillenen bir biçimde deneyimlenişini incelemeye çalıştım. Bu yazının odak noktasını kadın aşıkların, geleneği sürdürürken karşılaştıkları dışlanmalar ve engellemeler ile bunların karşısında direnişleri ve bu direnişin hayatlarına ve sözlerine yansıması; kadın ve erkek âşıkların atışmalarında görülen toplumsal cinsiyet ilişkileri, kadın âşıkların dışlandıkları bu türde kabul görmek için cinsiyetsizleşmek ve erkekleşmek zorunda kalmaları oluşturdu. Toplumu anlatan, toplum yaşamına ayna tutan âşık geleneğinde kadınların konumlanışını inceleyerek, kadınların kendi yaşamlarına, acılarına, baskılan-
malarına ve kırık sazlarına tuttukları aynayı görünür kılmayı amaçladım.

Kaynakça

Şenel, Süleyman. Kastamonu’da Âşık Fasılları Türler/ Çeşitler / Çeşitleme
ler
(1-2). Kastamonu: Kastamonu Valiliği Özel İdare Yayınları, 2007

Altun, Erman. Âşıklık Geleneği ve Âşık Edebiyatı. Ankara: Akçağ Yayınları. 2001.

Çınar, Sevilay ve Karahasanoğlu, Songül ve Şenel, Süleyman. “Kadın Âşıkların Âşık Sanatı İçerisinde Toplumsal Rolleriyle Konumlanma Problemleri” itüdergisi 2(5). 2008.

Uçar, Aslı. “Âşık Şah Senem ve Âşık Aslı’nın Sesleri ve Suskunlukları”. Millî Folklor(83). 2009.

“O kınalı parmaklar da saz çalıyorlar” Haber7 www.tumgazeteler.
com/?a=1419584

“Biz hayatın Şartlarıyla oynayarak bugüne geldik.”  http://www.
sabah.com.tr/Gunaydin/Magazin/2010/01/14/biz_hayat_sartlariyla_oyun_oynayarak_bugune_geldik


*Bu ödev, 2009-2010 Güz döneminde, Dr. Şirin Özgün’ün FA 48D Gender and Music dersi için hazırlanmıştır.

[1]Erman Altun, Aşıklık Geleneği ve Aşık Edebiyatı, Ankara: Akçağ Yayınları, 2001, s. 56.

[2]Aslı Uçar, “Âşık Şah Senem ve Âşık Aslı’nın Sesleri ve Suskunlukları”, Millî Folklor(83),  2009, s.79.

[3]“Biz hayat şartlarıyla oyun oynayarak bugüne geldik!” http://www.sabah.com.tr/
Gunaydin/Magazin/2010/01/14/biz_hayat_sartlariyla_oyun_oynayarak_bugune_geldik, 15 Ocak 2010 tarihinde erişilmiştir.

[4]“O kınalı parmaklar da saz çalıyorlar”, Haber7 http://www.tumgazeteler.com
/?a=1419584, 2010 Ocak 15 tarihinde erişilmiştir.

[5]“O kınalı parmaklar da saz çalıyorlar”, Haber7 http://www.tumgazeteler.
com/?a=1419584, 2010/01/15 tarihinde erişilmiştir.

[6]Sevilay Çınar, Songül Karahasanoğlu, Süleyman Şenel “Kadın Âşıkların Âşık Sanatı İçerisinde Toplumsal Rolleriyle Konumlanma Problemleri”, itüdergisi, 2(5), 2008, s. 49.

[7]A.g.e, Sevilay Çınar, Songül Karahasanoğlu, Süleyman Şenel, s. 47.

[8]Atışma: Âşıkların karşılıklı yarışması ve birbirini imtihan ederek üstünlük sağlamaya çalışmasına genel olarak “atışma” denir. (Şenel, 2007)

[9]Sevilay Çınar, Songül Karahasanoğlu, Süleyman Şenel “Kadın Âşıkların Âşık Sanatı İçerisinde Toplumsal Rolleriyle Konumlanma Problemleri”, itüdergisi, 2(5), 2008 s. 51.

[10]“O kınalı parmaklar da saz çalıyorlar”, Haber7, http://www.tumgazeteler.com
/?a=1419584, 15 Ocak 2010 tarihinde erişilmiştir.

[11]Sevilay Çınar, Songül Karahasanoğlu, Süleyman Şenel “Kadın Âşıkların Âşık Sanatı İçerisinde Toplumsal Rolleriyle Konumlanma Problemleri”, itüdergisi 2(5), 2008, s. 54.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>