Kadının Sokaktaki İzi: Suat Derviş

Nur Kaya

Suat Derviş, çoğunlukla Fosforlu Cevriye’nin yazarı olarak tanınır. Basın dünyasında, İsviçre’de gerçekleşen Lozan Konferansı’na gitmesi sebebiyle “Türkiye’den yurt dışına çıkan ilk kadın” unvanıyla anılan Suat Derviş aynı zamanda Türkçeden Fransızcaya çevrilen ilk romanın yazarı, ilk basın sendikasının ve Devrimci Kadınlar Birliği’nin kurucularından da biridir. Elimizdeki en kapsamlı biyografilerinden birini kaleme alan gazeteci yazar Liz Behmoaras tarafından “yaşadığı dönemin önemli ve olabildiğince dürüst tanığı” olan “efsane kadın” olarak anılır.¹ Döneminin en üretken yazarlarından biri olan Suat Derviş’i en iyi tanımlayan ve belki de unutturulmasında en büyük etkisi olan özelliği ise çocukluk arkadaşı tarafından dile getirildiği üzere, bir kere bile başını eğmemesidir.

1905 senesinin bir Ağustos gecesi Moda’da varlıklı bir ailede dünyaya gelen Suat Derviş’in ismi, kimliğe Hatice Saadet olarak geçer. Bunun sebebi imamın Suat isminin erkeklere verildiği gerekçesiyle tepki göstermesidir. Hatice Saadet resmî kaynaklarda ve yaşamının ilerleyen dönemlerinde mecburiyetten kullanılan bir takma isim olarak kalırken Suat adı hayatının sonuna dek çevresindekiler tarafından kullanılır. İyi bir eğitime erişebilmesi çok erken yaşta yazın ve basın dünyasında boy göstermesine yardımcı olur. 1921’de büyük övgüyle karşılanacak ilk romanı basılır, iki sene sonra Lozan Konferansı’na giderek kadın muhabirler için bir ilke imza atar.

Berlin’e eğitim görmeye gittiğinde gazeteciliğe devam eder ve Batı’nın Türkiyeli kadınlara bakış açısını mizahla harmanlayarak eleştiren metinler kaleme alır.² Bu zaman diliminde Nazizm’in yükselişine yakından tanıklık eder ve ailesinde baş gösteren sağlık sorunlarının da etkisiyle Türkiye’ye dönüş yapar. Geri geldiğinde önce muhalif duruşuyla tanınan Sabiha Sertel’in kurucularından olduğu Resimli Ay, sonrasında Son Posta ve Tan gazetelerindeki işleriyle sol basında konumlanır, Tan gazetesinde özellikle kadınların sorunları üzerine yazar.

Suat Derviş’in Tan gazetesinde muhabir olarak çalıştığı yıllardan bir fotoğraf

İlerleyen yıllarda edebiyatında görülen köklü değişimde gazeteci kimliğinin büyük rol oynadığı fark edilir.³ Toplumcu gerçekçi çizgisine geçişini, çağdaşı gazeteci ve şair Neriman Hikmet’le yaptığı bir söyleşide şöyle yorumlar:

Ben bebeklerimi tavan arasına attıktan sonra, kendim kitaplarımda bebekler yarattım, hayatla, hakikatle ve muhitle alakası olmayan bebekler (…) Beni bebekler değil, insanlar alakadar ediyor. Beni hayal değil, hayat alakadar ediyor. Çünkü hayat ve hakikat en güzel rüyadan, en parlak hayalden, çok daha zengin, çok daha cazip!

Düşüncelerinin değişmesinde 1930’ların başında İstanbul’u sokak sokak gezerek oldukça yoğun bir tempoda röportaj yapması etkili olmuştur.⁵ Sokaktaki insanların sesini duyurmak için çalışır ve bunu yaparken bir yandan dönemin İstanbul’unun sosyoekonomik haritasını çıkarır. Suat Derviş’in bir kadın olarak sokaktaki varlığı ve mücadelesi, kadını kamusal alandan alıkoyan toplumsal cinsiyet normlarına bir başkaldırıdır. Kadınların kamusal alanın yanında siyasetteki varlığının da güçlü savunucularındandır. Serbest Fırka’dan Nezihe Muhittin’le birlikte belediye seçimlerinde aday olur. Oy hakkı kazanımı üzerine 1935’te Uluslararası Kadın Birliği’nin on ikinci kongresi İstanbul’da gerçekleştirilir. Suat Derviş burada dünyanın farklı yerlerinden gelen feministlerle görüşmeler yapar ve bunları Cumhuriyet gazetesinde “Dünya Feministleri ile Görüşmeler” başlığıyla yayımlar. Röportajlarını II. Dünya Savaşı arifesinde barış ve eşitlik çabası etrafında şekillendiren Suat Derviş’in soruları, kadınların savaş durumundaki konumlarından kürtaj hakkına kadar günümüzde güncelliğini koruyan pek çok kadın meselesini tartışmaya açar.⁶

Sovyetler Birliği gezisi ve üzerine kaleme aldığı yazı, hayatında köklü değişimlerin başlangıcı olur. Bu yazıdan sonra gazete sahiplerinden Halil Lütfü, “bu hanım kıpkızıl komünist”⁷ diyerek gazeteden ayrılmasına sebep olacak ve dahası, Suat Derviş, Sabiha Sertel ile dönemin İçişleri Bakanı tarafından görüşmeye çağrılacaktır.⁸ İlerleyen yıllarda kurucusu olduğu Yeni Edebiyat dergisinde tanıştığı Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile evlenir. Dönemin siyasi atmosferinin etkisiyle Suat Derviş olarak iş bulması zorlaştığından yazılarını Hatice Saadet Baraner ismiyle kaleme alır. Fosforlu Cevriye’nin gazetelerde ilk tefrikası da bu döneme tekabül eder, yine aynı sene Reşat Fuat ile TKP üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanır ve sekiz ay tutuklu kalır. Çıktıktan kısa bir süre sonra Neriman Hikmet ile ilk basın sendikasını kurarlar.

1951’de ömrü boyunca ona yoldaşlık eden kız kardeşi Hamiyet Hanım ile Paris’e gittiklerinde Nazi Almanya’sından kaçan entelektüellerin de içinde bulunduğu önemli isimleri bir araya toplayan köklü Europe dergisinde kendine yer edinir. Suat Derviş’in yazıları bu çevrede büyük ilgi görür. Reşat Fuat’ın hapisten çıkmasının ardından Türkiye’ye geri döner ve Fosforlu Cevriye’nin May Yayınları’ndan basımı ve Yeşilçam uyarlaması üzerine çalışır. Kitap tefrika edilmesinden yirmi dört sene sonra 1968’in aralık ayında yayımlanır, Türkan Şoray’ın başrolünde olduğu film ise 1969’da gösterime girer. Bu esnada Neriman Hikmet, Zehra Kosova ve Mediha Özçelik ile Devrimci Kadınlar Derneği’ni kurarlar. Derneğin ilk toplantısında “TKP Genel Sekreteri Reşat Fuat Baraner’in eşi” olarak tanıtılmasının üzerine, “Ben yazar Suat Derviş’im, kimsenin karısı olarak yâd edilemem!”⁹ sözleriyle kadının bireyselliği konusundaki ısrarını bir kez daha vurgular. Türkiye’de siyasi gerilimin zirveye ulaştığı 70’lerde Şişli’deki evini tüm tehlikeleri göze alarak sol görüşlü gençlere açar. 12 Mart döneminde gençleri sakladığı gerekçesiyle 68 yaşında gözaltına alınana kadar tüm imkânsızlıklara rağmen evini açmaya devam eder, sonraki sene vefat eder. Son yıllarda özellikle feminist çevrelerde ismi daha çok zikredilmeye başlandıysa da Suat Derviş’in yaşamının sonuna dek sürdürdüğü ilham verici mücadelesi daha geniş kitleler tarafından keşfedilmeyi bekliyor. Suat Derviş’i hedef alarak “saçı uzun aklı kısa kadınların erkekleşmeden evvel büyük davalara karışamayacaklarını” söyleyen Milli Türk Talebe Birliği’ne Suat Derviş’in verdiği cevabı alıntılayarak bu yazıyı noktalamak istiyorum:

Suat Derviş’e verilen “titir”e [unvan] acıyoruz deniliyor. Acaba bana verilen hangi unvana acıyorlar? Ben ne kontesim, ne düşes, ne kraliçe, ne profesör, ne meclisi idare azası, ne de saylavım [milletvekili]. Ben muharririm [yazar]. Hakkımda daha müsamahakâr olanlar edibdir [kadın yazar] diyorlar. Eğer acıdıkları unvan muharrir unvanıysa yook baylar! Ona ilişemezsiniz, bunu bana kimse babasının kesesinden rüşvet, iane [bağış], sadaka veya taltif [lütuf] makamında vermedi. On altı yaşından beri tam on altı sene çalışarak onu kazandım. Hem de nasıl çalışarak. O unvan benim yegâne servetim, biricik iftiharım ve ekmeğimdir.¹⁰

  1. “Suat Derviş kitabının yazarı Liz Behmoaras: İyi ki onu yazmışım…”, 23 Temmuz 2022, 20 Ocak 2023 tarihinde erişilmiştir. https://www.gazeteduvar.com.tr/suat-dervis-kitabinin-yazari-liz-behmoaras-iyi-ki-onu-yazmisim-haber-1574386
  2. Béatrice Hendrich, “Suat Derviş, Journalist, Novelist and Feminist: Texts Written in Germany and Texts about Germany”, Views on Europe: Gender Historical and Postcolonial Perspectives on Journeys, Lilli Riettiens and Elke Kleinau (der.), Berlin, Boston: De Gruyter Oldenbourg, 2022, s. 29-58.
  3. Suat Derviş, Anılar, Paramparça, İstanbul: İthaki Yayınları, 2017, s. 245.
  4. Neriman Hikmet, “Ruhta ve Muhtevada Hiçbir Yenilik Sezmiyorum”, Uyanış/Servet-i Fünun, 2120/435, 8 Nisan 1937, s. 308.
  5. Feryal Saygılıgil, “Sokakta bir gazeteci: Suat Derviş”, Fe Dergi 6 (1), 2014, 18-26.
  6. Liz Behmoaras, Suat Derviş; Efsane Bir Kadın ve Dönemi, İstanbul: İletişim Yayınları, 2008.
  7. Saliha Paker, Zehra Toska, “Yazan, Yazılan, Silinen ve Yeniden Yazılan Özne: Suat Derviş’in Kimlikleri” Toplumsal Tarih (39), 1997, s. 15.
  8. Sabiha Sertel, Roman Gibi, İstanbul: Can Yayınları, 2015, s. 183.
  9. Saliha Paker, Zehra Toska, “Yazan, Yazılan, Silinen ve Yeniden Yazılan Özne: Suat Derviş’in Kimlikleri”, Toplumsal Tarih (39), 1997, s. 12.
  10. Kemal Tahir, Suat Derviş, Ahmed Cevad, 1936 Modeli Gençler ve Zavallı Peyami Safa, 1936.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir