Tutarlı Olmanın Gücü: Batı Medyasında Filistin’in İnsanlığını Savunmak: Tutarlılık Üzerine Bir Konuşma

Tutarlı Olmanın Gücü: Batı Medyasında Filistin’in İnsanlığını Savunmak:

Tutarlılık Üzerine Bir Konuşma

Hilal Ünal

2008 yılında diğer bir kadın aktivist olan Arundhati Roy’u ağırlayan Hrant Dink İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı’nda, bu sene konuk olarak gazeteci, yazar ve aktivist kimliği ile tanınan Naomi Klein ağırlandı.

Klein, küreselleşme karşıtı makaleleri ve kitapları ile tanınmakta. İlk kitabı No Logo ile küresel neoliberal politikaları ve ulus ötesi şirketlerin insanları sömürmelerini ele alan Klein, 2007 yılında basılan The Shock Doctrine adlı kitabı ile ise serbest piyasa politikaların birçok ülkede uygulanmaya başlamasının totaliter rejimlerin varlığı ve doğal felaketlerin bahane edilmesi ile sağlandığını açıkladı. Dünyada çok satanlar listesine giren ve birçok dile çevrilen bu kitaplar ile Klein küreselleşme karşıtı hareketin en önemli isimlerinden biri hâline gelmiştir.

Boğaziçi Üniversitesi’nde yaptığı Tutarlı Olmanın Gücü: Batı Medyasında Filistin’in İnsanlığını Savunmak başlıklı konuşmasına başlarken, Klein neoliberal politikaların siyasal şiddete ve felaketlere olan ihtiyacından söz etti. Bunlara yakın zamandaki Haiti depremi acı bir örnek teşkil etmekte. ABD destekli darbe ve bunu takip eden özelleştirme salgını ile şu anki durum -temel ihtiyaçlarını gideremeyen, yardıma daha da muhtaç bir ülkenin ortaya çıkması- arasında net bir bağlantı var. Bu felaketlere karşı savunmasızlık ve planlanmış yoksullaştırma arasındaki bağlantı görülmemekte ve vahametin boyutuna rağmen bu tür politikaların yarattığı soykırımlar halen “soykırım” olarak sayılmamakta.

Anısına düzenlenen bu konferansta Hrant Dink’in sırf Ermeni topluluğuna karşı olan değil, her türlü ırkçılığa karşı duran söyleminin insan hakları mücadelesinde örnek alınması gereken bir tutarlılık olduğunu ifade eden Klein, konuşmasında bunu Filistin’deki direniş üzerinden ve Boycott Divest Sanction (BDS)[1] oluşumu ile direnişte girilen yeni safha kapsamında anlattı.

Klein’ın söz ettiği Boycott Divest Sanction (BDS) şiddet karşıtlığına ve uluslararası hukuka dayanan ve Güney Afrika’daki apartheid karşıtı modeli örnek alan yeni bir hareket. Hükümetlerin üstlenmediği yaptırım uygulama görevini kendi üstüne alan ve böylece küresel bir hareketin parçası olmayı hedefleyen bu oluşum, söz konusu özellikleri yüzünden İsrail devletini endişelendirmiş durumda. Yarattığı bu endişeden dolayı, İsrail geçen aylarda harekette de etkin olan çok sayıda aktivist ve uluslararası alanda nüfuz sahibi liderleri tutukladı veya sınır dışı etti.

Bir tehdit unsuru olarak görülen bu hareket, “üniter devlet mi ortak vatandaşlık mı” gibi uzlaşısı zor olan tartışmalarda taraf tutmuyor, bunun yerine çok temel bir nokta olan “İsrail’in uluslararası hukuk kurallarına uymaya zorlanması” gibi talepler üzerine mücadele ediyor. İsrail devletinin böyle barışçıl bir hareketi bile bastırmak için uğraşmasına şaşmamak gerekir, çünkü Klein’ın belirttiği gibi (aslında azınlıkta da olsalar) Hamas gibi çözümü şiddette arayan grupları dünya kamuoyuna Filistin imajı olarak sunmak ve bu yolla propaganda yapmak, İsrail devletinin imtiyazlı durumunu korumada önemli bir araç oluşturmakta. Klein, bu harekette verimli sonuçların elde edilmesinin, ancak üzerine temellendiği tarafsızlık, şiddet karşıtlığı ve uluslararası hukuk ilkelerine sadık kalınmasına bağlı olduğunu belirtti.

Ayrıca, Klein mücadelede ekonomik boykotun yanı sıra kültürel boykotun gerekliliğinden söz etti. 2009 Toronto Film Festivali bunun uygulanmış olan örneklerden biri. Gazze saldırılarından sonra İsrail, katliamı unutturmak için sistematik olarak konuyu değiştirme çabalarına girdi. Festival düzenleyicilerinin, İsrail’in “daha güzel yüzünü gösterme ve sadece savaşla özleştirilmekten kaçınma”[2] çabalarına destek için o sene Tel Aviv şehrine odaklanmayı seçmesi ve (Filistinlilerin şehirde yok sayılmasına rağmen) çokkültürlülük örneği olarak ilan etmesi üzerine, birçok sanatçı ve yazar bir bildiri ile festivali protesto etti.

Söz konusu “No Celebration of Occupation”[3] bildirisi, aynı zamanda sanatı (bazı sanatçıların İsrail’in kurduğu güvenlik duvarının İsrail cephesini, duvarın arkasındaki gerçekleri gizlemek için süslemeleri örneğinde olduğu gibi) göz boyamayı amaçlayan bir güzelleştirme aracı olarak görmedikleri ve bu yüzden de bu propagandaya ortak olmayacaklarına dair bir ilandı.

Klein konuşmasının devamında yakın zamandaki en önemli gelişme olarak BM’nin Gazze saldırısı üzerine düzenlediği İnsan Hakları İhlallerini Araştırma Komisyonu’ndan çıkan Goldstone Raporu’nun öneminden bahsetti. Gazze’de işlenen savaş suçlarının belgesi niteliğindeki rapor, İsrail’in her zamanki taraf tutma suçlamasına karşı korumalı durumda. Bunun en önemli sebebi komisyon başkanı Richard Goldstone’nun saygınlığı ve siyasi geçmişinde var olan tutarlılık[4] ve sırf İsrail değil Filistin tarafında da gerçekleşen ihlalleri araştırma talebinde bulunması.

İnsan haklarını din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın tutarlı ve samimi bir şekilde bölünemez ve taraf tutulamaz bir alan olarak korumak, Klein’in deyimiyle Filistin’i savunmanın “popüler ve popülist olduğu bir ülke” olan Türkiye’de daha da önem arz etmekte. Klein Türk hükümetinin Gazze desteğini, önemli bir adım olarak gördüğünü belirtti. Ancak Kürt vatandaşlarına karşı ayrımcılığı sürdürenin, Ermeni soykırımını reddedenin ve Hrant’ın katillerini açığa çıkarmayanın da aynı devlet olduğunu görmezden gelerek bu desteği alkışlamasının imkânsız oluşu üzerinde durdu. Diğer taraftan İsrail’in kendi sınırlarına birkaç yüz metre mesafede on binlerce insana insani yardımın ulaşmasını engellerken Haiti’ye yardım göndermesi ve doğumunu yaptıkları bebeklere İsrail adını vermesi ile oluşan acı tabloyu alkışlamak da aynı şekilde bir tutarsızlık olduğunu vurguladı.

Sonuç olarak konu, hep bir noktaya kilitlenmekte: Herkesin öncelikle kendi ötekisinin hakkını savunması gerekiyor.[5] Diğer türlü, insan haklarının gittikçe başkalarının suçlarına ses yükseltip kendi ihlallerimize göz yumduğumuz, ikiyüzlü bir takım oyununa dönüşüyor. Klein’ın bu konuşması ile vurguladığı gibi, insan haklarını savunmak ve talep etmek her açıdan tutarlılık gerektirir ve bunun için de Hrant Dink’in belirttiği gibi göreceliğe dayanmayan, açık ve kesin ilkelerden oluşmuş bir politikaya olan ihtiyaç hâlen devam ediyor.


[1]http://www.bdsmovement.net/

[2]İsrail Kültür Bakanı Arye Merkel’in New York Times gazetesine verdiği demeç için

bknz: http://www.nytimes.com/2009/03/19/world/middleeast/19israel.html.

[3]“İşgal Kutlaması Yok” anlamına gelmekte. Detaylı bilgi için bkz: http://
torontodeclaration.blogspot.com, http://www.theglobeandmail.com/news/opinions/
we-dont-feel-like-celebrating-with-israel-this-year/article1278582.

[4]Kendisi de bir Yahudi olan Richard Goldstone Güney Afrika Anayasa Mahkemesi eski yargıcı olarak, 1993’te Lahey’de  Eski Yugoslavya için, 1994’te Rwanda için Savaş Suçları Mahkemesi Başsavcısı olarak görev almış, apartheid karşıtı bir aktivisttir.

[5]“No Celebration of Occupation” bildirisini hazırlayanlardan, İsrailli film yapımcısı Udi Aloni’nin Aralık 2009’da Boğaziçi Üniversitesi’nde Post İdeolojik Dünyada İdeoloji Konferansı’nda yaptığı konuşmadan alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir