İfşa Üzerine Bir Tartışma

Maide Atay
Melisa Damla Telli
Zeynep Erdemir

Cinsel taciz ve şiddetle mücadelede bir yandan kurumsal mücadeleler devam ederken diğer yandan, özellikle son yıllarda ifşa da bir yöntem olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda ifşa; kişinin yaşadıklarını, maruz bırakıldığı tacizi ve şiddeti kamusal alanda paylaşması olarak karşımıza çıkıyor. Fakat geniş kitlelere yapılan ya da sosyal medya platformları üzerinden yayılan ifşalar başka sorunları ve tartışma noktalarını beraberinde getiriyor.

Bizler de son yıllarda hem üniversite kampüsü içerisinde hem de sadece Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine açık bir Facebook grubu olan Boğaziçi Buddy üzerinden yapılan ifşaların giderek arttığını görüyoruz. Bunları gözlemlerken hem ifşalara konu olan olayların sınırlarına hem de ifşaların nasıl gerçekleştiğine dair tartışma ortamlarının yeterince kurulamadığını fark ettik. Bu yazıda da ifşanın neden bir yöntem olarak tercih edildiğini, ifşalara nelerin konu edildiğini ve ifşaların yöntemsel olarak nasıl yapıldığını ele alacağız.

İfşaya Neden İhtiyaç Duyuluyor?

Son yıllarda pek çok kadın maruz bırakıldıkları cinsel tacizi ve şiddeti ifade etmek için ifşayı tercih ediyor. Dünya genelinde tacize ve şiddete karşı başlayan çeşitli kampanyalar, #MeToo gibi sosyal medya hareketleri; Türkiye’de #SenDeAnlat1 gibi etiketler altında yapılan paylaşımlar kadınlara yaşadıklarını anlatmaları konusunda cesaret verdi. #UykularınızKaçsın2 etiketli ifşalar da sanat ve yayıncılık alanında yaşanan tacizlerin ortaya çıkmasına imkân sağladı. İfşa aynı zamanda ataerkil şiddetin farklı biçimlerine karşı bir itiraz kültürü olarak da şekillendi.

Bunların yanı sıra hak aramanın önündeki birtakım engeller de ifşayı bir adalet arayışı olarak ortaya çıkardı. Hem psikolojik açıdan hem de çeşitli ataerkil baskılar veya bunların normalleştirilmesi gibi sebeplerle cinsel taciz ve şiddeti tanımlayabilmek ve ifade edebilmek oldukça zor olabiliyor. Bunun yanında, Türkiye koşullarında kurumsal ve toplumsal birtakım engeller de kişilerin hukuki yollara başvurmasının önünü kapatabiliyor. Resmî kurumlar içerisindeki ataerkil işleyişin bir sonucu olarak ortaya çıkan ayrımcı ve keyfî tutumlar, görevlilerin bilgi ve eğitim eksikliği, süreçlerin daha başlamadan sona ermesine sebebiyet veriyor. Kadınların koruma talebinin reddedilmesi, karakol kapısından döndürülmeleri, yapılan yanlış yönlendirmeler3, kadınların adalet arayışının önünü kapatıyor. Yargıya taşınan davalardaysa faillere uygulanan iyi hâl indirimleri, cezasızlık politikaları, sonuçsuz kalan süreçler kadınların hukuki yollara başvurmasının önündeki engeller oluyor.

Hukuki süreçlerin bu kadar yıpratıcı olmasının bir diğer sebebi de toplumsal baskılar ve önyargılar. Yıldırıcı olan sadece kurumlar olmuyor, aileden veya yakın çevreden gelen baskılar da hak aramanın önünde engeller oluşturabiliyor. Kişinin yaşadıklarının ardından çevresinden destek alamaması, namusunu koruyamamakla suçlanması, utandırılması ya da korkutulması söz konusu olabiliyor. İşyerinde patronu tarafından ya da okulda dersine giren hocası tarafından tacize uğrayan ve bunu dile getirmek isteyen kadınlar içinse işten atılma, dersten kalma gibi tehditler söz konusu olabiliyor. Bu durumlarda failin sosyal statüsü de süreçte ayrı bir engel olarak ortaya çıkabiliyor. Bunların sonucunda kadınların kurumlara ve adalet sistemine duydukları güven sarsılıyor.

Tam bu noktada “kadının beyanı esastır” ilkesi devreye giriyor. Bu ilke, feminist hareketin uzun yıllardır ataerkil şiddete karşı yürüttüğü mücadelenin bir kazanımı olması dolayısıyla kadına yönelik şiddetin sistematik boyutunu ve bu kazanımın arkasındaki kadın mücadelesini işaret ediyor.

“Kadının beyanı esastır” ilkesi, delil yetersizliği durumunda kadının beyanının olayın soruşturulması için yeterli olduğu ve ispat yükümlülüğünün karşı tarafta olduğu anlamına geliyor. Kadının mağdur olması hâlinde zaten yıpratıcı olan hukuki süreçlerin onun aleyhine işletilmesinin önüne geçiyor. Beyanın esas alınması, kadının söylediklerinin doğru kabul edilerek sürecin sonlandırılması ya da kişilere ceza verilmesi anlamına gelmiyor. Aksine, olayın soruşturulması için bir başlangıç noktası sağlıyor. Bu sebeple kadınları adalet sürecine teşvik eden bir yanı da var.

İfşaya Neler Konu Ediliyor?

İfşa, cinsel taciz ve şiddete karşı bir mücadele aracı olarak karşımıza çıktığı için bu tanımların nasıl yapıldığına ve sınırlarına dair tartışmak önemli bir noktada duruyor. Şiddet bir suç olarak ele alındığında sabit bir tanımı varken toplumdaki şiddet tanımları veya şiddete yöneltilen tepkilerin motivasyon noktaları çok farklı olabiliyor. İfşalar, toplumun olaya karşı duyarlı davranması ve ifşa edilen kişiye karşı davranışlarını ve düşüncelerini bu çerçevede yeniden şekillendirmesi beklenerek yapılıyor. Burada ifşanın caydırıcılığını, toplumdan gelmesi beklenen tepkilerden aldığı görülüyor. Yani ifşa hukuki süreçleri çeşitli sebeplerle reddederken adaleti sağlama mekanizması olarak toplumun ahlaki normlarını kendisine dayanak noktası olarak alıyor. Bunun sonucunda bazı ifşa metinlerinde aldatma eylemi, cinsiyetçi söz veya düşünce gibi tek başına suç olmak yerine etik sorun teşkil eden davranış ve pratiklerin de ifşalandığını görüyoruz. Ayrıca kişiler arasında yaşanan, şiddet olarak tanımlanamayacak anlaşmazlıklar da ifşaya konu edilebiliyor. Bunun yanında, ifşalarda suç ve etik sorunların iç içe geçmesi ve zaman zaman suç olmayan davranışların ifşa edilebilmesi, yalnızlaşma ve bireyselleşmenin ortaya çıkardığı paylaşma ihtiyacı ile bağlantılı düşünülebilir. Çünkü bu noktada, dar çevrelerde ya da arkadaş çevrelerinde anlatılabilecek olayların da ifşa yoluyla kamusallaştırılmasının tercih edildiğini görüyoruz.

İfşanın toplumdan gelmesi beklenen tepkilerle ilişkisi düşünüldüğünde şiddete yöneltilen tepkilerin motivasyon noktalarının çeşitlenmesi de söz konusu olabilir. Örnek olarak bir kadının uğradığı cinsel şiddete gelen tepkilerin “namus” gibi kavramlar üzerinden konumlandırıldığı durumları düşünebiliriz. Bu gibi durumları göz ardı etmek cinsel şiddetle mücadelede ahlakçı bir bakış açısının kendine alan açmasıyla ve toplumsal ahlak normlarını yeniden üretmesiyle sonuçlanabilir. Bu noktada hem feminist pratikle çelişme hem de cinsel şiddetle mücadelede önemli bazı feminist ilke ve kavramların altının boşalması tehlikesinin ortaya çıktığını görüyoruz.

İfşanın feminist bir yöntem olarak cinsel şiddetle mücadelede kullanılmaya başlanmasıyla tacizin iş hayatı, sanat alanı ve akademi gibi pek çok çevrede gerçekleşebileceği de gözler önüne serildi. Bu durum cinsel taciz ve şiddetin, hayatın erkek egemen yapının baskın olduğu her alanında olabildiğini göstermenin yanı sıra ifşa edilen kişinin kimliği, mesleği, sınıfı ve toplumsal statüsünden bağımsız olarak şiddet uygulayabileceğini ortaya koydu. Toplumda orta-üst sınıf, eğitimli, entelektüel çevrelerde cinsel taciz ve şiddete halihazırda karşı olunduğu, bunların yanlış bulunduğu yönündeki genel algıyı sarstı. İfşanın bu kişilerin imajlarının zedelenmesi, ellerinde tuttukları toplumsal statüyü kaybetmeleri ve ait oldukları çevrelerden dışlanmaları beklentisiyle yapıldığını görüyoruz. İfşanın bu yolla toplumda “rezil etme” gücünü kullanmasının da sınıfsal bir boyutu olduğu söylenebilir.4 Çünkü bu noktada, ifşa kişilerin sosyal statülerini kaybetmelerini hedefleyerek sistemin yarattığı bir gerilimden faydalanıyor ve toplumdan bir ayıplama bekliyor. Bu da ahlaki normları beslediği için feminist pratikle çelişkili bir noktada duruyor.

İfşa sürecinde ifşayı yapan veya ifşa edilen kişiyle ilgili konuyla bağlantılı olmayan ayrıntıların yayıldığını da görüyoruz. Bu ayrıntılar ifşayı yapan kişinin güvenilmezliğinin altını çizmek veya ifşa edilenin suçunu pekiştirmek amacıyla öne çıkarılabiliyor. Bu noktada ifşa sürecinde bu ayrıntıların muhataplar arasında dedikodu malzemesine dönüşmesi söz konusu olabiliyor. Ayrıca bunların olayı politik bir mesele olarak ele alacak tartışmalardan daha fazla öne çıkması kadınların güçlenmesine yardımcı olmadığı gibi ifşayı yapan kişinin bu süreçte mahremiyetinin ihlal edilmesine ve daha fazla yıpranmasına neden olabiliyor.

İfşanın Yöntemleri Üzerine

Günümüzde ifşaların çoğunlukla sosyal medya üzerinden yapıldığını söyleyebiliriz. Bu noktada sosyal medyanın nasıl bir araç olduğundan, yarattığı atmosferden ve ifşa süreçlerinde nasıl işlevlendiğinden bahsetmek faydalı olabilir. Sosyal medya ifşalarında tercih edilen mecraların Twitter gibi herkesin erişimine açık ve oldukça çeşitli kullanıcı kitleleri olan platformlar veya kapalı Facebook grupları gibi çeşitlenebildiğini görüyoruz. Bu ifşalar kimi zaman ünlü, prestij sahibi, çeşitli çevreler tarafından tanınan isimlerin geniş bir kitleye afişe edilmesini hedeflerken kimi zaman daha dar bir çevreye -üniversite özelinde Boğaziçi Buddy grubunda gözlemleyebildiğimiz gibi- hitap ediyor. Bu anlamda ifşanın, sosyal medyanın hızlı bir biçimde geniş bir kitleye ulaşma imkânından faydalandığını söyleyebiliriz. Ancak sosyal medyanın ifşa süreçlerinde yarattığı atmosferin çoğunlukla kutuplaşmalar, olayların magazinselleşmesi tehlikesi, hızlıca tüketilen ve ifade özgürlüğünün sınırlandığı bir tartışma ortamı etrafında şekillendiğini de değerlendirmek mümkün. Bu ifşalarda genellikle kamusal bir tartışma alanı oluşamadığını, kamunun yalnızca ifşayı yaygınlaştıran, like’layan pasif dinleyiciler hâline gelebildiğini gözlemliyoruz. Bu noktada, olayların politikleşebilmesi için kamusallaşmanın yeterli olup olmadığı sorusu ortaya çıkıyor. Politik bir tartışma zemini kurulamadığında ifşanın dinleyicileri olayın öznelerinin tarafları hâline gelirken ifşa metinleri de kamu için bir merak konusu, seyirlik birer malzeme hâline gelebiliyor.

İfşa, hukuki sürecin sonuçsuz kaldığı noktada veya adalet sistemi tamamen reddedilerek tercih edilebiliyor. Adalet sisteminin reddedildiği durumda, ifşa süreciyle birlikte yasal zeminde bir süreç yürümüyor. Bu ifşalarda adalet beklentisinin ne yönde şekillendiğini tartışmak oldukça önemli bir noktada duruyor. Yapılan ifşalarda cinsel taciz veya saldırıyla suçlanan kişiye yönelik doğrudan sosyal dışlama gibi cezai yaptırım taleplerinin öne çıktığını gözlemleyebiliyoruz. Bu noktada ifşa bir süreç değil sonuç olarak kurgulanabiliyor; esasında tekil örnekler olmayan, ataerkil sistemin sonucu olduğunu bildiğimiz bu olayların bireylere indirgenmesi riski ortaya çıkıyor. Bu da cinsel taciz, saldırı ve şiddetle mücadelede tüm potansiyel failleri afişe ederek çevremizden uzaklaştırmanın yeterli olup olmadığı sorusunu ortaya çıkarıyor. İçinde yaşadığımız toplumda, hiçbir alan ataerkil pratiklerden azade değil. Bu sebeple mücadele alanlarını daraltmadan, adalet beklentisini bireylerin cezalandırılmasıyla sınırlamayarak sistemsel bir analizi mümkün kılacak yöntemler geliştirmek önemli bir noktada duruyor.

İfşalarda adalet sisteminin reddedildiği durumlarda, “kadının beyanı esastır” ilkesinin de boşa düştüğünü gözlemleyebiliyoruz. “Kadının beyanı esastır” ilkesi, en temelde bir hukuki süreci gerektiriyor. Bir diğer önemli nokta, ilkenin sürecin bitişini değil başlangıcını ifade ediyor olması. İfşalar karşısında kamuda bu ilkeye dair bir kafa karışıklığının ortaya çıkabildiğini ve ilkenin “kadının beyanı doğrudur” şeklinde ele alınabildiğini görüyoruz. Bu durumda, taraflara söz hakkı verilmeden sürecin sonlandığı algısı oluşabiliyor.

Sonuç Yerine

Bu yazıda, son yıllarda cinsel taciz ve şiddete karşı bir mücadele yöntemi olarak giderek öne çıkan ifşanın sınırlarını, yarattığı atmosferi ve toplumsal sonuçlarını tartışmaya açmaya çalıştık. İfşayla birlikte adalet mekanizmasını reddetmek, bu alandaki hukuki kazanımların göz ardı edilmesi riskini de beraberinde getiriyor. Bu sebeple cinsel şiddete ve tacize karşı mücadeleyi sürdürmek, kadınların yasal süreçler içerisinde de güçlenmesini hedeflemek oldukça önemli bir noktada duruyor. Bunun yanında, ifşaların giderek artması ve gündelik hayatlarımızda yer eden bir pratiğe dönüşmesiyle ifşa edilen olayların içeriği de genişliyor, suç ve etik sorunlar iç içe geçiyor. Burada bazı kavramların, feminist ilke ve kazanımların altının boşalması tehlikesi ortaya çıkıyor. İfşa süreçlerinin nasıl işletildiğine baktığımızda ise kamusal tartışma alanlarının kurulamaması ve bireylerin cezalandırılması motivasyonunun öne çıkması, bunun ne kadar dönüştürücü ve güçlendirici olduğunu sorgulamayı gerektiriyor. Toplumsal bir dönüşüm hedefleniyorsa cezai yaklaşımın ötesine geçmek, mücadeleyi sistemin yarattığı sınırlar içerisine hapsetmemek gerekiyor. Sonuç olarak ifşayı temel bir mücadele yöntemi olarak ele almamanın ve diğer mücadele alanlarına da sahip çıkmanın oldukça önemli olduğunu düşünüyoruz.

  1. Şubat 2015’te, Özgecan Aslan cinayetinin ardından kadınların bu etiket altında yaşadıkları cinsel tacizleri anlatmasıyla #SenDeAnlat kampanyası başlamıştı.
  2. 2020 yılında Twitter’da “Leyla” isimli bir kullanıcı Hasan Ali Toptaş’ın bir paylaşımını alıntılayarak “Bu adamın ifşalanmasını bekleyen kaç kişiyiz?” yazmıştı. Ardından yayıncılık alanında çalışan kadınların da maruz bırakıldıkları tacizleri ifşa etmesiyle #UykularınızKaçsın etiketi gündem olmuştu.
  3. Sığınma evi talebiyle karakola giden kadın darp raporu olmadığı gerekçesiyle geri çevriliyor bkz. Hilal Tok ve Volkan Tekal, “Şiddete uğrayanlar devlet kapısından döndürülüyor”, 6 Nisan 2021, 20 Ocak 2022 tarihinde erişilmiştir. <https://www.evrensel.net/haber/429897/siddete-ugrayanlar-devlet-kapisindan-donduruluyor>
  4. Mine Şirin, “Kadın Hareketinde İfşa Esas Mıdır?”, 15 Aralık 2012, 27 Ocak 2022 tarihinde erişilmiştir. <https://m.bianet.org/bianet/kadin/142801-kadin-hareketinde-ifsa-esas-midir>

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir