Bir Hayatta Kalma Yöntemi Olarak Farklı Şekillerde Kız Kardeşlikler Kurmak*

Selenay Boz

Kız kardeşlik politik bağlamda ve kadınların günlük hayatlarında birçok farklı şey ifade edebilir. Bu anlamların hepsi bizi bir çeşit dayanışma fikrine götürecektir ve bu dayanışma önemlidir. Hatta bazı durumlarda olmazsa olmazdır. Bu yüzden kız kardeşlik üzerinden bağ kurmayı seçmek bir hayatta kalma yöntemi olabilir. Kız kardeşlikler kadınlar arasındaki farklı ilişkilerden ortaya çıkar. Arkadaşlık ilişkisi içerisinde geliştirilebileceği gibi anne-kız ilişkisinde de bu forma rastlamak mümkün. Bu kelime kendi başına duygusal bir bağ ile özdeşleşmiştir. Bu yanlış değildir ancak kız kardeşliğin politik anlamına baktığımızda mutlaka duygusal bir bağ içermesi gerekmez.

Kız kardeşlikler, öncelikleri değişen kadın grupları ya da feminist gruplar arasında kurulabilir. Bu yazıda farklı kız kardeşlik formlarını üç ana başlıkta incelemeyi hedefliyorum: anne ve kız ilişkisindeki kız kardeşlik bağı, aynı topluluğa mensup kadınların arasındaki kız kardeşlik bağı ve farklı gruplara mensup kadınların arasındaki kız kardeşlik bağı. Yazı boyunca Dönüş2 ve Diren!3 filmleri farklı kız kardeşlik bağları açısından örnek oluşturacaklar. Bunun yanında, bu filmlerin türlerinin feminist sinemaya katkıları analiz edilecek. Üç başlık altında yapılacak bu incelemenin, farklı durumlarda ve farklı ilişkilerde dayanışma kurmanın mümkün ve kadınlar için güçlendirici olduğunu göstereceğini umuyorum.

Filmlerden vereceğim örneklerin bazıları gerçekten ölüm kalım meselesi olmasına rağmen kız kardeşliği başlıkta bir hayatta kalma yöntemi olarak tanımlamamın daha geniş bir anlamı var. Sara Ahmed’in hayatta kalmayı tanımladığı gibi:

Burada hayatta kalmak nasıl başladığımdır; bir şeyin başlangıcıdır. Hayatta kalmak burada sadece yaşamaya devam etmeye değil, bağlılıklarıyla yola devam edişin daha derin anlamında devam etmeye atıfta bulunuyor… Hayatta kalmak bu nedenle başkaları için, başkalarıyla yaptığımız şey olabilir. Hayatta kalmak için birbirimize ihtiyacımız var; birbirimizin hayatta kalışının bir parçası olmamız gerekiyor.4

Hayatta kalmak zaman zaman ölümden dönmek ya da travmatik bir deneyimden iyileşmek anlamına gelebileceği gibi bazen de ataerkil bir ortamda feminist olarak var olmaktır. Hayatta kalmanın bu tanımı, ölüm kalım meselesi olan anlamını diğer tüm durumlarla eşit görmek ve önemini azaltmak için değil aksine ona daha zengin bir anlam yüklemek için ve her durumda feminist olarak var olmanın bir mücadele olduğunu vurgulamak için yapılmıştır. Bu tanım yalnızca mücadele eden için değil, onunla birlikte mücadele etmeyi seçenler için yapılmıştır.

İlk olarak anne ve kızı arasındaki dayanışmanın önemi ve neden bu ilişkinin kız kardeşliğin bir formu olduğu açıklanabilir. bell hooks, hangi ırktan ya da sınıftan olursa olsun ataerkil düşüncede kadınların kızlarıyla sürekli rekabet halinde olmasının normalleştirilmesinden ve bu sebeple kadınların, annelerinin onları sevdiğini ancak onlardan pek de hoşlanmadığını söylediğine şahit olduğunu iddia eder.5 Bu rekabet ve annelerimiz tarafından sürekli onaylanmama durumu bize iki şeyi gösterir. Bunlardan biri ataerkil düşüncenin kadınlar tarafından da içselleştirilebileceğidir. Bu, ataerkinin en temel kurallarından biridir. Ataerkiden yalnızca kadınlar etkilenmez ve ataerkiyi yalnızca erkeklerin davranışlarında görmeyiz. Anneler, yetiştikleri toplumsal koşullardan ve belki feminizmle hiç tanışmamış olduklarından evde ataerkinin sesi olabilirler. Annelerin ataerkinin öfkeli sesini yansıtmasının sebebini bell hooks şöyle açıklar:

Feminist akademik çalışmalar, vazifeşinas kız çocuklar, eşler ve anneler olmak için kendi eşsiz yetilerini bastıran kadınların genellikle öfkeyle dolu olduğunu anlamamıza yardımcı oldu. Kendi gelişiminin engellendiğini düşünen bir kadının, kızının kendini gerçekleştirdiğini görmekten heyecan duyması mantıklı olurdu ancak annenin aşınan özgüveni genelde karışık duygulara ya da rekabet ve öfkenin en saf hâliyle ifade edilmesine yol açar.6

Bu sevgi dolu ama kafa karıştırıcı ilişkinin bize gösterdiği ikinci önemli şeyse özgüvenin feminist bir mesele olduğudur. Annelik; anne, kızıyla dayanışma içinde bir ilişki kurduğunda da ataerkinin sesi olduğunda da çok güçlüdür. Anneliğin, aynı zamanda güçlendirici olabilmesi anne ve kızı arasında kurulan kız kardeşlik ilişkisine bağlıdır. Bütün bunlar bu ilişkinin taraflarından birinin yetişkin olduğunu ya da halihazırda aralarında yaş hiyerarşisinin olduğunu unutması anlamına gelmemelidir ancak birbirinden öğrenmenin mümkün olduğu bir ilişki kurulabilir. Bu bağlamda kız kardeşlik düşüncesi, karşılıklı sağlıklı bir iletişime ve hayatlarının farklı dönemlerinde olan iki kadının duygularını ve deneyimlerini paylaşmasına dayanır. Böylelikle üstünlükçü eril ideoloji tarafından öğretilen anne-kız ilişkisinin “doğasına” meydan okunabilir ve sonunda değiştirilebilir. Kadınların kendilerinden şüphe duymasından yarar sağlayan bir sistemde kızların, anneleri tarafından kurulmuş bir kız kardeşlik bağıyla büyümesi devrim niteliğinde olacaktır.

Neyse ki sakatlayıcı düzeyde özgüven eksikliğinden kurtulmuş veya gelişimleri teşvik eden ailelerde yetiştirildikleri için hayata yeterince hazırlıklı başlamış ilerici feminist anneler günbegün, rekabete girmedikleri veya değersizleştirmedikleri muhteşem kız çocuklar yetiştiriyorlar. Bu deneyim, anne-kız bağında kıskançlığın ve rekabetin doğalında mevcut olduğunu iddia eden her görüşe doğrudan meydan okur.7

Dolayısıyla anne-kız ilişkisindeki ataerkil pratikler bize neden bu ilişkinin bir çeşit kız kardeşlik olması gerektiğini ve olduğundaki gücünü açıklar.

Anne-kız ilişkisinin iyi bir örneği olarak Dönüş filmindeki anne-kız ilişkileri incelenebilir. Filmde birden çok anne-kız ilişkisi görürüz: Raimunda ve kızı Paula’nın, Raimunda ve annesi Irene’nin, Irene ve diğer kızı Sole’nin ilişkileri. Irene’nin yıllar önce öldüğünü düşündükleri için onun kızlarıyla olan ilişkisi filmde ilk gördüğümüz ilişki değildir. Filmin ilerleyen sahnelerinde Sole’nin annesiyle yaşadığını ancak Raimunda’nın teyzesi tarafından yetiştirildiğini öğreniriz. Teyzenin ölümünden sonra Irene’nin bir hayalet olarak döndüğü düşündürülse de aslında onun zaten ölmediği anlaşılır. Yine de hayalet metaforu filmin anlatısını Raimunda’nın annesiyle olan ilişkisi açısından güçlendirir. Raimunda’nın annesi, çocukluğundan beri yanında olmadığı için ona göre bir hayalettir zaten. Öte yandan annesinin Sole ile olan ilişkisi daha farklı ve yakındır. Bu yüzden Irene’nin artık bir hayalet olmadığını göstermesi gerektiğinde ilk olarak Sole ile iletişime geçer.

Raimunda ve Paula’nın ilişkisi filmin kırılma noktasında öne çıkar. Bu, Paula’nın onu istismar eden babasını öldürdüğü sahnedir. Raimunda bunu öğrendiği andan itibaren kızına cinayeti kendisinin işlediğini unutmamasını söyleyerek suçu üzerine alır. Filmin sonlarına doğru babasının Raimunda’ya tecavüz ettiği ve Paula’nın, Raimunda’nın hem kızı hem de kız kardeşi olduğu ortaya çıkar. Dolayısıyla bu olay Raimunda’nın kendi geçmişiyle yüzleştiği anlardan biridir. Bu aynı zamanda Irene’nin hayatına bir hayalet olarak devam etmesine sebep olan olaydır. Kendi kocasını, Raimunda’ya tecavüz ettiğini öğrendiğinde öldürmüştür. Filmdeki cinayetler hayalet metaforu üzerinden değerlendirilebilir. Irene cinayet işlediğinde Raimunda’nın hayatına hiçbir etkisi olmayan, adeta bir hayalet olarak devam etmektense eyleme geçmeyi tercih etmiştir ve bunun sonucunda da herkesin gözünde bir hayalet olarak hayatına devam etmek zorundadır. Çünkü kocasını, onu başka bir kadınla aldattığı evi, içinde kocası ve sevgilisi varken yakmıştır. Köylüler, yanan evde iki kişinin öldüğü anlaşıldığında ikinci kişinin Irene olduğunu düşündüklerinden Irene, teyzenin evinde gizli bir hayat yaşamaya devam etmiştir. Köylüler Irene ile zaman zaman karşılaştıklarında -ki bu sahnelerin oldukça kısıtlı olduğu seyirciye aktarılır- yaygın inanışlarına uygun olarak onun bir hayalet olarak geri dönmüş olabileceğini düşünürler ve hayatta olduğundan şüphelenmezler.

Sonradan Raimunda bütün bu olanları öğrendiğinde annesiyle olan ilişkisi gelişmeye başlar. Bir noktada Raimunda annesi olmadan bunca yıl nasıl yaşamış olabileceğini sorgular. Bu annelik ilişkisini film boyunca görürüz. “…cinselleştirilmiş bir sunumu izleyicinin arzularını cezbedecek romantik bir ilişkinin temeli hâline getirmek yerine, Dönüş’e hâkim olan aşk kavramı…anne ve yavrusuyla ilgilidir. Raimunda’nın kızına olan düşkünlüğü, kendi annesi Irene ile…anlamlı bir ilişki kurmanın özlemi kadar tutkuludur.”8 Dönüş’teki oldukça duygusal ve halihazırda biyolojik olarak kurulmuş anne-kız ilişkisi kız kardeşlik ilişkisini içerir. Özellikle Raimunda ve Paula’nın ilişkisine baktığımızda ancak beraberken hayatta kalabildiklerini görürüz. Aralarındaki dayanışmayı yaratan şey beraber hayatta kalmış olmalarıdır. Film boyunca ayın sonunu getirebilmek için ya da cesedi taşımak için birbirlerine sürekli yardım ederler. Bu, hayatta kalmanın aynı anda hem ölüm kalım meselesi olduğu hâli için hem de daha geniş anlamı için örnek oluşturur. Buna ek olarak özellikle anne-kız ilişkisindeki kız kardeşliğin en önemli özelliklerinden karşılıklı iletişim Irene ve Paula’nın sohbet ettiği sahnede karşımıza çıkar. Irene, Raimunda’nın kocasının artık hayatta olmadığını öğrendiği zaman Paula’ya böyle zamanlarda annesinin yanında olması gerektiğini söyler. Bu örnek yalnızca tek taraftan koruma, eylem ya da duygusal yükü taşıma talep etmekten ziyade açıkça iki tarafın da sorumluluğunun olduğu türde bir dayanışmanın altını çizer.

Kız kardeşliğin bir diğer formu aynı grubun mensubu olan kadınlar arasındaki ilişki üzerinden incelenebilir. Anneleri kızlarıyla bir tür rekabet içine sokan aynı ideoloji kadınlar arasında da bir rekabete yol açar. Bu, kadınların, duygularının ve birbirleriyle olan ilişkilerinin değersizleştirilmesiyle bağlantılıdır.

Üstünlükçü eril ideoloji kadınları, değersiz olduğumuza ve yalnızca erkeklerle ilişkilenerek veya onlarla bağ kurarak değer elde edebileceğimize inanmaya teşvik eder. Bizlere birbirimizle olan ilişkilerimizin deneyimlerimizi zenginleştirmek yerine azalttığı öğretilir. Bize kadınların doğal düşmanlar olduğu, aramızda asla dayanışma olmayacağı çünkü birbirimize bağlanamayacağımız, bağlanmamamız gerektiği ve bağlanmamamız öğretilir.9

Kız kardeşlik bütün bu içselleştirilmiş ataerkil düşünceye meydan okur. Bu düşünce, imece ya da ev içi işlerde birbirine yardım eden kadınlar gibi hayatın her anında karşımıza çıkabilecek dayanışma gösteren kadınların örneklerine rağmen hayatlarımızda sinsice yer bulur. Tıpkı kendimizden sürekli şüphe duymayı öğrendiğimiz gibi diğer kadınlara da şüpheyle yaklaşmayı öğreniriz. “Hepimiz kendi deneyimlerimizden şunu biliyorduk: Ataerkil düşünce bizleri, kendisini erkeklerden aşağı gören, ataerkinin gözüne girmek için birbiriyle kıyasıya rekabet eden, kıskançlık, korku ve nefret besleyerek birbirini hor gören kadınlar olarak toplumsallaştırdı.”10

Dönüş’te birçok kadın Raimunda için büyük bir destek kaynağıdır. “Kadın karakterler arasında gelişen bağlar…kadınların yaşadığı ve kadınlar tarafından yönetilen yakın bir topluluk içinde gün gün şekilleniyor. Bu filmlerin en etkileyici nitelikleri tam da bu kadınların, arkadaşların veya komşuların özverili yardımlarını ve hizmetlerini başkalarına sundukları sahnelerde ifade edilir.”11 Bu film temsili Mercedes Camino’nun da belirttiği gibi bir feminist peri masalı olarak görülebilir ancak aslında ütopik bir dünya yaratmaktan çok daha fazlasını ifade eder. Bunun gibi, aynı topluluktaki kadınlar arasında kurulan kız kardeşliklerin temsili, kadınların birbirlerine düşman olmaları gerektiği öğretilen bir çevrede içselleştirilen ataerkil düşüncelere meydan okur. Yalnızca duygusal değil aynı zamanda feminizmin kadınlar arasında politik olarak yaratmaya çalıştığı bağ için ortam oluşturur. Dönüş’te kadınların hikâyelerini görürüz, erkek karakterlerin varlıkları sınırlıdır. Bu bilinçli bir seçimdir, film boyunca Raimunda’nın babası ya da kocası gibi erkek karakterler genelde anlaşmazlıklara yol açarlar ve kadın karakterlerin hayatlarının akışını değiştirecek aksiyonlar almalarına sebep olurlar. Yine de kız kardeşlik bağları erkeklerin varlığında kurulmaz. bell hooks’un vurguladığı gibi “Dostluğumuzu erkeklere karşı oluşturmadık, kadınlar olarak kendi çıkarlarımızı korumak için oluşturduk.”12 Dönüş’teki kadın karakterler arasındaki ilişkiler bunun mükemmel bir örneğidir.

Diğer taraftan benzer örnekler Diren! filminde de görülebilir. Filmde İngiltere’de 1900’lerin başında kadınların oy hakkı mücadelesi tarihsel olarak anlatılır. Bazı tarihsel karakterlere yer verilmesinin yanı sıra ana karakter işçi bir kadın olan Maud’dur. Onun hayatıyla beraber oy hakkı mücadelesine katılışını izleriz. Burada Maud’un mücadeleye katılması kendisi gibi işçi olan arkadaşı Violet sayesinde olur. İki kadın arasında gelişen bağ film boyunca devam eder. Maud, Violet’le olan arkadaşlığından önce kendisi üzerindeki psikolojik şiddet ve baskının farkında değildir. Her gün çamaşır yıkayarak kazandığı parayı eve geldiğinde sorgulamadan kocasına verirken zaten insani olmayan koşullarda çalıştığı yerde de emeği sömürülür ve patronunun tacizine uğrar. Maud’un yaşadığı tacizi filmde direkt olarak görmeyiz ancak patronlarını onunla aynı yerde çalışan küçük bir kızı taciz ederken gördüğünde verdiği tepkiden bu çıkarımı yapabiliriz. Diren!’de kurulan kız kardeşlik bağlarının Maud’un hayatına direkt olarak etkisini gördüğümüz gibi feminist harekete olan katkısını da açıkça görebiliriz. Violet ve Maud arasında gelişen bu ilişki olmadan Maud’un hem özel hem de kamusal alandaki koşullarının ve yaşadıklarının farkına varması neredeyse imkânsızdır. Bunun yanında Maud’un kendi koşulları hakkında bilinçlenmesiyle birlikte patronunun taciz ettiği kızı da kurtardığı bir sahne görürüz. Yine kız kardeşliğin karşılıklı etkilerinden biri ortaya çıkar çünkü kadınlar bu ilişkileri hem kendileri hem de birbirleri için geliştirirler.

Örnek gösterilen iki filmin türlerinin melodram olması kadınların hikâyelerini anlatmak için ve feminist bir anlatım kurgulamak için bir araç olarak kullanılmıştır. Özellikle Dönüş’te gördüğümüz bu kullanım Diren!’de daha tarihsel bir anlatı olmasından dolayı sınırlıdır.

Geleneksel olarak, melodramlarda aktarılan abartılı duygu, önce edebiyatta sonra da filmde kadınsı veya kadınsılaştırılmış türlerle ilişkilendirilmiştir. Bu genellikle, kovboy ve savaş filmleri de dahil olmak üzere erkeksi ‘macera’ dünyasıyla ilişkilendirilenlerden daha düşük kalitede olarak sınıflandırılan aile dramları veya melodramlar gibi önemli insani duyguları temsil eden üretimlerin değersizleştirilmesine yol açtı.13

Melodramın insani duyguları değersizleştirebilecek şekilde kullanılması ihtimaliyle beraber, melodram, Dönüş’te duyguları temsil eden üretimi değersizleştiren bir türden ziyade bunu yapısöküme uğratan bir tür olarak karşımıza çıkıyor. Yukarıda bahsedilen, Dönüş’te gördüğümüz kız kardeşlik örnekleri melodramın üretmeyi olanaklı kıldığı örneklerdir. Filmde geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri ve cinsiyetlendirilmiş iş bölümü kullanılırken aynı zamanda ilerici feminist fikirler filme uyarlanmıştır. Bu nedenle kadınlar arasındaki dayanışma zengin ve çeşitlidir ve Raimunda’nın karşılaştığı her kadın elindeki her şeyle ona yardım etmeye isteklidir. Başka bir örnekse tıpkı cinayet işlerken mutfak bıçağının kullanılması gibi kadınlarla bağdaştırılan ev içi işlerle ilgili olan objelerin kullanımıdır. Raimunda’nın kocasının öldüğünü gördükten sonra gelen sahneler, bu objelere odaklanır. Yerdeki kanı kâğıt peçete ve paspasla temizler ve bunları kameranın odağında anbean izleriz. Bu ev içi görünen işler izleyicinin gözünde Raimunda’ya büyük bir güç verir. Bunlarla birlikte üç nesilden kadın arasında gördüğümüz aile bağlarını dayanışma kaynağı olarak göstermek melodram türüyle uyum içindedir.

Kız kardeşlik üzerine inceleyeceğim son form farklı arka planlardan gelen, farklı sınıfa ya da ırka mensup kadınlar arasındaki bağdır. Farklı feminist grupların ya da kadın hakları savunucularının birleşebileceği ortak bir zemin yaratılıp yaratılamayacağı sorusu kız kardeşlik tartışmalarında hep merkezde olmuştur. Bu soru büyük ölçüde ırk, sınıf ve toplumsal cinsiyet tartışmalarıyla iç içedir.

Kadınlar cinsiyetçi tutumlar, ırkçılık, sınıf ayrıcalığı ve bir dizi başka önyargıyla bölünmüştür. Kadınlar arasında kalıcı bir bağ ancak bu ayrımlarla yüzleşildiğinde ve bunları ortadan kaldırmak için gerekli adımlar atıldığında gerçekleşebilir. Tüm kadınların paylaştığı deneyimleri vurgulamanın değerine rağmen bölünmeler, ortak baskıya dair umutlu düşünceler veya romantik hayallerle ortadan kaldırılmayacaktır.14

Farklı politik motivasyonları olan kadınlar arasında ortak bir zemin yaratmaya dair ilk akla gelen her zaman kadınların ortak deneyimleri olmuştur. bell hooks’a göre bu her ne kadar değerli olsa da yeterli değildir. Liberal burjuva kadınların yarattığı, ortak mağduriyet ve ortak baskıyı temel alan kız kardeşlik modelini eleştirir. Ona göre mağduriyet üzerinden yaratılan bağlar üstünlükçü eril düşüncenin bir yansımasıdır.15 Audre Lorde’un da dediği gibi “Efendinin aletleri efendinin evini yıkmayacaktır”.16 Bu noktada bell hooks’un feminist bir amaç için ideolojik olarak karşı çıktığımız araçları kullanmamamız gerektiği argümanı çok nettir. Yine de ortak deneyimler kız kardeşlik bağını kurmamız için bir başlangıç noktası olabilir. Ancak ortaklaşmış baskı gibi kişisel, sınıfsal ve ırksal olarak çok farklı deneyimlenmiş olabilecek sorunlar politika yaparken gündeme getirilecekse, bazı feminist ilkelere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. “Birbirimizin kültürel kodlarını öğrenerek ve farklılıklarına saygı göstererek bir topluluk duygusu, kız kardeşlik geliştirebiliriz. Farklılıklara saygı göstermek aynılık ya da tekdüzelik anlamına gelmez.”17 Bunların yanında en genel anlamıyla kız kardeşlik ya da dayanışma tüm mücadeleleri bir çatı altında toplamak anlamına gelmemelidir. Kız kardeşlik kurulduğunda da özerk mücadelelerin devam edebilmesi çok değerlidir. bell hooks’un da vurguladığı gibi, önemli olan şunu öğrenmektir: “… bireyler olarak bizi doğrudan etkilemeyebilecek baskılara karşı mücadele etme sorumluluğunu kabul edin. Feminist hareket, toplumumuzdaki diğer radikal hareketler gibi, katılım için tek nedenin bireysel kaygılar ve öncelikler olduğu durumlarda zarar görür. Kolektife olan ilgimizi gösterdiğimizde dayanışmamızı güçlendiririz.”18

Diren! filminde farklı arka planlardan kadınların oy hakkı mücadelesi için bir araya gelip bir dayanışma kurduklarını görürüz. İşçi sınıfından kadınlar, İngiltere’de orta üst sınıf kadınların başlattığı oy hakkı mücadelesine dahil olurlar. Bu örnekte ortak zeminin kadınların temel hakları ve oy kullanma hakkı talepleri üzerinden kurulduğunu söylemek mümkün. Aynı zamanda film, farklı sınıflardan kadınların mücadele içindeki açmazlardan nasıl farklı etkilendiğini göstermesi açısından da önemli bir örnektir. Oy hakkı için yaptıkları protestoda tutuklanan kadınlar aileleri tarafından bambaşka muameleler görürler. Bunun en uç örneği Maud’un aldığı tepkidir. Kocasının tepkisi toplumun yargılarından pek de farklı olmaz. Kocası Maud’a, bir utanç kaynağı olduğunu ve bundan sonra kendi evine giremeyeceğini, kendi çocuğunu göremeyeceğini söyler. Öte yandan Edith New orta üst sınıfa mensup, kocasıyla beraber çalıştıkları bir işi olan ve kendi parasını kazanabilen bir kadındır. Bu, toplumun Edith New’a bakışını etkilemez ancak kişisel deneyiminin onun hayatını Maud’unki kadar etkilediğini söyleyemeyiz.

Sonuç olarak kız kardeşlik zaman zaman bir ölüm kalım meselesi olabilir. Ancak olmadığı durumlarda bile Sara Ahmed’in söylediği gibi “oyunbozanın hayatta kalma kiti”nin19 vazgeçilmez bir parçasıdır. Aynı zamanda bell hooks’un kadınlar arasındaki güçlü bağlar hakkında söylediği gibi “Kadınlar diğer kadınlarla ortak güçlü yanların ve kaynakların temelinde bağ kurarlar. Feminist hareketin teşvik etmesi gereken kadın bağı budur. Kız kardeşliğin özü bu tür bir bağdır.”20 Burada önemli olan bu bağı nasıl ve kimler için kurduğumuzdur. Ortak bir düşmana karşı kurulan bağ, düşman şekil değiştirdiğinde gücünü kaybedebilir. Bunun yerine kız kardeşlik bağını, cinsel şiddete, cinsiyetçiliğe, sömürüye karşı olmak gibi değişmeyen feminist ilkeler üzerinden kurduğumuzda bu bağ kalıcı olacaktır.

  1. Bu ödev, Güz 2022 döneminde Boğaziçi Üniversitesi’nde Volkan Çıdam ve Aslı Ildır tarafından açılan POLS 314 (Politics and Cinema) dersi için hazırlanmıştır. İngilizceden Türkçeye çevrilirken düzenlenmiştir.
  2. Pedro Almodóvar (yön.), Dönüş, 2006.
  3. Sarah Gavron (yön.), Diren!, 2015.
  4. Sara Ahmed, Feminist Bir Yaşam Sürmek, İstanbul: Sel Yayıncılık, 2018, s. 318.
  5. bell hooks, Duygu Yoldaşlığı: Kadınların Sevgi Arayışı, İstanbul: bgst Yayınları, 2020.
  6. A.g.e., s. 121.
  7. A.g.e., s. 121.
  8. Mercedes Camino, “‘Vivir sin ti’: Motherhood, Melodrama and españolada in Pedro Almodóvar’s Todo sobre mi madre (1999) and Volver (2006)”[‘Sensiz Yaşamak’: Pedro Almodóvar’ın Annem Hakkında Her Şey (1999) ve Dönüş (2006) Filmlerinde Annelik, Melodrama, ve españolada], Bulletin of Spanish Studies 87(5), 2010, s. 629.
  9. bell hooks, Feminist Theory: From Margin to Center [Feminist Teori: Çeperden Merkeze], 1984, s. 43.
  10. bell hooks, Feminizm Herkes İçindir: Tutkulu Politika, İstanbul: bgst Yayınları, 2012, s. 27.
  11. Mercedes Camino, “‘Vivir sin ti’: Motherhood, Melodrama and españolada in Pedro Almodóvar’s Todo sobre mi madre (1999) and Volver (2006)” [‘Sensiz Yaşamak’: Pedro Almodóvar’ın Annem Hakkında Her Şey (1999) ve Dönüş (2006) Filmlerinde Annelik, Melodrama ve españolada], Bulletin of Spanish Studies 87(5), 2010, s. 632.
  12. bell hooks, Feminizm Herkes İçindir: Tutkulu Politika, İstanbul: bgst Yayınları, 2012, s. 28.
  13. Mercedes Camino, “‘Vivir sin ti’: Motherhood, Melodrama and españolada in Pedro Almodóvar’s Todo sobre mi madre (1999) and Volver (2006)” [‘Sensiz Yaşamak’: Pedro Almodóvar’ın Annem Hakkında Her Şey (1999) ve Dönüş (2006) Filmlerinde Annelik, Melodrama ve españolada], Bulletin of Spanish Studies 87(5), 2010, s. 626.
  14. bell hooks, Feminist Theory: From Margin to Center [Feminist Teori: Çeperden Merkeze], 1984, s. 44.
  15. A.g.e.
  16. Audre Lorde, Bahisdışı: Kız Kardeş, Otonom Yayıncılık, 2022.
  17. bell hooks, Feminist Theory: From Margin to Center [Feminist Teori: Çeperden Merkeze], 1984, s. 57.
  18. A.g.e., s. 62.
  19. Sara Ahmed, Feminist Bir Yaşam Sürmek, İstanbul: Sel Yayıncılık, 2018.
  20. bell hooks, Feminist Theory: From Margin to Center [Feminist Teori: Çeperden Merkeze], 1984, s. 45.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir