Hadi Demokrasiden Bahsedelim. Gerçek Demokrasiden.

Bu yazının İngilizce orijinali roarmag.org sitesinde yayımlanmıştır.1

Cora Roelofs
Çev. Arjin Eser
Beyzanur İyitütüncü
Soner Cem Gür
Yakup Akgül

Halkın hükümeti halktır. İşte güç burada yatar -halkta.
Ve halkın liderlerinin tümü hükümetin bir parçası değildir.
Onlar her yerdedir.
-Winona LaDuke, Beyaz Toprak Ojibva

Çocukken bize Birleşik Devletler’de bir demokraside yaşadığımız ve bu demokrasinin bizim özgürlüğümüzü güvence altına aldığı öğretildi. Sonra bize ayağa kalkmamız ve ellerimizi kalplerimizin üstüne koyup bayrağa bağlılık yemini etmemiz söylendi. Dördüncü sınıfta, söyleneni yapmadığınızda ne olduğunu2 öğrendim. Koridora çağrıldım ve öğretmenim tarafından sorgulandım: Neden yemin etmiyordum? Öğretmenimin öfkesi karşısında sarsıldım ve ses çıkaramadım. Aktivist biri olan anneme tavsiyesini sorduğumda, öğretmenime karşı gelip ceza almaktansa bazı kelimeleri sessizce değiştirmemin -“bazılarımız için adalet ve özgürlük”3 şeklinde- daha kolay olabileceğini söyledi.

Bu, gerçek Amerikan demokrasisinin ne anlama geldiğini gösteren erken bir ders oldu: Zoraki vatanperver ritüellerin, değerli ama ulaşılamamış arzuların, iktidarın baskıları altında ideallerimizden taviz vermenin, sinizmin, hayal kırıklığının ve nihai olarak yavanlığın, ezberciliğin veya katılımcı olmamanın toksik bir birleşimi.

Demokrasi birçoğumuza, başkasının bizim adımıza kararlar alması için düzenli aralıklarla oy kullanmaktan başka bir şey ifade etmiyor. Bize bu temsili demokraside en büyük vatandaşlık görevimizin oy kullanmak olduğu anlatıldı. Kazansak da kaybetsek de seçilmişlerin ve diğer hükümet görevlilerinin bizi temsil etmek için ellerinden geleni yaptıklarını kabul etmemiz bekleniyor.

Fakat her seferinde görüyoruz ki onlar sadece şirketlerin, kendilerinin ve kendilerinden bile daha zengin insanların çıkarlarını temsil ediyorlar. Bu sözde demokrasi özel servet birikimini mümkün kılan kapitalizmin yarattığı devasa eşitsizlikleri yeniden üretmeye devam ediyor.

Söylenene göre bizim yapabileceklerimiz ise daha iyi adaylar seçmek ve/veya onların dikkatlerini çekmek için izinli protestolar düzenlemek. Ayrıca, sadece stres atma aracı olarak işlevlenen, insanların öfkelerini ifade ettikleri ve fikirlerini sundukları, hükümet destekli çeşitli hearing’lere4 ve Parks and Rec5 tarzı topluluk buluşmalarına6 katılmamız da mümkün.

Halkın sahici bir karar alma yetkisi yok. Günün sonunda yalnızca seçilmişler ve onların teknokrat danışmanları adil ve akıllı kararlar verme yeterliliğine sahip, “doğru olanı yapan” kahramanlar olarak kabul ediliyorlar. “Ballot question7 [halk oylaması] olarak bilinen referandumlar bile yalnızca ufak çaplı politika tercihlerimizi ifade etmemize izin veriyor ve bunlar önemli bir değişime yol açmıyor.

Artık demokrasi hakkında konuşma zamanı geldi. Sadece ülkemizde değil örgütlerimizde, topluluklarımızda ve hatta ailelerimizde. Birleşik Devletler, Meksika ve Kanada’daki demokrasinin yüzeyselliği ve yozlaşmışlığı üzerine konuşabiliriz. Ancak bununla birlikte, eskinin kabuğunda yeniyi nasıl inşa edeceğimizi de konuşmamız gerekiyor. Gerçekten herkes için özgürlük ve bağımsızlık yaratan, anlamlı ve adil demokratik süreçleri nasıl kurabiliriz?

Hadi, hiyerarşi ve baskıdan kurtulmanın bir yolu olarak demokrasiden bahsedelim.

Hadi, şiddet, çevresel yıkım ve kendimizi onlarla boğuşurken bulduğumuz tüm sorunların üstesinden geldiğimiz bir süreç olarak demokrasiden bahsedelim.

Hadi, asla ulaşılamayan bir “son” -hiçbir zaman tamamlanamayan, fakat iyi kararlar almak için kapsamlı ve derinlikli müzakereler sağlayan bir süreç- olarak demokrasiden bahsedelim.

DEMOKRASİ NEDİR?

Bizi kapsamayan bizi temsil edemez.
-Engelli Hakları Hareketi sloganı

Demokrasi, herkesin temsil edildiği ancak kimsenin sorumluluk almadığı bir yer olamaz.
-Astra Taylor

Son filmi What is Democracy’nin8 [Demokrasi Nedir?] turnesinde, “Wall Street’i İşgal Et9” hareketi aktivisti Astra Taylor, neden filminin adını işgalin popüler sloganı “Demokrasi böyle bir şey” koymayı tercih etmediğini açıkladı. Bir şeyi “demokrasi” olarak adlandırmak için kesin bir formül veya kriter olmadığını, bu yüzden filmin adında cevap yerine bir soru cümlesi seçtiğini söyledi.

Demokrasi herkesin slogan atabildiği, sokaktaki bir protesto gibi görülebilir. Grev kararı vermek için toplanan bir sendika gibi görülebilir. Bir ihtiyarın, toplumun kurucu değerlerini anlattığı teferruatlı bir konuşması gibi de görülebilir. Yerel temsilcilerin gündemler ve stratejiler oluşturmak için bir araya geldiği bir “meclisler meclisi” de olabilir.

Belli bir noktaya kadar, onu gördüğümüzde ve duyduğumuzda onun demokrasi olduğunu biliyoruz. Daha da önemlisi, bir şeylerin yanlış gittiğini fark ediyoruz ve bu konuda bir şeyler yapmak mümkün.

Demokrasinin kelime anlamı, “insanların10 kendi kendini yönetmesi”dir. Ancak bu insanların kim olduğu ve nasıl yönetecekleri de yine aynı insanlar tarafından belirlenmelidir. Bu fikir kulağa hoş gelse de tarih, demokratik yönetimler olarak addedilen hükümetler hakkında pek de hoş hikâyeler anlatmıyor. Çoğunluğu yönetimde etkin kılmak için koyduğumuz standartlar bakımından demokrasilerimizin genelinde, “insanların kendini yönetmesinden” çoğunluğu dışlamak gibi göze çarpan kusurlar var.

Bu kusurların kökleri demokratik yönetimlerin kurallarında, anayasalarında ve süreçlerinde gömülüdür. Antik Yunanlıların öncülük ettiği demokrasi sistemi, yalnızca (köle olmayan) erkek vatandaşların şehrin sorunları üzerine müzakere etmesine izin veriyordu. Birleşik Devletler’de, özerk bir yönetim hedefiyle gerçekleştirilen kanlı bir devrimin ardından Birleşik Devletler’in kurucu babaları, Atina’daki bu uygulamadan ilham aldılar. Ancak Antik Yunanlıların vatandaşlar arasında belirli aralıklarla yenilenen rastgele kuralar temelinde kurdukları seçme yöntemini görmezden gelerek elit tabakadan çoğunluk adına kararlar alacak temsilciler seçtikleri bir cumhuriyet kurdular. David Graeber’ın Demokrasi Projesi’nde11 anlattığına göre, bu sistem demokrasi hakkındaki yaygın devrimci duyguları bastırmak için tasarlanmıştı.

Özellikle de İrokua Konfederasyonu’nun12 ve topluluklarını oldukça katılımcı ve kapsayıcı süreçlerle yöneten denizci korsanların13 etkisini azaltmayı amaçlamaktaydı.

Hiçbir kategoride yer alamayan kadınların ve ötekileştirilen kesimlerin zamanla temsil edilmesiyle demokrasinin daha demokratik hâle geldiği düşüncesine karşı çıkmak mümkün. Yerli halk, vatandaşlığı kabul edilmiş yerleşik göçmenler ve Siyahlar hükümetin her kademesinde yer alabiliyorlar. Ancak görünen o ki, dünyanın yüzde 98’ini oluşturan zengin olmayan insanlar, kendileri yerine karar verecek zenginleri seçmek dışında kalan karar alma mekanizmalarının neredeyse tama- mından dışlanıyorlar.

Avrupa’da parlamenter sistemler; neoliberalizmi radikal bir şekilde reddeden, iklim değişikliğine yönelik hamleler almayı amaçlayan ve hatta ataerkiyi sonlandırmayı vaat eden sol siyasi partilerin temsiline imkân sağladılar. Sol partiler Yunanistan’da 2015’te koalisyon hükümeti kurduğunda birçoğumuz oldukça heyecanlandık. Ancak, Yunanistan’daki SYRIZA ve İspanya’daki Podemos gibi sol partilere küresel finans elitlerinin baskısına karşı koyabilmek için bel bağlayanlar hayal kırıklığına uğradı.

Demokrasinin nihai hedefi ile yaşanan gerçeklik arasındaki bu mesafe, demokrasiyi çoğu insanın gözünde çökmüş, işlemeyen bir yapı hâline getiriyor. Genel olarak bu zamana kadar gördüğümüz devletlerin demokrasi uygulamaları, iktidarlarını elinde tutanların gücünü devam ettirebilmesi için nüfusun bir kısmının ve hatta çoğunun katılımını sınırlıyor gibi görünüyor.

Yanis Varoufakis’in severek anlattığı bir hikâyede, 2011’deki bir protestoda hükümet salonlarına girmeye çalışan Yunan bir protestocuyu engelleyen muhafız, “Kim olduğunu sanıyorsun?” diye soruyor. Kadın da “Kim olmam gerekiyor?” diye cevap veriyor.

Demokrasiyi Nasıl Gerçekleştiririz?

Herkesin söz hakkına sahip olduğu radikal demokrasinin kurumsallaşması, kalıcı bir değişim yaratmak için gereklidir. Yalnızca gerçek demokrasi günümüzün adaletsizliklerine meydan okurken aynı zamanda özgürleşmiş bir toplumun yapı taşlarını bir araya getirme potansiyeline sahiptir.
-The Symbiosis Research Collective

Demokrasinin gerçekte ne olduğu sorusunu yanıtlamaya birkaç basit soru sorarak başlayabiliriz: Neden demokrasi talep ederiz? Demokrasiyi hükümetin ideal yönetim biçimi yapan nitelikler nelerdir? Demokrasi tasavvurumuzdaki değerler nelerdir? Demokrasiye olan bağlılığımız günlük yaşantımızı nasıl etkiler?

Çoğumuz için bu tür soruları tartışmaya açmak bile hem rahatsız edici hem de özgürleştirici hissettiriyor. Aslında bu hissi de “demokratik” olarak tanımlayabiliriz. Anayasaya bakmakla veya kendi aramızda tartışmak dışında başka bir yolla bir cevaba ulaşamayacağımız kesin. O zaman tartışmamıza dahil etmemiz gereken bazı temalara ve “demokratik unsurlara” bakalım:

Özyönetim/özerklik: Katılımcılık, sesini duyurabilme hakkının ötesine nasıl geçebilir? Bir kişinin hayatını ve toplumsal ilişkileri ilgilendiren kararları etkilemenin nasıl gerçek bir yolu olabilir?

Üyelik ve topluluk: Özyönetime katılma hakkını kim, sürecin hangi noktasında iddia edebilir? İnsanların bir topluluktan kovulmasına neden olan davranışlar nelerdir?

Söz hakkı, bireysel özgürlük ve yaratıcılık: Bireyler, yeni olanaklar yaratmak için başkalarıyla birlikte çalışırken aynı zamanda kendi özgün kişiliklerini ifade etmede nasıl özgür olabilir ve desteklenebilirler?

Kolektif refah: Bireylerin menfaatleri toplumun yararına olacak şekilde nasıl kontrol edilip dengelenir?

Çeşitliliğin gücü: Daha iyi, daha insani kararların alındığı ve kapsayıcı katılımın sağlandığı bir ortam için geleneksel güç hiyerarşilerini nasıl değiştirebiliriz?

Müzakere, söylem ve tartışma: Üretken ve seviyeli konuşmalara nasıl olanak sağlayabiliriz?

Anlaşma/kararlar: Karar mekanizması nasıl işler ve uygulamaya geçer? Bu kararlar tekrar nasıl ve ne zaman gözden geçirilebilirler?

Eğitim ve bilgelik: Yeni üyeler eski kuşaklardan nasıl bilgi alabilir ve nasıl çok yönlü katılımcılara dönüşebilirler?

Muhalefet: Evrensel bir ortaklık olmadığında ne olur? Bireylerin hakları nelerdir? Bu haklar üzerindeki sınırlamalar nelerdir?

Adalet: Davranış standartları nelerdir? Hatalar nasıl düzeltilebilir ve kurallar nasıl uygulanır?

Demokratik bir yönetim kurma fırsatı yakaladığımızda veya mücadele ederek kazandığımızda bu noktaların hepsi dikkate alınmalıdır. Cevaplar, normlar ve beklentilerden oluşan bir dokümanda toplanmalıdır. Kimileri buna kurallar, tüzükler, ilkeler, topluluk kararları, anayasalar ya da toplumsal sözleşmeler diyebilir.

Herkesin aynı anda konuştuğu, benzer sözleri tekrarladığı veya alakasız konulardan bahsettiği bir süreç demokrasi olarak kabul edilebilir ancak bu hoş ve etkili bir demokrasi olmayacaktır. İyi düşünülmüş ve üzerine konuşulmuş bir yapı; yapısızlığın tiranlığı14 denen şeyi, hiyerarşik modellerin yeniden ortaya çıkmasını ve “ben”lerini “biz” demeye şans vermek adına kenara koymayı bilmeyenlerin toplantılara ve organizasyonlara el koymasını önleyebilir.

Demokrasi herkesin bildiği üzere istikrarsızdır. Kaos çöktüğünde, sesi kuvvetli çıkanlar güç kazanır çünkü hepimiz bıkmışızdır ve bir araya gelmek yerine ayrı düşmüşüzdür. Ya da sadece ortaya çıkmayız.

Örgütlerimizde sıklıkla hiyerarşi ve tahakkümü, kararları etraflıca tartışmadan hızlıca onaylamaya odaklı süreçleri, yozlaşmış ilişkileri ve antidemokratik atama usullerini yeniden üretiriz. Şeffaf olmamız gerektiğinde bilgileri gizlemeye, eleştirel yaklaşmamız gerektiğinde savunmacı davranmaya ve başa çıkması zor göründüğü için suistimali tolere etmeye meyilliyizdir. İşleri gerektiği gibi yapma çabamızla bazen değişime, büyümeye, dinlenmeye ve eğlenceye duyulan ihtiyacın farkında olmadan katılımcıları caydıran ve yoran süreçleri beslemeye devam ederiz.

Çeşitli davranışsal eğilimleri olan, kültürel normlara ve sosyal tavırlara tabi, yaraları ve şifaları farklılaşan insanlar olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Güvenli ve özgürleştirici bir toplum için çaba harcarken bu farklılaşan özelliklerimizin hem olumlu yönlerini hem de yaratabileceği zorlukları değerlendirebiliriz. Farklılıkları uzlaştırmayı ve algılanması oldukça güç olan tahakkümün maskesini kaldırmayı amaçlayan çabalar, demokratik topluluk üyelerinin hesap verilebilirliği açıkça taahhüt etmesi yoluyla geliştirilebilir. Adalet olmadan ilerleme kaydetmeyi bekleyemeyiz.

Sürdürülebilir demokratik forumlar; örgütlenmeye, zaman yönetimine ve kurallara bağlıdır. Aşina olduğumuz zora dayalı biçimlerin dışında, koyduğumuz kuralların nasıl uygulanacağı üzerine düşünmek de önemlidir. Özgürleştirici tutumlarda -kadınlar ve erkekler için eşit konuşma süreleri gibi- uzlaşmak her zaman onları hayata geçirmekten daha kolaydır.

Demokrasiyi inşa etmenin bir süreç olduğunu ve değerlendirme, geri bildirim, gözlem ve düşünmenin bu sürece dahil edilmesi gerektiğini kabul etmeliyiz. Bu süreçler çok önemlidir. Aynı şekilde, siyasal eğitim veya paideia’ya -demokratik aklı ve bağlılığı derinleştirmek için katılımcıların eğitilmesi ve evrilmesi sürecine- yönelik bir ilgi de şart. Öğrenmek ve düşünmek hedefiyle bir araya gelinen oturumlar, çalışma grupları ve sohbetlerimiz de dahil yeni demokratik uygulamalarımıza entegre edilmelidir.

Ayrıca demokrasinin ön koşulları olduğunu da kabul etmeliyiz. Herkesin katılımını sağlayacak fiziksel, toplumsal ve ekonomik koşullar vardır. Fiziksel koşullar, engelleri olanlara erişilebilir alanlar yaratmayı; ihtiyacı olanlar için çocuk bakımı, yemek ve dil tercümesi sağlamayı içerir.

Bu toplumsal koşullar, kadınlar, geleneksel cinsiyet normlarına uyum göstermeyen insanlar ve akademik yeterliliğe sahip olmayanlar dahil olmak üzere, marjinalize edilmiş kimliklerin katılımını engelleyen davranışları azaltmayı içerir. Bu; ırkçılık, cinsiyetçilik, elitizm ve benzerlerini ortadan kaldırmak için düşünmeyi, sorumluluk almayı ve dönüşümü teşvik eden grup toplantıları15, güçlü kolaylaştırıcılık/moderasyon16, katılım kotaları ve yapıcı “hesaplaşma”17 gibi protokoller ve farkındalık süreçleri geliştirilerek yapılabilir.

Aynı zamanda, tarihsel olarak ötekileştirilmiş insanlara seslerini duyurabilecekleri alanlar açarak, kolaylaştırıcılık ve sunum gibi becerileri edinecekleri ortamlar sağlayarak yatay olarak yapılandırılmış örgütlerimizde liderlik yapmalarını teşvik edebiliriz.

“Finansal kaynaklara, statüye, çalışma saatlerine ve ailevi yükümlülüklere bağlı olmaksızın herkesin katılımını sağlamak için ne yapmamız gerekir?” sorusunu sormak, zengin olmayanların bizimkiler de dahil olmak üzere demokratik süreçlerden yoğun bir şekilde dışlandığına dikkat çekmekte yardımcı olacaktır. Örneğin, uzun toplantılar zaten yorgun düşmüş olanların katılımının önünde bir engel oluşturur.

Ekonomik koşullarla ilgili bu soruları yanıtlamak, eşit bir iş bölümünün olmadığını, kahve yapanların ve temizlik yapanların demokratik süreçlerimize eşit olarak katılabilmeleri ve aynı zamanda dinlenebilmeleri gerektiğini anlamamıza yardımcı olur.

Eski Demokrasinin Kabuğu ile Baş Etmek

Bizler yalnızca örgütlendikçe güçleniriz. Kapitalist modernitenin, bireysel ve toplumsal yaşamın en derin hücrelerine sızarak dokusunu bozma girişimlerine karşı, demokratik-toplumsal değerler etrafında sisteme karşı örgütlenmeliyiz. Bu anlamda demokrasi, toplumun özgür yaşam biçimidir. Toplumsallaşma özgürlükle doğrudan ilişkili olduğu için özgürlük ancak demokratik alanlarda yaşanabilir. Radikal demokrasi, toplumun özgürlük alanlarını genişletir. Bizi işgal eden, yabancılaştıran, sömürgeleştiren ve yok eden devletçi sistemler tarafından ezilmemizi ve yok edilmemizi engeller. Üstelik kendi adlarına konuşabilen, tartışabilen, karar verebilen ve hareket edebilen insanlar olmamıza yardımcı olur. Radikal demokrasi, insan iradesini ortaya çıkarır. İnsanların kendileri olmasını sağlar. Bu tür insanlar toplumlarına anlamlı bir şekilde katkıda bulunabilirler. Böyle bir insan, topluma kendi farklılıklarıyla katıldığı ölçüde çeşitlilik yaratacak, o toplumun ve kendisinin özgürlüğünü artıracaktır.
-KOMUN

Efendi’nin araçları Efendi’nin evini asla parçalamaz.
-Audre Lorde

Sağcısı, solcusu ve ikisinin arasında kalmış pek çok insan, toplumumuzu dönüştürmenin yolunun daha fazla insanın oy kullanmasından ve iyi adaylar seçmek için çalışılmasından geçtiğine inanıyor. Seçilmiş iyi insanların, zenginlerin ve güçlülerin çıkarlarından daha fazlasını yansıtan yeni politikaları hayata geçirebileceklerini umut ediyorlar. Adaylar da gelenekselleşmiş bir şekilde benzer vaatlerde bulunuyorlar ancak şimdiye kadarki uygulamalar başarıdan uzak. Aksine, verilen tavizlerden dolayı hayal kırıklığına uğrama eğilimindeyiz.

Pek çok insan, sözde ilerlemeci Siyah bir başkan ile Demokrat Parti’nin koalisyonunun, kemer sıkma politikaları, eşitsizlikler ve tüm önemli kararların piyasa kaygısı tarafından tahakküm altına alınması gibi giderek artan neoliberal etkilerin tersine dönmesine yol açacağını düşünüyordu. Ancak koalisyon, bu etkileri durdurmak bir yana hızlandırdı. En nihayetinde bankalar kazandı ve insanlar kaybetti.

Pek çok insan, kazanmak ve işleri içeriden değiştirmenin yollarını bulmak için umut vaat eden düzen karşıtı seçilmişlere güvenmeye devam ediyor. Ancak birkaç ilerlemecinin iktidara gelmesi mümkün olsa bile bizler yine de gezegendeki yaşantımıza dair sorunları nasıl çözeceğimiz konusunda söz sahibi olmak isteriz. Marina Sitrin ve Dario Azzellini’nin kitabının18 başlığından alıntı yapacak olursak: “Bizi Temsil Edemezler”

Bu insanlar çoğunlukla iyi niyetli, kibar, göz alıcı ve zeki olsalar da hepimizin karşılaştığı karmaşık sorunları çözemeyeceklerini anlamalıyız. Geçmişin yanlışlarını düzeltmeye, insanların ve diğer canlıların hayatta kalması için gerekli koşulları yaratmaya adanmış demokratik süreçlere doğrudan katılacak daha fazla fikre, kaynağa, güce ve insana ihtiyacımız var.

İlerici ve popülist adaylar beklentileri artırırken aramızdan daha çok insanın söz sahibi olduğu farklı ve daha iyi bir yönetim sistemi için çalışabiliriz. Şimdi hayal gücümüzün sınırlarını aşma ve hayatlarımızı baştan sona demokratikleştirecek yollar arama zamanı. Kendi kurallarımızı önerme, tartışma ve bu kurallara karar verme zamanı. Bu süreç iktidarı hedef alan iki yönlü bir örgütlenmedir: Gerçek demokrasinin neye benzediğini göstererek samimiyetsiz elit demokratik kurumları ve ritüelleri meşrulaştırmayan demokratik yapılar inşa etmek. Bu alternatif demokratik meclisler ve çalışma grupları; barınma, yemek, eğitim, toprağa erişim, güvenlik ve kültür gibi kritik ihtiyaçlarımızı karşılamak için kararlar alarak ve kaynaklar bularak iktidarı inşa edebilir ve yeniden kullanabilir.

Bununla birlikte, devletin kendi çelişkileri altında çökmesini engellediğimiz takdirde demokratik yapılarımız meşru devlet kurumlarının gölgesinde kalacaktır. Devletin kurumları göz ardı edilemez ancak mümkün olduğunca duyarlı olmaları için karşı koyulmalı ve baskı yapılmalıdır. Böylelikle kendimizi, hükümetten “talep edileceklere” yönelik çabanın miktarı ile talep ettiklerimizi bizim nasıl gerçekleştireceğimiz konusundaki büyük tartışmanın içinde bulacağız.

Ne zaman koşacağımızı, ne zaman saklanacağımızı ve ne zaman savaşacağımızı bilmek gibi temel bir stratejik soruyla karşı karşıyayız. Bu gerilim var olmaya devam edecek ve üzerine düşünmemiz gerekiyor. Hangi koşullar altında taleplerimiz tanınacak ve hükümetler taleplerimize cevap vermek zorunda kalacaklar? Taleplerimiz ne zaman sonuçsuz kalmaya, bizi tüketmeye ve irademiz dışında bize karşı kullanılmaya mahkûmdurlar? Hükümetlere karşı çıkarken ne zaman şiddet içeren baskı ve cezalarla karşı karşıya kalabiliriz? Alternatiflerimizi ne zaman başarılı bir şekilde sürdürebiliriz ve devlet tekelinde olan kaynakların bazılarını ne zaman elde etmeye çalışmalıyız? Kendi demokratik meclislerimize yeterli enerjiyi ayırırken aynı zamanda hearing’lerde ve seçilmiş yetkililerin koridorlarında taleplerimizi sıralamaya devam edebilir miyiz? Yenilikçi siyasetçilerin politik açılımlarına destek verirken aynı zamanda onları vaatlerinden sorumlu tuttuğumuz özel durumlar olabilir.

Belki de talepler yerine “stand” [tavır, stant] fikrini düşünebiliriz. Stand hem bir duruşu hem de bir yeri ifade eder. Ne istediğimizi ve neye inandığımızı söylemek için tavır alırız (take a stand) ama aynı zamanda limonata alıp hava durumu, beyzbol, çocuklar ve siyaset hakkında sohbet edebileceğimiz bir yer burası. Burası; halka açık ama ihtiyaçların karşılandığı, bilgi alışverişinin yapıldığı, fikirlerin ifade edildiği ve üretildiği, planların yapıldığı şenlikli ve güvenli bir yerdir.

Limonatalarımız bitmediği sürece bu yerlerin başlangıcı, ortası ve sonu yoktur. Limonumuz var, hadi limonata yapalım.19 Demokrasi için yürüttüğümüz mücadelelerin limonatası da özgürleşmeye ve bakım etiğine olan bağlılığımızdan öte ne olabilir!

  1. Metnin İngilizce orijinali için bkz. Cora Roelofs, “Let’s Talk About Democracy. Real Democracy.”, 22 Aralık 2019, 31 Ocak 2021 tarihinde erişilmiştir. <https://roarmag.org/magazine/lets-talk-about-democracy-roelofs/> Yazarın izniyle çevrilmiştir. Vurgular orijinal metne aittir. Metnin orijinalinde geçen linklere yazı boyunca referans verilecektir. (ç.n.)
  2. Kristine Phillips, “Florida sixth-grader arrested after dispute with teacher over Pledge of Allegiance” [Florida’da bir altıncı sınıf öğrencisi, bağlılık yemini hakkında öğretmeniyle sorun yaşamasının ardından tutuklandı], 18 Şubat 2019, 6 Şubat 2021 tarihinde erişilmiştir. <https://www.washingtonpost.com/ education/2019/02/17/florida-sixth-grader-charged-with-misdemeanor-after-refusing-recite-pledge-allegiance/>
  3. Yeminin orijinalinde “herkes için adalet ve özgürlük” anlamına gelen liberty and justice for all yerine. (ç.n.)
  4. Duruşma/oturum şeklinde ifade edilebilecek hearing’ler Amerikan yargı sisteminde mahkemelere başvurulmadan önce gerçekleşen duruşmaları veya herhangi bir yasa yapılmadan önce kongrenin düzenlediği oturumları ifade eder. (ç.n.)
  5. “Parks and Recreation” [Parklar ve Bahçeler], 6 Şubat 2021 tarihinde erişilmiştir. <https://en.wikipedia.org/wiki/Parks_and_Recreation>
  6. Yazar burada Parks and Rec adlı komedi dizisinden bahsediyor. Bu dizide, bir kamu görevlisi olan Leslie Knope’un, evinin yakınında bulunan ve pek çok insanın yaralanmasına neden olan çukurun kapatılıp yerine park yapıl- ması için hükümet görevlileri, bürokratik süreçler, mahalle sakinleri vb. pek çok kişi ve kuruma karşı verdiği mücadele konu alınıyor. (ç.n.)
  7. Ballot question kullanımı “halk sorusu” şeklinde Türkçe’ye çevrilirken “halk oylaması” anlamına gelen ballot measure kavramı temel alınmıştır. (ç.n.)
  8. Astra Taylor (yönetmen), What is Democracy?, Kanada, 2018. (ç.n.)
  9. Wall Street’i İşgal Et, 17 Eylül 2011’de New York’ta, Birleşik Devletler’in finansal kalbi Wall Street’te, Kanadalı aktivist grup Adbusters tarafından başlatı- lan halk eylemleri ve toplumsal harekettir. (ç.n.)
  10. Metnin orijinalinde rule by the people şeklinde geçen kullanım “insanların kendi kendini yönetmesi” şeklinde çevrilmiştir. Demokrasinin Türkçedeki yaygın tanımı olan “halkın kendi kendini yönetmesi” kullanımı tercih edilmemiştir çünkü halk kelimesinin milliyetle olan ilişkisinin yazarın demokrasinin öznelerine yönelik anlatısını kısıtlayabileceği düşünülmüştür. (ç.n.)
  11. David Graeber, Demokrasi Projesi, Burak Esen (çev.), İstanbul: Everest Yayınları, 2018. (ç.n.)
  12. İrokua Konfederasyonu İrokua dilini konuşan Amerika yerlisi Mohavklar, Oneydalar, Onondegalar, Kayugalar, Senekalar ve Tuskaroralardan oluşuyor. Avrupalı sömürgeciler tarafından dağıtılan Konfederasyon, federal yapısı ve demokratik ilkeleri bakımından Birleşik Devletler ile önemli benzerlikler gösteriyor. Bu konuda tarihçiler arasındaki bir tartışma için bkz. Louis Jacobson, “Viral meme says Constitution ‘owes its notion of democracy to the Iroquois’” [Viral olan meme, Anayasa’nın ‘demokrasiyi İrokualara borçlu olduğunu’ söylüyor], 2 Aralık 2014, 27 Şubat 2021 tarihinde erişilmiştir. <https://www.politifact.com/factchecks/2014/dec/02/facebook-posts/viral-meme-says-constitution-owes-its-notion-democ/> (ç.n.)
  13. Korsanların     popüler     kültürdeki     olumsuz     temsiliyetlerinin     aksine korsanlar üzerine yapılan çalışmalar pek çok günümüz demokrasisinden daha demokratik modeller işlettiklerini ortaya koymuştur. Ticari şirketlerin gemilerinde çalışan denizciler kaptanın sınırsız yetkisinin altında uzun saatler düşük ücretlerle şiddet içeren koşullarda çalışmak zorunda bırakılmışlardı. Bunun üzerine korsanlığa geçiş yapan denizciler özgürlükçü ve liberal değerler temelinde yükselen pratikler işletmişler ve Birleşik Devletler demokrasisini de etkilemişlerdir. Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Rachel Rolnick, “5 Ways Pirate Ships Functioned as a True Democracy” [Korsan Gemilerinin Gerçek Bir Demokrasi gibi İşleyişinin 5 Yolu], 3 Ocak 2015, 27 Şubat 2021 tarihinde erişilmiştir. <https://historynewsnetwork.org/article/158274#:~:text=That%20pirates%20made%20a%20significant,the%201650s%20to%20the%201730s.> (ç.n.)
  14. Jo Freeman aka Joreen, “The Tyranny of Structurelessness” [Yapısızlığın Tiranlığı], 6 Şubat 2021 tarihinde erişilmiştir. <https://www.jofreeman.com/joreen/tyranny.htm>
  15. Orijinal metinde affinity caucusing olarak geçen kullanım “grup toplantıları” şeklinde çevrilmiştir. Burada bahsi geçen yapı, ötekileştirilmiş kimliklere sahip benzer insanların bir araya gelerek baskın kültürün yarattığı kolektif ve bireysel dışlanmışlıklarını tartıştığı toplantılardır. (ç.n.)
  16. Orijinal metinde strong facilitation olarak geçen kullanım “güçlü kolaylaştırıcılık/moderasyon” şeklinde çevrilmiştir. Burada bahsi geçen yapı, herhangi bir grup çalışmasında veya tartışmada ortamı modere eden kişinin çeşitli kimliklere mensup insanların kırılganlıklarını dikkate alan ve onların uyum göstermesinin önünü açan tavırlar takınması gerektiğini ifade ediyor. (ç.n.)
  17. Orijinal metinde constructive “calling-in” olarak geçen kullanım “yapıcı ‘hesaplaşma’” şeklinde çevrilmiştir. Burada bahsi geçen uygulama, herhangi bir topluluğun güvenli ortamını zedeleyici bir davranışta bulunan kişilerin yapıcı bir yöntem izlenerek yaptığı davranışın olumsuz etkileri ile karşılaş- masını sağlamaktır. (ç.n.)
  18. Marina Sitrin ve Dario Azzellini, Bizi Temsil Edemezler: Yunanistan’dan Occupy’a Demokrasinin Yeniden İnşası, Ali Yaman Öğüt (çev.), İstanbul: Amara Yayıncılık, 2018. (ç.n.)
  19. Yazar burada İngilizce’de yaygın olarak kullanılan “when life gives you a lemon, make lemonade” ifadesine gönderme yapıyor. Bu ifade Türkçeye “hayat sana bir limon verdiğinde onu limonataya dönüştür” şeklinde çevrilebilir. Bu cümle kalıbı, önümüze çıkan zorlukları mücadele ederken değerlendirmemiz gerektiği gibi yorumlanabilecekken yazar, “Limonumuz var, hadi limonata yapalım.” diyerek elimizde var olan kaynakları mücadele aracı olarak değerlendirmemiz gerektiğini kast ediyor olabilir. (y.h.n.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir