BÜKAK “bü’de kadın şenliği” kapsamında “Yoksulluk Kıskacında Kadın Dayanışması” adlı paneli düzenledi

İlayda Habip
Ülküm Ekşi

Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (BÜKAK) 8 Mart haftasında bü’de kadın şenliği kapsamında Yoksulluk Kıskacında Kadın Dayanışması isimli bir panel organize etti. Panelin konukları Derin Yoksulluk Ağı’ndan Selen Yüksel, Farplas grevinde işten çıkarılan işçilerden Betül Oral, Birleşik Metal-İş Sendikası’ndan Nuran Gülenç ve İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Avukat Şükran Eroğlu oldu. BÜKAK’tan panelin moderasyonunu yapan Melisa Telli, giriş konuşmasında bugün en önemli gündemlerden olan ekonomik kriz ve yoksullaşmanın öğrencilerin hayatını nasıl etkilediğini vurguladı.

Derin yoksulluğun kadınlar ve çocuklar üzerindeki etkilerine dair araştırma yapılması hedefleniyor

Panelin ilk konuşmacısı Derin Yoksulluk Ağı’ndan Selen Yüksel’di. Selen Yüksel, ekonomik krizin getirdiği yoksullaşmanın kadınların ve çocukların hayatına etkilerini sahadaki verilerden yararlanarak aktardı. Derin Yoksulluk Ağı, 2019 yılının Aralık ayında, ekonomik krizin etkisinin günden güne daha geniş kesimler tarafından hissedilebilir olduğu bir dönemde gönüllüler tarafından kurulan bir ağ. Kurulduklarında derin yoksulluğun kadınlar ve çocuklar üzerindeki etkilerine dair araştırma yapmayı hedefleyen grup, pandemi döneminde artan yoksullaşma ile birlikte dayanışma kampanyaları da organize etmeye başlıyor. Derin yoksulluk kavramı, gündelik hayatta kullandığımız yoksulluk kavramından farklı bir yerde duruyor. Derin yoksulluk dediğimizde kastedilen, ekonomik yoksulluğa ek olarak yaşanan sosyal dışlanma ve bunun nesilden nesle aktarılması, bu döngünün kırılamaması ve tabii ki bunların beraberinde getirdiği sosyal güvencesizlik. Ağın hedef grubunda bulunan aileler genellikle günlük işlerle geçimlerini sağlayan ve evin ekonomik yükünü tek bir ebeveynin üstlendiği aileler. Ağın verilerine göre bu ailelerin %75’inde kadınlar çalışmıyor, %18’inde güvencesiz ve günlük işlerde çalışıyorlar, %6’sında ise düzenli bir işe sahipler. Yine sahadan aktarılan verilere göre evsiz kadınların 4’te 1’i şiddet gördükleri için evlerinden ayrılmak zorunda kalmış. Ayrıca kadınların yoksulluğa düşme oranı erkeklere göre %35 daha fazla. Öte yandan derin yoksulluk yaşayan ailelerin 6’da 1’inde evden sorumlu tek ebeveynin kadın olması dikkat çekiyor. Ekonomik krizin çevremizden de sık sık duyduğumuz etkilerinden biri menstrual ürünlere erişimin zorlaşması. Derin Yoksulluk Ağı’nın verilerine göre kadınlardan 3’te 2’si menstrual hijyen ürünlerine erişemiyor. Kadınların bir diğer önemli problemi de adalete ve psikolojik desteğe erişimlerinin olmaması veya kısıtlı olması. Tüm bu araştırma ve dayanışma süreçlerinin sonucunda ortaya çıkan Hikâyenin Yok Hali adlı kitap Derin Yoksulluk Ağı tarafından basılan, derin yoksullukla yüzleşen insanların deneyimlerinden derlenen bir kitap.

Hem fabrikada hem de direnişte kadınların deneyimleri farklılaşıyor

Panelin ikinci konuşmacısı Farplas direnişçilerinden Betül Oral, Farplas direniş sürecini ve bu eylemlerde kadınların ön plana çıkmasının sebeplerini aktardı. Kadınların şirkette daha çok sömürüldüğünü belirten Betül Oral, patronu kadın olan ve bu nedenle kadın istihdamıyla övünüp bunu reklam aracı olarak kullanan Farplas’ta eşit işe eşit ücret gibi en temel haklarının bile olmadığını vurguladı. Eylem sürecine başta ücretlerinin az olması nedeniyle başlıyorlar ancak sonrasında maruz bırakıldıkları mobbing ve mahrum bırakıldıkları haklar gibi meseleler için de mücadele etmeye devam ediyorlar. Ayrıca Betül Oral, çalışma şartlarının basına yansıyandan kötü olduğunu, tuvalete gitmek veya ilaç içmek gibi temel ihtiyaç izinleri için bile işçilerin saatlerce bekletildiğini söyledi. Betül Oral bu süreçte işten çıkarılan tek takım lideri olarak farklılaşan kendi deneyiminden de söz etti. Örneğin kendi üstlerinin kendisine uyguladığı baskıyı ve mobbing’i altında çalışanlara uygulaması bekleniyor ve buna karşı çıkıp greve katılmaya karar verdiği için işten çıkarılıyor. Sonrasında işçilerin DİSK’te örgütlenme sürecini aktardı, patronlarının sendikayla masaya oturup anlaşma sözü vermesinden sonra bu sözü tutmadığını ve mücadele veren işçilerin maruz bırakıldığı sert polis şiddetini anlattı. Yani işçiler, anayasal hakları olan sendikaya üye olma ve örgütlenme haklarını kullandıkları için hem işten çıkarılmış hem de şiddet görmüş durumdalar. Bu süreç devam ederken işten çıkarılmayan işçiler ise artık daha ağır şartlarda çalıştırılıyor ve daha fazla gözetim altında tutuluyorlar. Bu eylemlerde ve Farplas’ın Gebze’deki fabrikasının önünde süren direnişte hâlâ kadınların ön planda olması nedeniyle birçok kadın örgütü de direnişe destek veriyor. Betül Oral konuşmasında direnişteki kadınların deneyimlerinin farklılaştığını ve kimi zaman kadınların direnişteki erkeklere göre daha dezavantajlı konumda olabildiğini de belirtti. Mesela yakın çevresinin veya kocasının baskısına maruz kalan veya çocuk bakımını üstlenmesi gerektiği için greve katılmakta zorlanan kadınlar olduğunu ifade etti. Ancak grevdeki kadınlar bu durumlarını paylaşarak çeşitli dayanışma yöntemleriyle bunlara çözümler üretebiliyorlar. Greve dönüşümlü olarak katılmak da bu çözümlerden biri. Kadınların dayanışmayı her alanda sürdürmeyi amaçladığını belirten Betül Oral, konuşmasını kadınların birbirine destek olacağı alanlar bulmasının önemini vurgulayarak bitirdi.

Farplas grevi, işçi hareketi ile feminist hareketi bir araya getirdi

Nuran Gülenç, Birleşik Metal-İş Sendikası’nda toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan bir iş güvenliği uzmanı olarak Farplas direnişçileriyle nasıl örgütlendiklerini ve bu sürece dair deneyimlerini aktardı. Farplas şirketinin toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinden reklam yaptığını, metal sektörü gibi erkek çalışanların yoğun olduğu bir endüstride çok fazla kadın çalıştırdığı için uluslararası alanda prestij kazanıp büyüdüğünü açıkladı. Bu noktada Farplas, konumu itibarıyla sıradan tüketicinin boykot edemeyeceği bir sektörde hizmet verdiği için uluslararası müşterilerin dikkatini çekecek hamleler yapmanın ve çizilen imajın gerçek olmadığını onlara göstermenin bir sonuç getirebileceğine değindi. Farplas grevi sürerken başka şirketlerde de işçilerin ses getiren grevleri oldu. Örneğin Migros işçilerinin grevi ile Farplas grevi aynı dönemde başladı. Migros grevine destek vermek isteyen tüketiciler, bu market zincirinden alışveriş yapmayarak tepkisini doğrudan gösterebildi ancak Farplas direnişi için tüketici tepkisinin yaygın bir şekilde gösterilmesi çok mümkün değil.

Nuran Gülenç, Farplas grevinin Birleşik Metal-İş Sendikası için önemini, ilk defa feminist hareket ile işçi hareketini bu şekilde bir araya getiren bir örnek oluşturması üzerinden değerlendirdi. Otomotiv sektörü, erkeklerin ağırlıklı olarak çalıştığı bir alan. Buradaki sendikal örgütlenmelerde kadın çalışmaları için alan açmak ve kazanım elde etmek oldukça önemli. Nuran Gülenç, Farplas işçisi kadınlarla bir araya gelmenin sendika içinde de bu alanın açılmasına olanak sağladığını belirtti. Kadın işçilerin çalışma koşullarının erkek işçilere göre nasıl farklılaştığının sendika içinde daha görünür olmaya başladığını ifade etti. Panelde ele alınan konulardan biri de Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından yayımlanan ve iş hayatında taciz ve şiddetin önlenmesine yönelik uluslararası bir sözleşme olan ILO 190’ın önemiydi.  İş yaşamındaki cinsel taciz ve şiddeti bir iş güvenliği sorunu olarak ele alan bu sözleşme, işverene ve devlete iş yaşamında şiddeti önleme sorumluluğu yüklüyor. ILO 190 aynı zamanda farkındalık çalışmaları konusunda işverene sorumluluk yüklerken ev içi şiddeti de kapsamına alıyor. Bu sözleşmenin Türkiye tarafından henüz imzalanmadığını da hatırlatmak gerekiyor.

Kadınları yıldırmaya yönelik sistemli çabanın karşısında en iyi önlem haklarımıza sahip çıkmak

Panelin son konuşmacısı İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden Avukat Şükran Eroğlu’ydu. 6. Yargı Paketi ile son günlerde yeniden gündeme gelen kadınların nafaka hakkına yönelik saldırıları ve Medeni Kanun’da meydana gelebilecek değişiklikleri değerlendirdi. Yeni yargı paketinde beklenen değişikliklerden bazıları; mal paylaşımı, velayet, kusurlu tarafın belirlenmesi gibi davayı uzatan süreçlerin boşanma davalarından sonraya bırakılması ve yoksulluk nafakasının evlilik süresiyle kısıtlanması. Nafaka gündemini değerlendiren Şükran Eroğlu ülkemizde nafaka hakkının kazanıldığı durumlarda bile bu nafakaların %66’sının ödenmediğini, ödenen nafakaların da çok düşük miktarlarda olduğunu ifade etti. Nafakaların geçinmek için yeterli olmayacak kadar düşük miktarda olmasının da ekonomik şiddeti sürdürmenin bir yolu olduğunu vurguladı. Son yıllarda nafaka mağduru olduğunu söyleyen kesimler ortaya çıktı. Bu kesimler tarafından nafakanın süresiz olduğu bir tehdit unsuru olarak lanse ediliyor. Şükran Eroğlu “süresiz nafaka” gibi bir durum olmadığını, nafakanın hangi koşullarda kesileceğinin yasalarda açık ve net bir şekilde tanımlandığını belirtti. Güncel şartlarda ev içinde gördükleri şiddetin son raddesine gelene dek boşanamayan kadınların olduğu düşünüldüğünde yeni düzenlemenin kadınların boşanmasına tamamen engel olma riski taşıdığı görülebilir.

Şükran Eroğlu tüm bu tartışmaları Medeni Kanun’a yönelik saldırıların bir parçası olarak değerlendirdi. Beklenen değişiklikler gerçekleşirse bu sadece kadının ekonomik durumunu güçsüzleştirmeyecek, eşitlik ilkesine ve devletin laiklik ilkesine karşı da bir tehdit oluşturacak. 2016 tarihli Aile Bütünlüğü, Boşanma Olayları ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu’ndan çıkan önerilere baktığımızda, bu önerilerin aileyi tamamen egemen kılmaya ve kadını hareketsiz hale getirmeye yönelik olduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz yıl Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesiyle başlayan sürecin gidişatını endişe verici bulduğunu söyleyen Şükran Eroğlu, kadınları yıldırmaya ve görünmez kılmaya yönelik sistemli bir çabanın karşısında alabileceğimiz en iyi önlemin kadınlar olarak dayanışmak ve haklarımıza sahip çıkmak olduğunu vurguladı. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin şiddeti kapsamlı bir şekilde ele alırken 6284 numaralı kanunun 2. maddesi için de temel oluşturduğunu hatırlattı. Bu noktada yapabileceğimiz en önemli şeyin sözleşmeye sahip çıkmak ve uygulanması için çeşitli baskı mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

Dinleyicilerin sorularıyla son bulan panel, tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlanarak ve dayanışma mesajı verilerek noktalandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir