Jeanne Dielman ve Ev İçi Emek Tartışması*

Nebile Sena Başar

Bu yazı, Jeanne Dielman, 23, quai du commerce, 1080 Bruxelles2 filmine referansla, ev işi ve cinsiyete dayalı iş bölümüne ilişkin feminist perspektiflerin politik önemi üzerinde duracaktır. Bu tartışmada temel çıkış noktası olarak Silvia Federici’nin “Ev İşine Karşı Ücret” argümanı alınacaktır. Sıfır Noktasında Devrim: Ev İşi, Yeniden Üretim ve Feminist Mücadele adlı kitabında da belirttiği gibi, Silvia Federici ev işleri için ücret talebini basit bir reform talebi olarak görmez.3 Aksine, bu talebin ne kadar radikal olduğunu göstermeye çalışır ve sahip olduğu devrimci potansiyele işaret eder. Silvia Federici’nin argümanları ev içi emeğin tanımı, kapitalist sistemdeki yeri ve kadınların özgürleşme mücadelesiyle ilişkisi hakkında tartışmalar açar.

Kadın bakışını örnekleyen bir film olarak Jeanne Dielman, ev içi emeği merkeze alır. Film, ev işçisi bir kadının gündelik hayatını göstererek alışılagelmiş anlatıların ve beklentilerin ötesine geçer. İzleyici, ev işlerinin ana akım sinemanın çıkardığı “gereksiz” ayrıntılardan oluştuğu gerçeğiyle yüzleşir. Böylece -Carina Yervasi’nin makalesinde belirttiği gibi- film yerleşik “imgeler hiyerarşisine” meydan okur.4 Film, ev işlerinin “gereksiz” ya da sıkıcı ayrıntılarını göstererek ataerkil kapitalist toplumda sistematik olarak görünmez kılınan ev içi emeği görünür kılar. Bunun yanı sıra sinemanın amacını da tartışmaya açar. Jeanne Dielman politik amacı izleme zevkinin önüne koyan bir film. Filmdeki alışılmadık zaman kullanımı da bu amaca hizmet eder. Seyirci Jeanne’ın yaptıklarını gerçek zamanında izler. Carina Yervasi makalesinde filmin bu yönünü şu sözlerle ifade eder: “[…] karakter alışagelmiş bir öykünün anlatısal sürekliliğiyle değil, kendisinin gerçek zamanlı detaycı rutiniyle var olur.”5 Böylece, zamanın kendisi filmde anlatı hâline gelir. Zaman, odağı eyleme kaydırmak için kullanışlı bir araca dönüşür. Filmin merkezinde bir karakter olarak Jeanne’dan ziyade feminist bir mesele olarak ev içi emek vardır. Benzer şekilde film, kamerayı konumlandırma biçimi açısından da feminist bir alternatif sunar. Seyirci filmi birinin perspektifinden ziyade daha çok evdeki duvarların perspektifinden izler. Bazı sahnelerde Jeanne’ı arkadan bulaşık yıkarken izleriz. Kamera Jeanne ile izleyici arasına bir mesafe koyar. Ana akım sinemada karakterleri takip etmeye alıştığımız gibi onu takip edemeyiz. Ayrıca kamera onu etrafındakilerle birlikte ve tüm bedeniyle gösterir. Tüm bu teknik tercihler odağı yine onun eylemine kaydırır ki bu da izlemeyi beklediğimiz türden bir eylem değil. Yıkandığı sahnede bile odak eylemin üzerinde kalır. Sanki ev işi yapıyormuş gibi planlı ve kontrollü bir şekilde kendini yıkadığını görürüz.

Silvia Federici’nin ev içi emek tanımı sadece yemek pişirme ya da temizlik gibi fiziksel faaliyetleri içermez.6 Kadınların evde gerçekleştirdikleri tüm fiziksel, duygusal ve cinsel işleri kapsar. Silvia Federici, bir kadının kocasına gülümsemesinin bile kadının yerine getirmesi beklenen ev içi emeğin bir parçası olduğunu belirtir. Ev içi emek tanımını genişletmek, farklı emek biçimlerini görünür kılması ve sevgi, şefkat gibi kavramları sorgulamaya açması açısından radikal bir bakış açısı sunar. Kadınlar sadece içlerinden geldiği için, “kadın doğaları” gereği kocalarına duygusal destek sunmaz ya da onlarla sevişmezler. Bu, kadınların toplumdaki sosyal rolleriyle ilgilidir. Kadınların evdeki fiziksel emeğini “emek” olarak tanımlamak halihazırda kadınlığın toplumsal tanımına aykırı ve devrimci bir bakış açısı sunarken duygusal ve cinsel emeği de ev içi emek tanımına dahil etmek kadınlık tanımına karşı daha da güçlü bir meydan okumadır. Silvia Federici’ye göre ev işleri için ücret talebini radikal kılan şey, toplumun kadını tanımlama biçimini reddetmesidir. Duygular ya da cinsellik kolaylıkla doğayla ilişkilendirilebilirken feministler yaşamın bu alanlarını tartışmaya açmış ve bunların da nasıl toplumsal olarak inşa edildiğini göstermiştir. Bunların iş olduğunu ve ücretlendirilmesi gerektiğini savunmak, duyguların ya da cinselliğin ev işinin bir parçası olarak kalacağı bir dünya tasavvur etmek anlamına gelmez. Silvia Federici bunun yerine, ev işinin iş olarak tanınmasının onu ortadan kaldırmanın ilk adımı olduğunu savunur. Silvia Federici’nin sözleriyle, “Ücret için mücadele aynı zamanda ücrete karşı mücadeledir”.7 Bu çelişkili bir argüman gibi görünebilir. Silvia Federici özgürleşmiş bir toplumda ev işleri için ücret ödeneceğini savunmaz. Böyle bir toplumda ev işleri için ücret ödenmeyecekse bu talep yine de bizi hayal ettiğimiz özgürleşmiş dünyaya yaklaştırabilir mi? Silvia Federici’ye göre evet, yaklaştırır. O, reformların radikal potansiyellere sahip olabileceği konusunda ısrarcıdır. Ancak bir reformu radikal bir anlama büründüren nedir? Aynı zamanda farklı bir toplum talebini içerip içermediği mi? “Ev işleri için ücret” sloganının kendi başına böyle farklı ya da özgürleşmiş bir toplum vizyonunu ifade etmediği söylenebilir. O hâlde önemli olan bu sloganın nasıl gerekçelendirildiği midir? Silvia Federici’nin bunu, talebin radikalliğini belirleyecek bir şey olarak görmediği söylenebilir. Sonuçta ev işleri için ücret talep etmek, kadınların evde yaptıkları işin diğer işler gibi ücretlendirilmesi gereken bir iş olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Böyle bir şeyi talep etmek, kadınların toplumdaki konumu hakkında düşüncelerimizi değiştirebilir, bilincimizi etkileyebilir ve yeni, daha radikal taleplerin önünü açabilir. Ayrıca Silvia Federici ev işleri için ücret talebini ücret artışı talebinden ayırır. Ona göre, iş olarak görülmeyen bir şeyi iş olarak tanımlamak, ücret artışı talebinden daha radikaldir. Liberal feminizmin ötesine geçip feminizmin temel hedefinin topyekûn bir toplumsal dönüşüm olduğunu iddia edersek taleplerin radikalliği tartışması aynı zamanda feminist yöntem tartışmasına dönüşüyor. Feministler hangi talepleri yükseltmeli? Bu anlamda Silvia Federici’nin ev işi ücretlerine ilişkin argümanları da reformların radikal potansiyeline dikkat çekerek bir yöntem öneriyor.

Ev işleri için ücret savunusu, ev işlerinin kapitalist sistemde temel bir rolü olduğunu ima etmesi bakımından da önemli. Sosyalist feministler, klasik Marksist üretim ilişkileri anlayışının cinsiyet körü olduğunu ve bu nedenle tam ve doğru bir analiz sunmadığını göstermişlerdir. Ne Marx ne de Engels ev içi emeğin artı değer üretiminde oynadığı role değinmiştir. Özel ve kamusal alan arasındaki ayrım kadınların evde yaptıkları işin kapitalist üretim ilişkilerinden bağımsız olmadığını görmeyi zorlaştırsa da sosyalist feministler bu görüşü savunmuşlardır. Kadınlar evde verdikleri fiziksel, duygusal ve cinsel emekle erkeği bir sonraki iş gününe hazırlar. Kapitalist ideoloji kadın emeğini görünmez kılar ve kadınların ev içinde yaptıkları iş için ücret almamalarını sağlar. Üstelik bu yolla kadınların ev dışında ucuz işgücü olarak kullanılmasını da meşrulaştırır. Dolayısıyla kadınların ev içi emeği, artı değer üretiminde çok önemli bir role sahiptir. Feministlerin bu analizi, üretim ilişkilerinin feminist bir perspektiften yeniden ele alınması anlamına geliyordu. Bu analizler feminizm ve Marksizmin nasıl bir araya getirilebileceği ya da Iris Young’ın önerdiği gibi ikili sistem teorileri yerine tek bir sistemin tanımlanıp tanımlanamayacağı konusunda tartışmalara yol açmıştır.8 Dolayısıyla ev içi emek tartışması, tahakküm sistemlerinin nasıl tanımlanacağı ve bu sistemleri tanımlarken hangi kategorilerin kullanılacağı konusunda daha ileri tartışmalara yol açmaktadır. Böylece ataerkinin maddi temelleri feminist teorinin konusu hâline gelmiştir.

Silvia Federici ev içi emeğin kapitalist sistem için değerini gösterirken, onu romantikleştirmez ya da ona kendi başına bir değer atfetmez. Bu anlamda bell hooks ve Silvia Federici’nin ev içi emeğe yaklaşımları farklıdır. “Re-thinking the Nature of Work” [İşin Doğasını Yeniden Düşünmek] bölümünde bell hooks ev içi emeğin insan karakteri üze- rindeki olumlu etkileri nedeniyle değerli olduğunu savunur.9 Ona göre ev içi emek, bireylerin kendilerine ve çevrelerine verdikleri değeri ve sorumluluk duygularını etkiler. Silvia Federici’nin aksine bell hooks, ev işleri için ödenen ücretlerin ev işlerinin değerini insanların gözünde görünür kılmayacağını savunur. Asıl önemli olanın kadınların yaptıkları işe kendilerinin değer vermesi olduğunu belirtir. bell hooks şöyle yazmaktadır: “Pek çok feminist aktivist, ister ücretli ister ücretsiz olsun, kadınların yaptıkları işe değer vermeyi öğrenmelerinin önemli ve anlamlı bir güç ve direniş jesti olacağı görüşünü benimsememiştir.”10 bell hooks’a göre ev işine parasal bir değer vermek, onu gerçek değerinden uzaklaştırmak ve kapitalist ilişkilerin daha içkin bir parçası hâline getirmek anlamına gelmektedir. Ancak Silvia Federici ev içi emeğin zaten kapitalist ilişkilerin bir parçası olduğunu ve bunun kabul edilmesi gerektiğini vurgular. Ona göre ev işlerine ücret ödenmesi hem kadınların hem de erkeklerin bakış açılarında fark yaratacak, ayrıca kadınları kendi emekleri üzerinde daha çok söz sahibi kılarak erkekleri eğitecektir. Dolayısıyla, hem bell hooks hem de Silvia Federici argümanlarını kadınların güçlendirilmesi ve emeklerinin değerinin tanınması üzerine kurmaktadır. Ancak kadınları neyin güçlendireceği konusunda farklı argümanlara sahipler. Değer tanımları birbirini zorunlu olarak dışlamasa bile ev içi emeğe atfettikleri değer farklılık göstermektedir. Peki kadınları güçlendiren nedir? Yaptıkları işin hem kendilerinin hem de çevrelerindeki insanların gelişimini şekillendirmedeki değerini bilmek mi, yoksa kendi emek güçleri üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmak ve ev işçileri olarak greve gittiklerinde küresel kapitalist sistemin çarklarının duracağını bilmek mi?

Bu karşıt argümanlar bizi aynı zamanda yabancılaşmış/yabancılaşmamış emek tartışmasına götürmektedir. Ev içi emek yabancılaşmış emek midir yoksa yabancılaşmamış emek midir? Feminist kuramcılar bu soruya farklı yanıtlar vermişlerdir. Bazı feministler ev içi emeğin değişim değeri değil kullanım değeri ürettiği için “görece yabancılaşmamış” olduğunu savunmuştur.11 Üretilen şey faydalı ve anlamlıdır. Kapitalist toplumdaki diğer yaşam alanlarıyla karşılaştırıldığında özel alanın son kalan yabancılaşmamış alanlardan biri olduğunu, çünkü orada insanların hâlâ birbirleriyle yakın ilişkiler kurabildiğini savunmuşlardır. Kadınların bir fabrika işçisine kıyasla emekleri üzerinde daha fazla kontrole sahip olduklarını ve emeklerinin sonucunu görebildiklerini, bunun da yabancılaşmamış emeğin önemli bir yönü olduğunu eklemişlerdir.12 Diğer feministler ise ev işlerinin kadınlar tarafından seçilmediğini, onlara dayatıldığını, tekrarlayıcı olduğunu, daha az önemli olduğunu, kadınları eve hapsettiğini ve toplumun geri kalanından izole ettiğini vurgulamışlardır.13 Silvia Federici de ev işlerinin kadınları nasıl yabancılaştırdığına değinmektedir. Ev işçisi olarak kadınlar özellikle duygularına, bedenlerine ve cinselliklerine yabancılaşmaktadır. Bu nedenle, yabancılaşmanın bir kadın ev işçisi için ne anlama geldiğini sormak önemlidir çünkü kadınlar cinsiyetleri nedeniyle yabancılaşmayı farklı şekilde deneyimlemektedir.

Ev işçisinin yabancılaşmasına yol açan faktörler filmde de görülebilir. Jeanne’ı üç gün boyunca izlerken, ev işinin ne kadar tekrara dayalı olduğunu görüyoruz. O kadar tekrara düşüyor ki patates almayı unuttuğunda bu rutinin bozulması onda büyük bir rahatsızlık yaratıyor. Kameranın konumu ve Jeanne’ın kamera tarafından çerçevelenme biçimi, izleyiciye Jeanne’ın “ezilmişliğinin klostrofobik doğasını” hissettirir.14 Etrafı duvarlarla çevrilmiş ve hapsedilmiştir. Duyguların ve cinselliğin ev içi emeğin bir parçası olduğu ve bunun kadınlar için yabancılaşma yarattığı da filmde örneklendirilir. Jeanne oğluyla konuştuğu bir sahnede ona babasıyla olan evliliğinin hikâyesini anlatır. Evlendiğini çünkü evi ve kendi çocukları olmasını istediğini söyler. Kocasıyla yatmanın onun için sadece bir ayrıntı olduğunu söyler. Oğlu, “Ben kadın olsaydım sevmediğim bir adamla yatmak istemezdim.” dediğinde “Sen kadın değilsin, bilemezsin.” diye cevap verir. Jeanne’ın evlilik hikâyesi ve geçimini sağlamak için evde seks işçiliği yapmasının da gösterdiği gibi, duygular ya da cinsellik kadınlar için farklı bir anlam taşır. Kadınlardan istediklerini elde edebilmek için sürekli olarak sevmeleri, haz duymaları beklenir ve tam da bu nedenle kadınlar duygularına, bedenlerine ve cinselliklerine yabancılaşırlar. Jeanne’ın hikâyesi aynı zamanda ev işlerinin kadınları dış dünyadan, diğer insanlardan nasıl izole edebileceğini de örnekliyor. Jeanne’ın kadınlar da dahil olmak üzere diğer insanlarla çok az teması vardır. Diğer kadınlarla iletişim kurduğunda da konuşmalar genellikle erkekler hakkındadır. Dolayısıyla, ataerkil kapitalizm kadınları ev işleri aracılığıyla baskı altına alırken aynı zamanda onları izole eder ve toplumda kadınlar olarak kendi deneyimleri üzerine birbirleriyle konuşmalarını zorlaştırır. İzolasyon aynı zamanda kadınlar için yabancılaşma anlamına da gelebilir. Film, ev işlerinin yabancılaştırıcı yönlerini görünür kılıyor ve bell hooks’un ev işlerine atfettiği değeri yeniden düşünmemizi sağlıyor.

Sonuç olarak, ev işlerine feminist bir perspektiften yaklaşmak, mevcut baskı sistemlerinin yeni biçimlerde kavramsallaştırılmasına yol açması ve kadınların özgürleşmesi sorusuna yanıt araması açısından politik bir öneme sahiptir. Feminist kuramcıların ev işleri için ücret talebine ilişkin farklı argümanları, ev içi emeğin tartışılması ve daha iyi anlaşılması için bir zemin sağlamaktadır. Jeanne Dielman, anlatı biçimi ve kullandığı film teknikleriyle alışılagelmiş film yapısının dışına çıkarak bu tartışmalara katkıda bulunuyor.

  1. Bu ödev, Güz 2022 döneminde Boğaziçi Üniversitesi’nde Volkan Çıdam ve Aslı Ildır tarafından açılan POLS 314 (Politics and Cinema) dersi için hazırlanmıştır. İngilizceden Türkçeye çevrilirken düzenlenmiştir.
  2. Chantal Akerman (yön.), Jeanne Dielman, 23, quai du commerce, 1080 Bruxelles, (1975).
  3. Silvia Federici, Revolution at Point Zero: Housework, Reproduction and Feminist Struggle, PM Press, 2012.
  4. Carina Yervasi, “Dislocating the domestic in Chantal Akerman’s Jeanne Dielman”, Sites 4 (2), 2000, s. 388.
  5. A.g.e., s. 388.
  6. Silvia Federici, Revolution at Point Zero: Housework, Reproduction and Feminist Struggle, PM Press, 2012.
  7. Silvia Federici, Revolution at Point Zero: Housework, Reproduction and Feminist Struggle, PM Press, 2012, s. 37.
  8. Iris Marion Young, “Beyond the Unhappy Marriage: A Critique of the Dual Systems Theory,” Women and Revolution, Boston: South End Press, 1981, s. 43–69.
  9. bell hooks, “Re-thinking the Nature of Work”, Feminist Theory: From Margin to Center, South End Press, 1984, s. 95-107.
  10. A.g.e., s. 103.
  11. Josephine Donovan, “Marksizm ve Feminizm”, Feminist Teori, İletişim Yayınları, 2014.
  12. A.g.e.
  13. A.g.e.
  14. Carina Yervasi, “Dislocating the domestic in Chantal Akerman’s Jeanne Dielman”, Sites 4 (2), 2000, s. 390.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir