Feminist Performans Atölyesi (2020) Çalışma Raporu: “Bendeniz Kız Kardeşiniz…”

Beyzanur İyitütüncü
Ezgi Karadayı
Pınar Bektaş

Bu rapor 1 Şubat-4 Mart 2020 tarihleri arasında Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü (BÜFK), Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları (BÜO) ve Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü’nde (BÜKAK) çalışma yürüten kadınların katılımıyla gerçekleştirilen atölye çalışmasının süreç değerlendirmesi ve çalışma notlarından derlenmiştir. Atölye, Feminist Kadın Çevresi’nden (FKÇ) Duygu Dalyanoğlu, Banu Açıkdeniz, Zeynep Kutluata’nın katkılarıyla Beril Sarıaltun ve Maral Çankaya yürütücülüğünde gerçekleştirilmiştir. Atölye çalışmasının ürünü “Bendeniz Kız Kardeşiniz…” adıyla 4 Mart 2020 tarihinde bü’de kadın şenliği kapsamında sahnelenmiştir. Atölye süreci; masabaşı çalışmaları, doğaçlama dönemi, prodüksiyon dönemi olmak üzere üç aşamada incelenecektir.

Masabaşı Çalışmaları

Masabaşı çalışmaları 1 Şubat 2020 tarihinde başladı. Çalışmaya katılan kadroda altıncı yılında bir, üçüncü yılında bir, ikinci yılında dört müzisyen; altıncı yılında üç, üçüncü yılında üç, ikinci yılında iki dansçı; dördüncü yılında bir, üçüncü yılında iki tiyatrocu bulunuyordu.1 Bu atölye çalışmasında, 2019 yılında gerçekleştirilen Feminist Tiyatro Atölyesi’nde2 olduğu gibi anlatılardan yola çıkılarak oluşturulan bir öykünün sahnelenmesi hedeflendi. Bu nedenle çalışmaya önceki yıllarda yürütülen feminist tiyatro alanındaki çalışmalarda anlatı oluşturmak konusunda kazanılan deneyimler aktarılarak başlandı ve bir anlatı oluşturulurken dikkat edilmesi gereken ilkeler hatırlatıldı. Çalışmanın yürütücüleri, BÜFK’ün aynı yıl sahnelenecek gösterisinin kurgusuyla3 da bağlantılı olarak “I. Dünya Savaşı’nda tüm erkekler askere alındıktan sonra geride kalan kadınlar ne yaptı?” sorusu üzerinden Duygu Dalyanoğlu’nun da katkılarıyla bir kurgu önerisi oluşturdu.4 Bu kurgu önerisinde I. Dünya Savaşı yıllarında kurulduğu bilinen Kadınları Çalıştırma Cemiyeti ve buradaki kadınların hikâyeleri üzerine yapılan araştırmalar da büyük katkı sağladı.5

İlk olarak savaş öncesinde müzikhol olarak işletilen ve savaş sebebiyle bir dikimhaneye dönüştürülen bir mekân kurgulandı. Bu dikimhanede farklı kimlik, statü ve sınıflardan kadınlar bulunuyordu. Bu farklılıklarıyla kadınların bir araya getirildiği, olağanüstü koşullar nedeniyle aynı mekânda çalışmak zorunda oldukları bir alan hayal edildi. Farklı olay örgülerine, vukuatlara ve çatışmalara açık bir oyun dünyası yaratılmaya çalışıldı. Bahsi geçen kurguyla bağlantılı olarak yürütücüler, dikimhanede bulunan bu farklı kadın figürlerinin hayallerinin sahnelenmesi önerisinde bulundu ve bu doğrultuda incelenmek üzere belirli görsel ve yazılı kaynaklar iletti. Katılımcılar, yürütücülerin yaptığı öneriye göre dansçı-müzisyen-tiyatrocu dengesini de gözeterek dört gruba ayrıldı ve anlatılarını oluşturmak, temalar üzerine şarkı araştırmak üzere çalışmaya başladı:

İş Grubu: Bir işçi kadın portresi üzerinden iş anlatıları oluşturulması hedeflendi. Kadınları Çalıştırma Cemiyeti 1916-1923 ve Bir Türk Ailesinin Öyküsü6 adlı kitaplardan faydalanıldı.

Yemek Grubu: Rum, Yahudi mutfağının hikâyelerinden yararlanarak bir anlatı oluşturulması hedeflendi. Grubun hazırlığına İzmir’in Lezzet Öyküsü7 ve Dina’nın Mutfağı8 adlı kitaplar; Imaginary Feasts [Hayali Ziyafetler]9, Kaybolan Bir Dil Kaybolan Bir Mutfak10, İzmir Deniz Çocukları11 isimli belgeseller ve çeşitli haber yazıları12 kaynaklık etti.

Mektup Kadınları Grubu: Mektup yoluyla izdivaç yaparak Amerika’ya gitme hayali kuran veya gitmek zorunda bırakılan farklı kadın figürlerin figürlerine dair anlatılar oluşturulması hedeflendi. Aydaki Canavar13 adlı oyun; Aurora14, Fahişe Çika15 adlı kitaplar ve Brides [Gelinler]16 adlı film kaynak olarak incelendi.

Müzisyen: İsmi pek duyulmamış, şöhret sahibi olmayan bir kadın müzisyenin sahneye çıkma hayali üzerinden anlatılar oluşturulması hedeflendi. Udi-Kadınların Hafızası17, Madam Amati18 isimli kitaplardan ve Rembetiko19 isimli filmden yararlanıldı.

Gerçekleştirilecek sahne ve masabaşı çalışmalarına entelektüel bir zemin oluşturması hedefiyle 6 Şubat 2020 tarihinde Zeynep Kutluata tarafından “Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Kadınlarının Vatandaşlık Deneyimleri” isimli bir sunum gerçekleştirildi.20 Sunumda ileride kurgunun içeriğini şekillendirecek, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı’da kadınların yazdığı arzuhaller üzerinde duruldu. Osmanlı döneminde kadınlar arzuhalcilere başvuruyor ve “Bendeniz cariyeniz…” ile başlayan dilekçeler yazdırarak taleplerini devlete ulaştırıyordu. Resmî tarih yazımında savaş döneminde kadınların yaşam koşullarına dair epey kısıtlı bilgiye ulaşılabildiği göz önüne alınırsa, arzuhaller kadınların bu dönemde yaşadığı deneyimlere erişmek konusunda büyük önem taşıdı. Arzuhaller, “I. Dünya Savaşı’nda tüm erkekler askere alındıktan sonra geride kalan kadınlar ne yaptı?” sorusu üzerine şekillenen atölye kurgusunun çatısını oluşturdu. Sunumun ardından ise katılımcılar anlatı önerilerini aktardılar. Ardından bu anlatılar 2019 yılında Feminist Tiyatro Atölyesi’nde üzerinde çalışılan ve bir anlatı oluşturulurken dikkat edilecek kriterler21 doğrultusunda değerlendirildi. Katılımcıların önerdiği anlatılar şu şekildeydi:

İş Grubu

Dikimhanede Kamer, Behire ve Yasemin üretim kısmında çalışıyordur. İşleri kontrol etmek ile yükümlü olan Latife ise masasında notlarını düzenliyordur. Kamer, o günkü ikinci sancısını hisseder. Panikle Yasemin’e söyler. Yasemin Behire’ye danışmayı önerir, Kamer başta kabul etmez. Sonrasında sancısı geçmeyince kabul eder. Behire’ye söylerler. Behire önce kararsız kalır ama yardım eder. Sonrasında Latife, üretilen kıyafetleri saymak için gelir. Bir sancı da o oradayken tutar ve Kamer istemsizce bağırır. Latife ne olduğunu sorar, Kamer karnının ağrıdığını söyler. Latife inanır ancak Behire, Kamer’in hamile olduğunu ağzından kaçırır. Latife o gün denetim olacağını söyler ve panikler, ortalığı da ayağa kaldırır. Evli olmayan, kimden hamile olduğu belirsiz bir kadının cemiyetin desteklediği bir dikimhanede çalışması mümkün değildir. Behire sakin olmaları gerektiğini, Kamer’in erken doğumunu tetikleyebileceklerini söyler. Sakinleşirler. Latife, Kamer’e ne zamandır hamile olduğunu sorar. Bunun üzerine kadınlar sırasıyla hikâyelerini anlatmaya başlar. Kamer bir seks işçisi olduğunu, Yasemin gizli gizli dans ettiğini ve Mustafa adında birine âşık olduğunu, Latife ve Behire ise eskiden konaklarında yaşadıkları konforlu hayatlarını anlatır. Kadınlar hikâyelerini anlatırken her birinin elinde bir eşya vardır (Kamer’in yamalı bebek kıyafeti, Behire’nin kolyesi, Latife’nin defteri, Yasemin’in fotoğrafı). Anlatmayı bitirdiklerinde dışarıdan denetimin başladığını belirten sesler gelir. Herkes elindeki eşyayı saklar, denetime hazırlardır. Müfettiş gelir. Kamer’in doğumu başlar.22

Bu sahne için şarkı önerileri:

Timur Selçuk – “Halet Rezaki’nin Şarkısı”23

Rita Abatzi – “I Nitsa”24

Lefteris Menemenlis – “Thalassa”25

Değerlendirme

İş Grubu’nun anlatısı masabaşı çalışmasında bahsi geçen kriterler doğrultusunda değerlendirildi. Katılımcıların getirdiği anlatı önerisinin, anlatının temel unsurları üzerinden kurulmadığı tespit edildi. Kadınların doğum sancısı üzerine hangi motivasyonlarla kendi hikâyelerini anlattıkları anlaşılmıyordu ve anlatıda fazlaca yan öykü ve detaya yer verilmişti. Bu nedenle anlaşılırlık problemi oluşuyordu. Ayrıca anlatıda karakterlerin amaçlarını ortaya çıkaracak fiziksel eylemler analiz edilmemiş, dans-müzik-aksiyon unsurlarıyla sahnelemeyi tetikleyecek eylemler bulunmamıştı. Bunun yerine daha çok karakterlerin arka planlarını ve içinde bulundukları durumları tasvir eden, durağan bir anlatı tercih edilmişti. Dolayısıyla ortaya çıkan anlatı, edebî değeri olan ama sahnelenmesi zor bir örnekti. Gruba çalışma esnasında nasıl vukuatlar oluşturulabileceği üzerine düşünülmesi gerektiği, karakterlerin arka planlarından ziyade belirgin eylemsel temsillere yönelmenin önemi hatırlatıldı.

Yemek Grubu

Sefarad Yahudisi dört kadın, ailenin erkekleri savaşa gittikten sonra kendilerini geçindirebilmek için dikimhanede çamaşırcı ve temizlikçi olarak çalışır. Anne, abla ve anneanne çamaşır yıkarken çocuk onların yanından kaçar ve dikiş diken kadınların yanına gider. Çocuk, Pesah Bayramı’na az kaldığı için ortalıkta hamur veya ekmek kırıntısı aramaktadır. Çocuk; dikiş makinelerini devirir, ipliklere düğüm atar, kumaşlara basar ve diğer kadınların iş yapmasına engel olur. Bunun üzerine onlara dikimhanede iş veren valinin karısı aileyi çocuğun bir daha bu şekilde davranmaması için uyarır. Çamaşırların akşama bitmesi gerektiği için anne ve abla yıkamaya devam ederken anneanne çocuğa bir önceki Pesah Bayramı’nda pişen yemeğin tarifini anlatmaya başlar. Anneanne ve çocuk yemeğe çok düşkündür. Anneanne çocuğa eğer uslu olursa bu akşam bu yemeği pişirebileceklerini söyler; ama bu mümkün değildir. Anneanne tarifi anlatmaya başlar. Tarifi anlatırken anneanne ve çocuk o bayram gününü hatırlar. Kortejodaki26 odalardan birisi bayram hazırlıkları için sadece mutfak olarak kullanılacaktır. Tüm kadınlar ellerinde çeşitli malzemelerle mutfağa gelir. Şarkı söyleyip yemek yaparlarken birbirleriyle tarif yarıştırıp dedikodu yaparlar. Genç kızlar patates ve soğan soyar. Abla akşam yemeğine nişanlısı da geleceği için süslenmeye ve işten kaytarmaya çalışır. Bazı yemek malzemeleri yerdedir. Çocuk kendi kendine oyun oynayıp zıplarken yumurtaların üstüne basar. Abla yumurta almaya gönderilir. Malzemeler eksik olduğu için kadınlar bir türlü yemekleri pişirmeye başlayamaz. Yemekler son dakikada hazırlanır. Avluda tüm aileler için ortak bir sofra kurulur ve yemek yenmeye başlar. Bu sırada dikimhanede yemek arası verilir. Müslüman bir kadın aileyle ekmeğini paylaşır. Çocuk o bayram gününde yenilen yemekleri yemek ister ve ekmeği yememek için tutturur.

Değerlendirme

Yemek Grubu’nun anlatısının ilgi çekici bir vukuat üzerinden şekillendiği değerlendirildi. Dramatik çelişkiler barındıran, eyleyicilerin anlatı içerisinde işlevlendiği bir anlatıydı. Ancak anlatı çok fazla yan hikâye içeriyordu. Hikâyenin sonunda bir çatışma unsuru bulunmuyordu. Anlatının bu yan öykülerden temizlenerek temel vukuatının ön plana çıkartılması gerekiyordu. Bunun yanı sıra çalışma yürütücüleri bir bayram anlatısı olması itibarıyla ilahi veya dinî bir şarkı kullanılmasını -örneğin Pesah (Hamursuz) Bayramı’nda söylenen bir ilahiyi- önerdi.

Mektup Kadınları Grubu:

I. Anlatı

Arusyak 17 yaşında Smyrna doğumlu bir genç kızdır. Annesi onu doğururken ölmüştür. Bu yüzden ninesi ona hem Venüs yani “ışık getiren” hem de şeytan yani “Tanrı’ya isyan eden melek” anlamına gelen bu ismi koyar. Çocukluğunu babasının hasır dükkanında geçiren Arusyak daha küçük yaşta hasırdan şapkalar, sepetler, çuvallar yapmayı öğrenir. Yaşı biraz ilerleyince ninesi ona ölen annesinden yadigâr ahşap bir dikiş kutusu ve bir hac hediye eder. Arusyak yavaş yavaş dikiş nakış öğrenmeye başlar. Her gün pencerenin önünde mendil işler, çocukluk aşkı Aleksandr’ın onun diktiği çuvalları sırtına vurup mahalleye çıkmasını bekler.

Ermenilerin kentten sürüleceği haberleri yavaş yavaş mahallesinde yayılmaya başladığı vakit bir gün eve döndüğünde kapısının önünde bir mektup bulur. Bu mektupta Aleksandr’ın önce memleketi Yunanistan’a oradan da Amerika’ya kaçacağı, bir süre sonra onu da yanına aldıracağı yazar. Eve girdiğinde ise daha mektubun şokunu atlatamadan ninesini yerde perişan bir hâlde yatarken bulur. Ninesinden babasının askerler tarafından götürüldüğünü öğrenir. Babasından bir daha haber alamaz ancak hiçbir zaman umudunu kaybetmez. Üzüntüden hasta düşen ninesi birkaç gün içinde ölünce Arusyak elinde avucunda kalanları da üç beş kuruşa Türk ailelerine satıp bir süre muhtelif yerlerde saklanır. Eski bir aile dostu evinin çatı katında ona küçük bir oda açar. Bu Türk aile onu bir süre saklar ancak Arusyak’ın orada kalmaya devam edebilmesi için ona belirli şartlar koşarlar: Müslüman olması, adını değiştirmesi ve Türk kızları gibi giyinmesi gerekmektedir. Bunun karşılığında da hizmetçilik ederek evde kalabilecektir. Arusyak mecburen kabul ederek Müslüman olur, adını değiştirir, Türk kızları gibi giyinmeye ve ferace takmaya başlar; ancak geceleri odasında gizli gizli dualar ederek af diler. Birkaç genç kız akşamları beraber bu evde toplanır, bekledikleri sevgililerine verecekleri mendillere mum ışığında isim işlerler. Öyle ki geceleri fısıltıyla söylenen hasret türküleri, gözyaşları birbirine karışır. Bazen genç kızlardan birine gelen mektup günlerce okunur bazen de öylece mektup başında uyuyakalırlar.

Bir gece Arusyak rüyasında babasının askerler tarafından kaçırıldığını, bir gemiye bindirildiğini görür. Bu rüyadan sonra her gün limana koşup bir umut babasını beklemeye başlar. Bir gün Arusyak limanın bir köşesinde gizlice hacını çıkarıp dua ederken her gün limana gidip gelen bu güzel genç kızı gören bir adam onu kenara çeker. Onu gemiye bindirip uzak diyarlara, refah içinde yaşayacağı bir memlekete -Amerika’ya- götürebileceğini, yakışıklı bir erkekle evlenip bu sefil hayattan kurtulabileceğini söyler. Arusyak bu teklifi reddedince ona Ermeni olduğunu bildiğini ve onu hacıyla dua ederken yakaladığını hatırlatır. Ötedeki askerleri gözleriyle işaret ederek onu gammazlarsa başına gelebilecekleri ima eder. Sessiz kalıp kimliğini, inancını gizler ve uysal bir Müslüman kızı gibi davranırsa onu askerlerin eline vermeyecektir. Arusyak el mahkûm kabul eder. Adam onu Amerika’ya göndermeden önce Arusyak gibi birçok kızın bulunduğu sığınak olarak kullanılan bir manastıra yerleştirir. Burada birçok kızla tanışan Arusyak kendisini herkese Arife olarak tanıtır, ağzından Ermenice bir sözcük kaçacak korkusuyla her kelimesini seçerek konuşur, hacını ise giysilerinin altında göğsünde saklar. Yakalanırsa hem onu saklayan ailenin yaşamı tehlikeye girecek hem de buradan da atılarak ölüme terk edilecektir. Günlerini eski şiltesinde hayaller kurarak, diğer kızların sökük giysilerini yamayarak geçirir. Bazı günler manastırdaki diğer dikiş bilen kızlarla beraber bir atölyeye götürülür ve burada askerler için çorap giyecek dikerler. Arusyak diğer kızların Amerika’da evlerinin hanımı olup çocuk doğuracakları güzel hayalleri dinler. Kendisi ise Amerika’da babasını ve Aleksandr’ı bulacağı, bir gün tekrar Arusyak adıyla çağırılabileceği günlerin hayaliyle her gece dua eder.

II. Anlatı

Rosa 21 yaşında Rum bir öğretmendir. Smyrna’da doğup büyümüştür. Çok sevdiği Türk bir sevgilisi vardır. Onunla yakında evlenecekleri hayalini kurarken çıkan savaş yüzünden hayatı altüst olur. Sevgilisi askere çağrılmıştır. Onun sağ salim dönüp dönemeyeceğini merak eder. Savaş koşulları yüzünden öğretmenlik de yapamaz ve annesiyle yalnız başına yaşayan Rum bir kadın olarak hayatı tehlikededir. Güvende olmak için annesiyle beraber manastıra sığınırlar. Türklerin manastıra zarar vermemesi için valinin kurduğu dikim atölyesinde savaştaki Türk askerleri için kıyafet dikmek zorundadırlar. Sevgilisini elinden alan bir savaşın parçası olmak çok ağrına gider ama her gün o atölyeye gitmeye mecburdur. Valinin karısı, kadınların çalışıp çalışmadığını kontrol etmek için atölyeye geldiğinde çalışıyormuş gibi görünse de aslında tüm vaktini sevgilisiyle tekrar beraber olacağı günlerin hayalini kurarak geçirir. Bir gün atölyede sevgilisiyle beraber dans ettiği zamanları hatırlayıp tekrar dans edecekleri günü hayal ederken valinin karısına yakalanır. Artık manastırda barınmasına bile izin verilmez. Annesi, Rosa’nın başına neler getirebileceği belli olmayan bu savaş koşullarından bir an önce kaçması ve yeni bir hayat kurması için mektup gelini27 olarak Amerika’ya gitmesi için ısrar eder. Rosa sevgilisinden başka bir adamla evlenmeyi aklından bile geçirmez ancak ne sevgilisinin sağ salim dönebileceğinin ne de o vakte kadar kendisinin hayatta kalabileceğinin garantisi vardır. Sancılı bir karar verme süreci sonunda manastırdan tanıdığı arkadaşlarının da cesaretlendirmesi sayesinde Symrna’da kalmaktansa Amerika’ ya gidip orada sevgilisiyle kavuşabilme ihtimalinin daha yüksek olduğuna ikna olur ve mektup gelini olmayı kabul eder. Manastırdaki son gecesini oradaki arkadaşları ve annesiyle şarkılar, türküler söyleyerek ve dans ederek, kah gülüşüp kah ağlaşarak geçirdikten sonra herkesle vedalaşır ve ertesi gün gemiye binip doğduğu, büyüdüğü, ilk aşkını yaşadığı yerden gözyaşları içinde uzaklaşır.

III. Anlatı

Lena 18 yaşında ve Smyrna’da doğmuş Ermeni bir kızdır. Bir ablası ve erkek kardeşi vardır ve mutlu bir aileye sahiptir. Refah içinde yaşıyorlardır ve hiçbir sıkıntıları yoktur, ta ki savaş zamanına kadar. Savaşın başlaması ile birlikte tüm Ermeni erkekler toplanır. Bu yüzden babası ve kardeşi askerler tarafından götürülür ve Lena bir daha onlardan haber alamaz. Fakat tüm erkekler gibi onların da öldüğünü düşünmektedir.

Birkaç gün sonra ise Ermenilerin iki gün içerisinde evleri boşaltmaları ve şehri terk etmeleri gerektiği duyurulur. Bunun üzerine Lena ve ailesi tüm eşyalarını çok az bir paraya satmaya başlar çünkü yolda askerlere rüşvet vererek bazı ihtiyaçlarını karşılayabileceklerdir. Bu yüzden Lena sadece annesinin ona hediye ettiği aynasını ve birkaç eşyasını yanına alabilir. Anneleri, Lena ve ablasına kaçarken gizlenebilmek için ferace verir. Bu sayede insanlar onların Ermeni olduklarını anlamaz. Toparlandıktan sonra tüm kadınlar meydanda toplanır ve sürgün hayatı başlar.

Sürgünde ne su ne yemek verilir. Bunlara sahip olmanın tek yolu askerlere rüşvet vermektir. Bir gün askerler kadınların dinini değiştirmek için geldiğinde Lena ve ablası hayatta kalmak için buna razı olurlar. Fakat anneleri kabul etmez ve gözlerinin önünde öldürülür. Sürgün devam ederken bu sefer kızları para karşılığı zengin tüccarlara satarlar. Lena’nın ablası ile yolları bu noktada ayrılır. Lena ve birkaç kız daha tüccarın haremine götürülür. İlk gün Lena istenmediği için bu durumu fırsata çevirir ve o gece kaçar. Kaçarken annesinin verdiği feraceyi giydiği için fark edilmez.

Lena iki gün boyu aç ve susuz bir hâlde yürür. Yoldaki bir tarlada çiftçi bir Türk kadınıyla karşılaşır ve kadın ona yardım edebileceğini söyler. Lena, Müslüman gibi davranır ama kendi dinini devam ettirir. Kadın ona dikimhanede bir iş bulur fakat Lena çalışmaktan çok yorulmuştur ve Amerika’ ya gidip eğitim almaya ve ablasını bulmaya karar verir. Bu kararını nasıl gerçekleştireceğinin yollarını ararken dikimhanedeki mektup gelinlerini duyar ve hem ablasını bulma umudu hem de güzel bir yaşantı hayali ile onların arasına katılır. Amacı evlenmek değil Amerika’da eğitim alıp insanlara yardım edebilmektir.

IV. Anlatı

Nora 23 yaşında Ermeni bir genç kadındır. Smyrna’da doğup büyümüş, genç kızlığını Haynots’da geçirmiştir. Kumaş üretimi yapan ve pamuk tarlaları olan varlıklı bir ailenin tek çocuğudur. Annesinin Frenk Sokağı’nda bir terzi dükkânı vardır. Nora, annesiyle birlikte sabahları bu dükkâna gelir, bütün gün annesini izler ve ona yardım eder, sıkıldıkça da komşu esnafların dükkanlarını gezer. Ondan aldığı derslerle dikiş dikmeyi öğrenir. Dükkâna gelen üst sınıf müşterilerinin tüylü şapkaları çok hoşuna gider. Bu dükkânda zamanla kendi şapkalarını tasarlamaya başlar. Annesinin yaptığı kıyafetlere o da aynı kumaşlardan süslü şapkalar yapar. 1915’te ailesi Nora’yı dükkânın yanındaki Türk komşuları Nezihe Hanım’la Osman Bey’e emanet edip kendileri kaçmaya çalışırken yakalanırlar. Türk aile onu bir süre dükkânlarının deposunda saklar. Daha sonra Nora’yı ailesini savaşta yitirmiş Menemenli yeğenleri olarak tanıtarak onun velayetini alırlar. Durumun anlaşılmaması için diğer kadınlar gibi onu da atölyelerde askeri eşya üretiminde çalışmaya yollarlar. Burada Müslüman kadınlardan biri; bir gün Nora’ya talip olduğunu, oğlu savaştan dönünce nişanlanmalarını istediğini söyler. Nezihe Hanım hızlıca onun başka biriyle nişanlı olduğunu uydurur. Hayatı boyunca numara yapmasını istemediği için Nora’yı o gece gizlice manastıra götürüp kendisine Amerika’da Ermeni bir eş bulunması için Nora’nın fotoğraflarını bırakır. Kendisine mektuplar gelmeye başlar. Orada özgürce yaşayıp terzilik yapabileceği bir hayatı düşler.

Bu sahne için şarkı önerileri:

Stamatis Spoundakis – “Waltz For The First Class”28, “Absences”29,

“Brides”30, “Wedding Dance”31

Stamatis Spoundakis & Irontina – “Faces”32

Rita Abatzi – “Mi Me Stélneis Mana Stin Ameriki”33

Değerlendirme

Mektup Kadınları Grubu’nun anlatıları arasından Arusyak anlatısı özelinde dramatik çatışmanın kurulduğu, vukuatın kadının kimliğini gizlemesi üzerinden oluşabileceği değerlendirildi. Diğer anlatılarda da İş Grubu’nda olduğu gibi arka planlara odaklanılmış, eylemsel temsiller yerine ağırlıklı olarak durum tasvir ediliyordu. Grup ayrı ayrı çalışarak dört farklı anlatı önerisi oluşturmayı tercih etmişti. Ortak bir anlayışla daha güçlü bir anlatı kurulabileceği üzerinden grup birlikte çalışmaya teşvik edildi.

Müzisyen Grubu:

Roza, Nina, Martha, Eliza ve Rena bir müzikholde birkaç müzisyen arkadaşıyla birlikte çalan müzisyen kadınlardır. Asıl geçimini müzikholden sağlayan bu kadınlar 1904’te Smyrna’daki ilk konservatuar olan Smyrna Müzik Okulu’nun açılmasına da öncülük etmişlerdir. Konservatuarda enstrüman ve şan eğitimi veren bu kadınlar haftanın belli günleri kız çocuklarına ücretsiz müzik eğitimi verirler.

I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Smyrna’daki yaşam da savaş koşullarından etkilenir. Çoğunluğu gayrimüslim eğitmenler ve öğrencilerden oluşan Smyrna Müzik Okulu, Osmanlı’nın tehlikeli gördüğü yerlerden biri hâline gelir ve denetim için geçici olarak mühürlenir. Fakat bu denetim bir türlü sona ermez.

I. Dünya Savaşı sürerken 1915’te bir akşam, çalıştıkları müzikhole baskın olur. Smyrna’daki bütün eğlence mekânları kapatılmaktadır. Bu müzikhol de artık bir dikimhane olarak işleyecek ve cephedeki üniforma, battaniye, atlet gibi ihtiyaçları üretecektir. Mekândaki enstrümanlara el konulur fakat Roza ve arkadaşları kendi enstrümanlarını müzikholdeki bir odaya gizlemeyi başarırlar.

Hem sakladıkları enstrümanlarına ulaşmak hem de geçimlerini sağlamak amacıyla Kadınları Çalıştırma Cemiyeti öncülüğünde işleyen bu dikimhanede çalışmaya başlarlar. “Üst sınıf” görünüşleri sebebiyle dikimhanedeki diğer kadınlar tarafından sevilmezler. Smyrna’da yaşayan cemaatler arasındaki ilişkiler savaşla birlikte gittikçe kötüleşirken bu Rum müzisyenler de diğer kadınlara pek güvenmezler. Herkesin yoğun çalıştığı ve denetimin olmadığı zamanlarda gizlice enstrümanlarını sakladıkları odaya gidip orada şarkı çalarlar.

Yine bir gün bu odada şarkı çalıp söylerlerken diğer kadınlardan birkaçı müzisyenleri yakalar. Müzisyenler kadınların onları patrona şikâyet edeceğini düşünür ancak yaptıkları müzik kadınların ilgisini çeker. Gizli müzik buluşmaları gün geçtikçe kalabalıklaşır. Hatta bu diğer kadınların o kadar çok hoşuna gider ki aralarından birkaçı enstrüman çalmayı öğrenmek ister. Müzisyenler de onlara müzik eğitimi vermeye başlar.

Yine böyle bir günde patronları bu gizli müzik buluşmasında kadınları yakalar. Çalışmadan kaytardıkları bahanesiyle müzisyenlerin enstrümanlarını kırar. Müzisyen kadınların diğerlerinin de kanına girdiğini düşünerek bu durumdan onları sorumlu tutar. Kadınlarla iletişim kurmalarını yasaklar.

Enstrümanları kırılan kadınların bu ortamda keyif alabilecekleri hiçbir şey kalmamıştır. Enstrümanlarına yeniden kavuşup birlikte müzik yapmanın hayalini kurarlar.

Bu sahne için şarkı önerileri:

“Stin Amfiali”34

Marika Ninou – “I Serach”35

“To Dihty”36

Değerlendirme:

Çok fazla detaya sahip bir öykü örneğiydi. Dramatik çelişkilerle beraber merak unsuru yaratılıyordu. Ancak çok fazla karakter bulunması anlatının anlaşılırlığını zorluyordu. Karakterlerin niteliklerinin belirlenmesi gerekiyordu. Nitelikler tam olarak belirlenmediği için hangi karakterin hikâye içerisinde nasıl bir işlevi olduğu belirgin değildi. Katılımcıların getirdiği şarkı önerilerinde “I Serach” isimli şarkı dışında sözlerin öyküyle uyuştuğu bir örnek yoktu. Öykünün içindeki vukuatı destekleyecek şarkı önerileri getirmek gerektiği belirtildi.

Bütün grupların anlatılarının değerlendirilmesinin ardından doğaçlama çalışmalarına başlamadan önce yürütücüler tarafından kurgu önerisi revize edilerek katılımcılara iletildi. Grubun, genel akışı kurmaktansa doğaçlama çalışmalarıyla oyun dünyasını geliştirmeleri teşvik edildi. Bu nedenle gruplardan gelen öneriler sadeleştirilerek basit bir oyun dünyası kuruldu. Sahneler; hikâyesi kurulacak dört kadın, haberci işlevi üstlenen değişen tiplemeleriyle gelen bir karakter, bir işçi korosundan oluşuyordu. Bu odaklar kurulurken aynı zamanda müzisyen, dansçı ve tiyatrocu dengesi gözetildi. Sahnede ağırlıklı olarak müzisyenlerin de olması nedeniyle kurgu oluşturulurken en başından müziğin işlevi netleştirildi. Müzik, dikimhanedeki iş düzlemi ve hayal düzlemi arasındaki geçişleri sağlayacak ve bizi kadınların hayal dünyasına taşıyacaktı. Oluşturulan bu kurguda temel hedeflerden biri üç disiplinden bir araya gelen performer’ların olduğu bir yapıda eylemsel temsile sürükleyecek doğaçlama kesitleri ve verili durumlar yaratmak; dansa-stilizasyona götürülebilecek atmosferleri yaratacak bir kurgu yapısı oluşturmaktı. Böylece sınırları belirlenmiş bir dünya ile doğaçlamaya açık yaratıcı bir oyun alanı kurulacaktı.

Kurgu beş bölümde şekillendi:

1.Bölüm: İşçiler dikimhanede çalışır. Kimisi ütü yapar, kimisi kumaş keser, kimisi dikim yapar, iplik keser. Bu bölümde İş Grubu’nun önerdiği Yaşar Nezihe’nin “Rah-ı Maişet/Geçim Yolu” isimli şiirinden beste yapılması veya yeni bir şarkı bulunması, doğaçlanacak hareket formunun ise kadronun yaptıkları iş üzerinden şekillenmesi önerildi.

2.Bölüm: Çalışma rutini, gelen bir askeri posta memuru tarafından kesilir. Memur, atölyede çalışan Yahudi bir kadına savaşta olan oğlundan bir telgraf getirmiştir. Telgrafta sadece “Anne ben iyiyim.” yazmaktadır. Kadın, oğlundan gelen bu haber ile onunla geçirdiği bayram günlerini anımsar. Bayram günü anne misafirleri için bir ziyafet hazırlanmaktadır, çocuk ekmek kırıntılarının peşindedir. Annenin hazırlığına istemeden engel olur. Bu bölümde doğaçlanacak hareket formunun bayramlarda icra edilen dans ve kutlama biçimleri üzerinden şekillenmesi önerildi. Şarkı Önerisi: “Had Gadia En Ladino”37

3.Bölüm: Hayalin ardından işçiler çalışmaya döner. Bu sırada bir tellal bir yardım balosunun duyurusunu yapmak için atölyeye gelir. Ancak işçiler bu baloya gitme niyetinde değildir. Bir kişi hariç: Eski bir İstanbul hanımefendisi olan Şevkiye Hanım. Şevkiye Hanım, eskiden yaşadığı konakta balolar veren bir kadındır. Balo haberini duyunca kendi evinde vereceği bir kutlamaya hazırlanma hayali kurar. Bu bölümde hareket formunun Vals adımları üzerinden doğaçlanması ve Şevkiye Hanım’ın hayali davette keman çalması önerildi. Şarkı önerisi: Stamatis Spoundakis “Waltz For The First Class”

4.Bölüm: Şevkiye Hanım’ın hayalinin ardından işçiler çalışmaya döner. Çalışanların en genci olan Rum bir kadının üzerinde beyaz bir elbise denerlerken bir çöpçatan içeri girer. Kadına Amerika’dan yaşlı bir Rum talip çıkmıştır. Kadın hariç diğer işçi kadınlar bu habere çok sevinir. Ancak kadın adamla evlenmek istemez çünkü başka bir sevdiği vardır. Adamla olan düğününün hayalini kurar. / Sevdiği ile olan düğünün hayalini kurar. Bu bölümün hareket formunun ise Sirto üzerinden şekillenmesi önerildi. Şarkı önerisi: Rita Abatzi – “Mi Me Stélneis Mana Stin Ameriki”38

5.Bölüm: İşçiler çalışmaya döndüklerinde içeri Rum, erkek bir müzisyen girer. Atölyede bulunan Müzisyen’e arkadaşından bir mektup getirmiştir. Yunanistan’daki arkadaşından gelen bu mektupta kadın, Yunanistan’daki hayatından ve şarkı sözü yazdığından ancak Müzisyen’in bestesine ihtiyacı olduğundan bahsetmektedir. Ancak Müzisyen bunu reddeder. Uzun zamandır beste yapmamaktadır. Diğer kadınların yüreklendirmesi ile Müzisyen ikna olur. Şarkı önerisi: Marika Ninou – “I Serach”

Doğaçlama Çalışmaları

16 Şubat-20 Şubat tarihleri arası doğaçlama dönemiydi. Atölye çalışmasına entelektüel arka plan oluşturması açısından 17 Şubat 2020 tarihinde Aysel Yıldırım tarafından “Feminist Tiyatro Tarihi” isimli bir sunum gerçekleştirildi. Masabaşı hazırlık döneminin sonunda revize edilen kurgu ile beraber grup dörde39 ayrıldı. Doğaçlama çalışmalarında öncelikle küçük çalışma grupları hâlinde temel vukuatların doğaçlanması ve geriye kalan performer’ların sahnelemeye eklenmesiyle vukuatın geliştirilmesi gibi bir çalışma yöntemi tercih edildi. İlk doğaçlama çalışmasında bütün gruplar için temel eylem kadınların dışarıdan gelen haberle geçmişlerini hatırlamalarıydı. Bütün gruplar “haber alma, hayale dalma/geçmişe dönme, hayalden sıyrılma/bugüne dönme” eylemlerini doğaçladı. Yapılan çalışmalarda ortaya çıkan ve genel olarak bütün gruplarda ortak olan problemler şu şekildeydi:

Eylemler belirgin değildi. Karakterlerin birbirleri ile olan ilişkileri net bir biçimde tanımlanmıyordu. Örneğin, karakterler arasında sınıfsal bir farklılık söz konusu ise bunun üzerinden bir çatışma kurulmuyordu. Fiziksel aksiyona dayalı bir doğaçlama tercih edilmişti fakat müzik ve dans unsurlarını da içine dahil edebilecek sahne kurulumu üzerine gitmek gerekiyordu. Hayale eklenen karakterler işlevlenmiyordu. Örneğin, Mektup Kadınları grubunun hayalinde, düğünden bir kesit sahneleniyordu fakat düğündeki kalabalığın sahne bağlamında nasıl bir işlevinin olduğu anlaşılmıyordu. Bir hayalde, hayal içinde hayal kurma gibi bir sahneleme tercih edilmişti ancak bu anlaşılırlığı güçleştiriyordu. Müzikal yorum ve stilizasyonların üslubunda bir ortaklaşma yapılması gerekiyordu. Müzik üstüne replik kullanımı tercih edilebileceği, bu tercihin sahnelerin anlaşılırlığını kuvvetlendireceği belirtildi. Bütün karakterler için “Neden bu ânı hatırlıyor?” sorusu soruldu ve karakterlerin arka plan öykülerini güçlendirmek gerektiği belirtildi. Prodüksiyonun teknik çalışmaları bağlamında ise aksesuar olarak kullanılan kumaşların daha efektif bir biçimde kullanılabileceği değerlendirildi.

Yapılan ikinci doğaçlama çalışmasında gruplar gelen dönüşler üzerinden sahneleri yeniden düzenledi. Hayal bölümleri için gruplar ayrı ayrı çalıştı, ardından gruplar birbirinin sahnelerine adapte olmaya başladı. Aynı zamanda İş sahnesi üzerine çalışılmaya başlandı. Dikimhanede gerçekleşebilecek eylemler üzerinden ikili-üçlü gruplar hâlinde doğaçlamalar yapıldı. Yapılan doğaçlamalarda dönemin ağır koşulları ve bu koşulların iş yapan kadınlar üzerindeki etkisi yeterince vurgulanmıyordu. Çalışmaya fiziksel aksiyon ağırlıklı, danslaştırmaya müsait olmayan, ritmik çeşitleme veya aksan40 içermeyen öneriler getirilmişti. Dolayısıyla çok sayıda odak içeren bir sahne yapısında seyircinin hangi odağı izlemesi gerektiği konusunda problem yaşanıyordu.

Müzik çalışmaları da bu doğaçlama çalışmalarında sahne üzeri çalışmalarla paralel ilerliyordu. Yapılan ilk doğaçlama çalışmasında müzisyenler üç gruba bölünmüş ve bu gruplarda şarkılara ayrı ayrı çalışmışlardı. Müzikal deşifrasyon için çalışma öncesi bireysel hazırlıklar yapılıyordu. Çalışmada bir araya gelindiğinde müzisyenlerin şarkıları icra edebilir hâlde olması bekleniyordu. Fakat yapılan ilk doğaçlama çalışmasında müzisyenlerin deşifrasyon ve icra problemleri söz konusuydu. Bu yüzden bir sonraki çalışmada gruplara ayrılmadan önce müzisyenler bir araya gelerek şarkıları deşifre etti. Bu problemin yaşanmasında çalışmaya katılan az sayıda deneyimli müzisyen bulunması ve kadronun ağırlıklı olarak ikinci yılındaki müzisyenlerden oluşması etkili oldu. Bu sorunun aşılabilmesi için kadroda yer alan en deneyimli müzisyen, diğer şarkılar için yönlendirici bir pozisyon üstlendi. Yapılan ilk doğaçlama çalışmasında Yemek Grubu içinde bulunan müzisyenler sahne üstünde yapılan doğaçlamaları aktif olarak takip ederek müzikte de doğaçlama ile katkı sunmuşlardı. Fakat diğer gruplar özelinde bir düzenleme önerisi oluşturmaktan ziyade birebir deşifrasyon icra ediliyordu. Bunun bir sebebi de doğaçlama konusunda aktif olabilecek deneyimli üyelerin ve enstrümancı dağılımının sayı kısıtlılığı sebebiyle gruplar arasında denk olmamasıydı. Bu yüzden ikinci doğaçlama çalışmasında müzisyenler performer’lara eklenmek yerine ayrı bir çalışma yaparak şarkıların düzenlemesi üzerine çalıştılar. Bu çalışmada “Had Gadia En Ladino” ve “Serah” şarkıları üzerine çalışıldı. Rita’nın Hayali sahnesine yeni eklenen “Yas Ti Postilam” şarkısının ise deşifrasyonu yapıldı.

Üçüncü doğaçlama çalışmasında ise dansçı, tiyatrocu ve müzisyenler bir araya geldi. Müzisyenlerle beraber İş sahnesi için bir sahneleme önerisi oluşturuldu. Burada temel vukuat farklı işler yapan gruplar ve bu grupları denetleyen Denetçi Kadın tiplemesi üzerinden doğaçlandı. İş, Şevkiye Hanım’ın Hayali ve Rita’nın Hayali sahnelerinin doğaçlanmasının ardından yapılan değerlendirmede şu noktalara işaret edildi: Eylemler belirgin ve vurgulu olmadığı için ritim çeşitlemelerine ihtiyaç duyulduğu, katılımcıların bedensel hacminin artması gerektiği belirtildi. Anlaşılırlığı sağlayabilmek için replik kullanımının artırılması ve dönemin ağır koşullarının belirginleştirilmesi gerektiği söylendi. Savaş döneminde bu dikimhaneyi nasıl bir mekân olarak hayal ettiğimiz sorusu tekrar yönetildi. “Odaklar arasında sınıfsal, etnik, dinî bir çatışma var mı? Varsa odakların birbirleriyle olan ilişkisi nedir?” soruları soruldu. Doğaçlama çalışmaları boyunca sahne aralarında yer alan, dikimhaneye haber getiren ve hayal bölümlerinin başlaması için ara bağlantıları kuran Asker, Tellal, Çöpçatan tiplemeleri üzerine çalışıldı.

Doğaçlama Dönemi Genel Değerlendirmesi

Doğaçlamanın ilk aşamasında çalışmada bulunan deneyimli kadro arasında çalışmayı kimin, nasıl yürüteceği konusunda problemler yaşandı. Çalışmaya özellikle deneyimli kadronun birlikte hazırlık yaparak gelmesi ve yürütücü sorumluluk alması gerektiği değerlendirildi. Çalışma yürütücüleri tarafından çalışmaya getirilen önerilerin eksikleri incelendiğinde deneyimli katılımcıların inisiyatif alma konusunda problem yaşadığı tespiti yapıldı. Atölye yürütücüleri ve deneyimli kadro bir araya geldi ve hazırlıklar organize edildi. Süreçte performer’lar arasında değişen ölçüde olmakla beraber sahnede yürütücü sorumluluk alma anlamında olumlu hamleler gözlemlendi. Atölye yürütücüleri arasında bir dansçı bulunmadığı için deneyimli dansçı kadronun rejisel anlamda daha çok inisiyatif almasının teşvik edilmesinin daha olumlu olabileceği değerlendirildi. Bu ihtiyaç, atölyenin ilerleyen süreci içerisinde şekillendi. Özellikle dans-müzik-tiyatro disiplinlerinin birlikte kurulduğu bir atölye çalışmasında deneyimli dansçılar arasından da bir atölye yürütücüsünün olması gelecek çalışmalar için not edildi. Doğaçlama döneminde 2019 yılında gerçekleştirilen atölye çalışmasından deneyimli tiyatrocular da yer aldı. Ağırlıklı olarak dansçı ve müzisyenlerin yer aldığı bu çalışmada, BÜFK’te reji deneyimi olan bir dansçı ve müzisyen doğaçlama çalışmalarında dış göz olarak sahneleri yönlendirdi. Dış göz olarak sahneye dönüş yapan deneyimli bir grubun yer alması sahneye sundukları katkı anlamında pozitif değerlendirildi.

Doğaçlama dönemi sahnelemeye dair yeni yöntemsel denemelerin ortaya çıktığı bir dönem oldu. Küçük çalışma grupları ile bir anlatı çerçevesinde nasıl doğaçlama yapılabileceği ve nihayetinde bir sahnenin nasıl oluşturulacağı üzerine çalışmalara başlandı. Önce dar gruplarla sahne parçacıklarını oluşturma ve ardından bu sahnelere bütün kadroyu dahil etme gibi bir yöntem benimsendi.

Bir diğer yöntemsel çıktı ise müzik ile sahnelemenin düzenlemesine dair idi. Müzikal düzenlemeler sahne üstündeki aksiyon akışına dair hazırlıklar ve doğaçlamalarla ya eş zamanlı ya da onlardan sonra yapıldı. Müzisyenlerin sahnedeki olay akışına hâkim olmaları ve düzenlemeleri bu doğrultuda yapmaları için performer’ların müzisyenlere dönük bir biçimde çalışması tercih edildi.

Müzik açısından doğaçlama çalışmalarının bir diğer önemli yönü özellikle düzenleme yapma konusunda deneyimsiz bir kadronun bu alanda sorumluluk aldığı bir süreç olmasıydı. Deneyime bakılmaksızın herkesin kendi enstrümanı üzerinden öneriler oluşturduğu, yalnızca altyapı enstrümancılarının değil bütün müzisyen kadronun düzenlemeye katkı sunduğu ve sahne ile birlikte yapılan düzenlemeye hâkim olduğu bir çalışma ortamı kuruldu. Çalışma kadrosunda yalnızca ikinci senesinde bir perküsyoncu yer aldığı için sahne çalışmaları sürecine geçildiğinde çalışma yürütücülerinden Beril Sarıaltun müzisyen kadroya eklendi. Hem kendisinin bir dış göz olarak katkı sunmasının önüne geçmemek hem de kadroya doğaçlama ve düzenleme konusunda daha deneyimli birinin yönlendirmesi olmadan denemeler yapabilmek konusunda fırsat tanımak için doğaçlama sürecinde yer almadı.

Sahne Çalışmaları

Doğaçlama çalışmalarının ardından 25 Şubat-3 Mart tarihleri arası sahne çalışması dönemiydi. Toplamda altı sahne çalışması yapıldı.

25, 27, 29 Şubat tarihlerinde yapılan sahne çalışmaları öncesi, doğaçlama döneminde eksikliği tespit edilen masabaşı hazırlıklar organize edildi. Özellikle anlaşılırlık problemi yaşanan ve savaş koşullarını yansıtmayan İş sahnesinin doğaçlanması için masabaşı hazırlık yapıldı. Bu üç sahne çalışması boyunca İş sahnesinde ritim, mizansen ve efor çeşitlemeleri ile jestlerin vurgulanması; karakterler arasındaki çatışma ve özellikle Denetçi Kadın’ın eylem çizgisinin belirginleştirilmesi üzerine çalışıldı.

Hayal sahnelerinde ise kostüm ve aksesuar denemeleriyle beraber fiziksel aksiyonların icrasına, eylemlerin danslaştırılmasına, karakterler arası ilişkilerin güçlendirilmesine, stilizasyonlarda farklı tempo ve eforları kullanmaya, çeşitli replik denemelerine odaklanılarak müzik ve aksiyon geçişleri üzerinde duruldu. Karakterlerin koşullarını ön plana çıkartmak üzere metin üzerinden doğaçlamalar yapıldı. Hayal ve gerçeklik düzlemi arasındaki sahne geçişleri üzerine çalışıldı.

Doğaçlama döneminde üzerine çok fazla odaklanılmayan Asker, Tellal, Çöpçatan, Haberci tiplemeleri bu dönemde doğaçlandı. Dışarıdan haber getirme işlevi olan bu tiplemeler ile sahnedeki karakterler arasındaki ilişki üzerine denemeler yapıldı. Böylece sahneler arasındaki bağlantılar kuruldu ve dramaturjik olarak gerekli değişiklikler yapıldı.

Müzik çalışmaları ise ağırlıklı olarak sahnede performer’lar ile bir arada yapıldı. Ayrı yapılan çalışmalar birer hazırlık olarak değerlendirilip buradan çıkan öneriler sahne üzerinde uygulanarak değerlendirildi. Bu yöntemle ilerlendiğinde sahne üstü fiziksel eylem/dans ile müzikal uyum/kontrast ilişkisini gözetmek mümkün oluyordu.

1 Mart-3 Mart tarihleri arasında yapılan sahne çalışmalarında sahnelerin
akışını alma ve akışa gelen dönüşler üzerinden tekrar revizyonların yapılması şeklinde bir süreç ilerledi. Süreç boyunca sahneler bilimsel, politik, etik ve estetik değerlendirme kriterleri41 ile ele alınıyordu. En nihayetinde bir atölye çalışması olması nedeniyle de temel hedef anlaşılırlığın sağlanması, estetik olarak izlenir bir ürün ortaya konulabilmesi ve dramaturjik noktaların vurgulanması üzerineydi. Bu nedenle genel olarak karakterlerin çizgisi, eylem akışı ve stilizasyonlar, metinsel değişiklikler ve mizansenler üzerine çalışıldı. Atölye yürütücülerinin yanı sıra çalışmanın bu döneminde yukarıda belirtilen noktaları geliştirmek üzere Banu Açıkdeniz rejisel ve sanatsal anlamda destek sundu.

Atölye çalışmasının yürüdüğü dönemde Türkiye’de bir savaş gündemi mevcuttu.42 I. Dünya Savaşı yıllarında kadınların çalıştığı bir dikimhanede onların öykülerine yer verdiğimiz bu kurgu içerisinde de savaş karşıtı dramaturji önemli bir noktada duruyordu. Ülkenin gündemiyle de paralel olarak kurguda bu dramaturjik okumayı güçlendirecek bazı eklemeler yapıldı. Oyunun feminist dramaturjisiyle beraber savaş karşıtı yönü ön plana çıkarıldı.

Prodüksiyon Dönemi ve Atölye Gösterimi Genel Değerlendirmesi

İki masabaşı, üç doğaçlama, altı sahne çalışması olmak üzere toplamda on bir çalışmanın sonunda 4 Mart 2020 tarihinde bü’de kadın şenliği kapsamında “Bendeniz Kız Kardeşiniz…” adlı atölye gösterimi seyircisiyle buluştu.

Atölyenin ürününün uzun bir sahne çalışmasının ardından gösteriye evrileceği netleşti. Ancak yine de gösterinin nasıl sunulacağına, hangi isimle seyirciyle buluşacağına ilişkin tartışmalar son günlere bırakıldı. Atölye ürününün format olarak “atölye gösterimi” olarak adlandırılmasına karar verildi. Çünkü prodüksiyon merkezli bir anlayıştan ziyade süreç odaklı başlayan, interdisipliner bir çalışma anlayışıyla yürütülen, feminist tiyatro geleneğinin devamı olan bir eğitim çalışması olarak nitelendirildi. Ortaya çıkan ürün de oyun, dans-müzik gösterisi veya dans tiyatrosu formatlarının herhangi birini tam olarak karşılamıyordu. Bu yüzden atölye sürecinin mütevazı bir gösterimi olarak sunulması tercih edildi.

Sahneleme anlamında, etkili ve vurguları belirgin bir sahne kurulumu üzerine katılımcıların da deneyim kazandığı olumlu bir süreç geçirildi. Sahnelerin anlatılardan oluşması ve kadronun bu anlatılara hâkim olması performer’ların sahnedeki amacını ve işlevini anlamasına yardımcı oldu. Dans, müzik ve tiyatro bölgelerinin bir araya gelerek nasıl çalışabileceği üzerine yer yer deneysel ilerleyen interdisipliner bir çalışma yürütüldü. Hem çalışma modeli, dramaturjik vurguları, hem de prodüksiyon başlıklarında özenle çalışılması ile kadın emeğinin ortaya çıkarıldığı bir süreç geçirildi. Nihai bir ürüne değil sürece odaklanan, örgütsel ve sanatsal olarak katılımcılara bir perspektif sunan geliştirici bir süreç oldu. Burada çalışma yürüten kadınların bu sürecin kazanımlarını karma alanlardan oluşan kulüplere taşımasının önemi üzerinde duruldu.

EK-1

Kamer anlatmaya başlar:

Nereden baksan en aşağı 7 ay vardır. Hiç öyle bakmayın yüzüme, ben de bilmiyorum kaç aylık olduğunu. Benim işim buydu, herhangi bir ayın herhangi bir akşamında hamile kalmış olabilirim. Siz her akşam kocalarınızlayken bilir misiniz hangisinde hamile kaldığınızı? Namus önemli ya, açta açıkta kaldığımda da önemli, ölseniz de önemli. Ben o işi yaparken hamile kaldım, isterseniz kirli deyin, namussuz deyin. Ben de istemedim zaten bu bebeği. Ne yapayım oldu bir kere, kurtulamadım da. Ama namussuz denilmesinden kurtulmak için geldim buraya. Çalışıyorum, elim iş tutuyor, üç kuruş kazanıyorum ama bu da yeter bana. Ablalarım, n’olur ele vermeyin beni. Her gün buraya karnımı, sancılarımı saklayarak geldim. Ne zaman doğacağını da bilemedim ama hayır, o gün bugün değil. Bugün de doğurmam, telaşlandım ya o kadar.

Yasemin anlatmaya başlar:

Eh sancısı da tutunca telaşlanmış tabii, olur öyle, ben de hamile olduğumu öğrenince ne biçim telaşlanmıştım. (Şaşan tepkiler alır.) Ben size en iyisi en baştan başlayayım anlatmaya. Selanik’te anamla yalnızdık. Ben el kadar bebeyken ölmüş babam. İşçiymiş, düşmüş, ölmüş. Anam büyüttü beni, tavernada temizliğe giderdi geçinelim diye. Eh, beni de götürürdü yanında, n’apsın. Bazen temizliğin ucundan tutardım, bazen rakı doldururdum, ama çoğunlukla da dans eden ablaları izlerdim. Kanto… Nasıl kıvıra kıvıra oynarlardı! Bazı geceler de herkes gittikten sonra onlarla dans ederdim. Bazen de annem görmezken iç odada kendi kendime söyler oynardım.

Θα ’ρθω, βρε Νίτσα, για να σε βρω
τον πόνο π’ έχω για να σου πω
(Geleceğim Nitsa, seni bulmaya,
Çektiğim acıyı sana anlatmaya)

(αχ) για, αχ, αυτή την εμορφιά σου
ήρθα μέσ’ στη γειτονιά σου
(Ah, bu güzelliğin için
Geldim mahallene)

İç odada… İç oda dediğime bakma, bir penceresi vardı ki benim dünyaya açılan gözümdü o. Halbuki daracık bir sokağa bakardı. Karşı komşunun, Mustafa’ların, evinin duvarını görürdü. Ah, o duvar… Çatlak çatlaktı boyası. Bazı günler onun çatlaklarını izlerken o çizgiler kalkardı da oynamaya başlardı tavernadaki ablalarım gibi kıvıra kıvıra. O duvarın önünden geçen çocuklara bakardım. Okuldan dönen talebelere… Hepsi geçerdi de ben bir Mustafa’yı hatırlardım, kapkara kıvırcık saçlarıyla, gülen gözleriyle. Hatta… Bazı günler hayal kurardım. Ben böyle annemin sandığındaki krem gelinliği giymişim, Mustafa’nın kolundayım. İstemiş anamdan almış beni, e tahsilim var ya. Hayal sonuçta. Okumak bana hayaldi, camımın önünden geçen talebelere bakıp bakıp kurduğum bir hayal.

Latife anlatmaya başlar:

(Ben ne kadar da rahat büyümüşüm meğer diye düşündü, babasını hatırladı.) Ah canım, demek okuma hayaliyle yanıp tutuşurdun. Ne zor şeyler yaşamışsın, bense babasının biriciği Latife olarak büyüdüm. Bir kız kardeşim, ağabeyim, annem ve ellerine doğduğum çalışanlarımız… Hepimiz o güzelim konağımızda yaşar giderdik. Bütün günüm evde geçerdi ama dikiş nakış değildi vaktimi dolduran şeyler. Babam kadınların da okumasına çok önem verirdi. Bilhassa kız kardeşimle benim için eve pek çok hoca getirtirdi. Hocalarımızla güzel sohbetler ederdik, felsefeden edebiyata… Bir de müzik derslerimiz olurdu, ben piyano çalıyordum -hoş, uzun zamandır elimi dahi süremedim-, kız kardeşimse keman çalardı. Bir de evimizde davetler düzenlenirdi, kız kardeşimle orada davetlilere çalardık, hepsi babamın dostlarıydı, İzmir’in önde gelen aileleri… Evimde, odamda, bahçede geçti çocukluğum, gençliğim. Kitapların, güzel dostların, müziğin arasında…

Behire anlatmaya başlar:

Benim de iki oğlum var. Biri artık tek göz odadan bozma bir evde beni bekliyor tek başına, diğeri ise şu an hangi vilayette onu bile bilmiyorum. Ama yıllar önce Üsküdar’da saray yavrusu bir konaktaydık. Ben, iki oğlum, eşim ve kayınvalidem. Artık tek bildiğim, hatırlamak istediğim mevzu da bu zaten.

Bilmedim fiyatını ömrümce

Ekmeğin şekerin tuzun muzun

Girmedim bakkal kasaptan içeri

Ayağıma geldi ne istedimse

Kondu önüme ne yedimse

Esvaplarım ütülü mintanım kolalı potinlerim boyalı

Sonrası hepinizin bildiği hikâye. Cihan Harbi başladı, eşim ve oğlum askere alındı. Ne eski huzurumuzdan ne de mülkümüzden eser kaldı. İlk ailemden, sonra yıllardır hizmetimizde çalışanlardan en sonunda ise evimden ayrı düştüm. Tek göz odadan bozma bir eve taşındık. Ben, oğlum ve kayınvalidem. Kayınvalidem dediğime bakmayın, elimde kalan son parayı, geleceğimi hayallerimi çalan bir iblisten söz ediyorum.

Barut kan açlık bitirirken dünyayı

Yok kelimesini hiç duymamıştı

Odalarımızın duvarları

Karneyi görmedi bile evimiz

Yirmi beşindeydim o sıra

Birinci dünya harbi yılları

Şimdi bulunduğum yer ise Kamer, Yasemin gibi bu dikimevi. Yaptığımız işi önceden beri çok severim. Ama bu elimizdekiler yavan geliyor şimdi. Evvelden beri dikiş nakışla uğraşırdım ben. Dikiş dediysem bu elimizdekiler gibi değil. Böyle incili, dantelli, sedef oymalı, yakasında altın broş olan şeylerden bahsediyorum. Ama artık ne sedef kaldı ne de dantel. Elimde olan, bugün denetimden sonra alacağımız 100 kuruşluk yevmiye.

Sonrası yeknesak yıllar

Mal mülk edince intikal

Anladım en zor mesleğin adıymış işçi

Bıktım dünyayı sırtımda taşımaktan

Hayatın yorgunuyum ben rahat vurgunuyum ben

Latife anlatmaya devam eder:

Rahattık değil mi kuzum? Savaştan önceki günlerimiz nasıl da güzel geçerdi. Savaşla beraber babama olan özlemimden olacak çok fena buhranlar içerisinde geçti günlerim, gecelerim. O sıralar evin hangi köşesine bakarsam bakayım o günleri tekrar yaşardım. Bu bana acı veriyordu, çok gözyaşı döküyordum. Piyanoya elimi dahi süremedim. Kız kardeşim beni odamdan bahçeye kadar olsun çıkaramazdı çoğu günlerde. Annem desen, bizi ancak sadece çatal kaşık seslerinin hüküm sürdüğü akşam yemeklerinde bir araya getirebiliyordu. Yemeğime öylece baktığımı, hatta kimi zaman ağlayarak sofradan kalkıp odama kendimi kilitlediğimi anımsıyorum. Beni çok derinden etkilemişti evin ve şehrin bu hâli. Hayat düzenim yavaş yavaş ellerimden kayıp gitmişti. Sonra babam askerden sağ salim döndü. Tam her şey eskisi gibi olacak derken işini tasfiye etmek zorunda kaldı, o canım evimizden çıktık. Benim içinse en farklı olanı artık kendi ayaklarının üzerinde durmak zorunda olan bir kadın olduğumu fark etmemdi. Babam İzmir’deki eski dostları vasıtasıyla bana bu işi buldu:

“Bak Latife kızım, hâlimiz ne olur bundan sonra bilinmez, ağabeyin kendini kurtarır bir şekilde, kız kardeşinse henüz küçük, o bizimle kalacak. Ama sen artık koca kadın oldun Latife, hem epey de donanımlı bir kadın. Okursun, yazarsın, çalarsın… Akıllı kadınsın, kendini ne güne yetiştirdin kızım? Şimdi İstanbul’da işini de eline alınca bir güzel hayat kurarsın kendine. Mektuplaşırız sık sık, gözün arkada kalmasın hiç, ailen hep burada. Kendine güven. Haydi yolun açık olsun.”

İzmir’den cemiyete başvuran seksen kadınla beraber İstanbul’a geldim. Başta çok yalnız hissettim bittabi ama atölyede sizin gibi kadınlarla tanıştıkça arkadaşlığı, birbirine dayanak olmayı öğrendim.

Yasemin anlatmaya devam eder:

… Balkan Harbi Selanik’e yaklaşıyor diyorlardı. Mustafa’yı da çağırdılar askere. Gitti, haberini soracak kimsem olsa, inanın düşmezdim yakasından. Yaşıyor ama o, dönmüştür çatlak duvarlı evine, biliyorum ben. Ah, o çatlak duvar… Harp şehre yaklaşınca “Olmayacak böyle!” dedik anamla. Yola koyulduk. Yolda bir karmaşa oldu, bir hâller, elini hiç bırakmam dediğim anacığım birden gözümden kayboldu. Dedim belki yolu geri bulur da eve döner. Geri evin yolunu tuttum. O dar sokağımıza girdim. Her yerdelerdi… Kaçayım geri gideyim dedim, olmadı… Eve sığındım sonra. Olmadı tabii, tek başıma yapamadım. Mustafa’nın anasının kapısını çaldım. Yazık kadın, iki ay baktı bana. O dedi hatta, gebesin diye. Bir altın param vardı cebimde, ona bırakmak istedim giderken. Almadı. Ben de bir gemiye verdim, buraya getirdi beni. Abla be, 18 yaşındaydım, o denizden sağ çıkmadı tabii. (Karnını tutar.) Burada eski bir arkadaşımı buldum, Fahriye. O yardım etti sağ olsun, hakkını ödeyemem. Hatta geçen gün anamdan mektup geldi biliyon mu abla? Fahriye okudu bana sağ olsun, iyiymiş anam, para biriktiriyormuş yanıma gelmek için. Ben de yazdırdım Fahriye’ye, cevap yolladım merakta kalmasın diye. Abla ben unutmadım biliyon mu? Mustafa’nın o kara saçlarını unutmadım.

πες τώρα τι θα γίνει, αμάν Νίτσα
ο σεβντάς σου δεν μ’ αφήνει, αχ κουκλίτσα, αχ
(Şimdi söyle ne olacak aman Nitsa
Sevdan beni terk etmiyor)

γεια σου, Νίτσα μου, βρε γεια σου
με τα κατσαρά μαλλιά σου
(Yaşa, Nitsa’m, bre yaşa
Kıvırcık saçlarınla)

από μπροστά μου σαν περνάς
σαν γιασεμί μοσχοβολάς
(Önümden her geçtiğinde
Yasemin kokuyorsun)

αχ, με μεθούν οι μυρωδιές σου
και αυτές οι τσαχπινιές σου
(Ah, bırak kokunu içime çekeyim
Ve o şımarıklığını)

Behire Kamer’e sorar:

E sen neden… şeye… düştün bakayım?

Kamer anlatmaya devam eder:

Neden olacak? Açlık, yokluk. Açlık yokluk diyince kısaymış gibi ama aslında çok uzun bir hikâye benimkisi. Ta köydeki annemden, babamdan başlar. Ben ne Behire Abla gibi yüksek modadan anlarım ne Latife Hanım gibi okuma bilirim. Ben bu fakir işini köyde anacım ve teyzelerimle halı dokurken; giyecek, yorgan dikerken öğrendim. Babam il il gezer, tarlalarda çalışır, eve ekmek getirirdi. Pek de az gelirdi eve. Aylar sonra bir gün yine geldi. Tüm ev çok mutlu olduk tabii, yiyecek yemeğimiz, yakacak odunumuz gelmişti. Babam da mutluydu mutlu olmasına ama suratıma bakmadı bir türlü. O gece tüm kardeşlerim uyurken annem beni uyandırdı gizlice. “Evleneceksin.” dedi. “Ben de böyle evlendim. Hiç görmeden babanı. Şimdi hiç suratını asma, kocanı güler yüzle karşıla.”

Köyde bir erkekle göz göze gelmek bile zordur. Ayıptır öyle kafan yukarıda dolanmazsın. Küçücükken, daha erkeklerle oyun oynamaktan başka ne yapılacağını bilmezken yollandım İzmir’e kadar. “E, İzmir’e geldin, zengin bir talibe everdiler seni.” derseniz, hiç demeyin. Adam yaşlı bir marangozdu. Gözleri beni zor görürken nasıl ahşap oyacak? Hoş o oysa bile ecnebiler üç kuruşa yüz masa satarken kim marangoza iş verir? Ben kocamla zar zor geçinirken Cihan Harbi’yle iyice çulsuz kaldık. Açlıktan ölmemek için gizli gizli bir şeyler dikip satmaya başladım. Gizli tabii, kocam para kazandığımı duysa en iyi ihtimalle bir sopayla kurtarırdım paçayı. Seferberlik ilan edildiğinde yaşlı diye almadılar tabii ama son ilanlarda herkesi çağırdıklarında, sonunda kurtuldum bizimkinden. Saklanmadan paramı kazanıyordum tabii ama harp zamanı kim ne yapsın dikişi nakışı? Her şeyimi, evimi de sattığımda artık dikiş yapmanın beni kurtarmayacağını anladım. Bir genelev vardı, kıyafetler diktim uzun bir süre. Oradaki kadınlar beni severdi. Başta oraya sığındım, gece yatacak yer için. Sonraları açıkta kalmamak için tek yolun çalışmak olduğunu anladım ve böyle başladım bu işe de tabii.

  1. Katılımcılar: Aysu Yumuşak (dansçı), Berfin Atar (müzisyen), Berfu Candar (dansçı), Bengisu Terzi (dansçı), Beyzanur İyitütüncü (dansçı), Cansel Kademli (tiyatrocu), Dilan Barışan (dansçı), Dilruba Akdağ (müzisyen), Elif Dilber (müzisyen), Emine Yalçın (müzisyen), Ezgi Karadayı (müzisyen), Melek Yılmaz (dansçı), Nursena İyitütüncü (dansçı), Öyküm Ural (müzisyen), Pınar Bektaş (tiyatrocu), Sena Genç (dansçı), Zeynep Nur Demirağ (tiyatrocu).
  2. Hazal Aydın, Maral Çankaya, “Feminist Tiyatro Atölyesi (2019) Çalışma Raporu”, bü’de kadın gündemi (37), 2019, s. 138.
  3. BÜFK’ün 2020 yılı prodüksiyonunun kurgusu, kulüpte 2019 yaz döneminde başlanılan İzmir alan araştırması doğrultusunda İzmir’in 1908 yılından 1922 yılında çıkan büyük yangına kadar olan dönemini, iki Rum kız kardeşin işlettiği bir müzikholün sakinleri ve müzikholün yıllar boyu geçirdiği dönüşümler üzerinden anlatıyordu. 2020 Bahar döneminde başlayan salgın sebebiyle prodüksiyon Sandığımdan Hikâyeler ismiyle bir video serisi olarak kulübün YouTube kanalı üzerinden yaygınlaştırıldı.
  4. Kurgunun vurgu noktaları daha önce Banu Açıkdeniz, Beril Sarıaltun, Duygu Dalyanoğlu ve Maral Çankaya’nın bir araya geldiği iki toplantıda oluşturulmuştur. Bu toplantılarda kurgunun kültürel çoğulcu bir perspektifle oluşturulmasına, farklı sınıftan ve yaştan kadınların hikayelerine kurguda yer verilmesine dikkat edildi. Masabaşı çalışmaları esnasında hangi kitapların okunabileceğine ve hangi görsel materyallerin kullanılabileceğine dair bir havuz oluşturuldu. Atölye grubu ile buluşmanın ardından, gelen öneriler ile birlikte kurgunun son hâli verildi.
  5. Bu araştırmanın temel kaynağı için bkz. Yavuz Selim Karakışla, Kadınları Çalıştırma Cemiyeti 1916-1923, İletişim Yayıncılık, 2015.
  6. İrfan Orga, Bir Türk Ailesinin Öyküsü, Everest Yayınları, 2016.
  7. Eren Akçiçek, Nihal Kadıoğlu Çevik, Muvaffak Duranlı, Pınar Dönmez Fedakâr, Semih Ötleş, Ahmet Uhri (ed.), İzmir’in Lezzet Öyküsü, TC Kültür Bakanlığı, 2018.
  8. Deniz Alphan, Dina’nın Mutfağı, Boyut Yayın Grubu, 2012.
  9. Imaginary Feasts (2017), yönetmen: Anna Georget, yapımcı: Valérie Salvy.
  10. Kaybolan Bir Dil, Kaybolan Bir Mutfak (2017), yönetmen: Deniz Alphan, senarist: Deniz Alphan.
  11. İzmir Deniz Çocukları (2007), yönetmen: Raşel Meseri, Nihan Şengül, Papalina Film.
  12. “Şarkılarını Büyükanneleri Gibi Söyleyenlere”, 3 Mart 2012, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. <https://bianet.org/biamag/sanat/136639-sarkilarini-buyukanneleri-gibi-soyleyenlere> “Dünyayı Gezen Bir Ladino Rakı Şarkısı: La Vida Por El Raki”, 5 Şubat 2929 tarihinde erişilmiştir. <http://kesfetmek.com/dunyayi-gezen-bir-ladino-raki-sarkisi/> “Musevi (Sefarad) Mutfağı”, 29 Haziran 2017, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.avlaremoz.com/2017/06/29/musevi-sefarad-mutfagi/ Nedim Atilla, “Sefarad Mutfağı”. 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. <https://www.izmirdergisi.com/tr/izmir-mutfagi/114-sefarad-mutfagi> “Türk-Sefarad Mutfağı”, Osmanlı-Türk Sefarad Kültürü Araştırma Merkezi. 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. <https://sephardiccenter.wordpress.com/turk-sefarad-mutfagi/> Nilay Örnek, “Yemek sadece yemek değildir!”, 1 Şubat 2018, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. <https://t24.com.tr/k24/yazi/yemek-sadece-yemek-degildir,1576> “İMC TV’de Sefarad mutfağı sohbeti”, 30 Nisan 2016, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. <https://www.avlaremoz.com/2016/04/30/imc-tvde-sefarad-mutfagi-sohbeti/> “Yahudi’nin bir günü!”, 16 Kasım 2017, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir.https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2017/11/16/yahudinin-bir-gunu/
  13. Richard Kalinoski, Aydaki Canavar, bgst Yayınları, 2015.
  14. Anthony Slide (ed.), Aurora, Aras Yayıncılık, 2017.
  15. Thomas Korovinis, Fahişe Çika, İstos Yayınları, 2012.
  16. Brides (2004), yönetmen: Pantelis Voulgaris, senarist: Ioanna Karystiani.
  17. Fatma Aliye, Udi-Kadınların Hafızası, Turkuvaz Kitap, 2019.
  18. Rita Ender, Madam Amati, Aras Yayıncılık, 2019.
  19. Rembetiko (1983), yönetmen: Costas Ferris, senarist: Costas Ferris, Soturia Leonardou.
  20. Zeynep Kutluata’nın ilgili içerikleri için bkz. Zeynep Kutluata, “Savaş Döneminde Kadınların Vatandaşlık Deneyimi: Birinci Dünya Savaşı’nda Kadınların Yazdıkları Arzuhaller”, Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları’nda Birinci Dünya Savaşı, Tarih Vakfı, İstanbul, 6 Mart. Ayrıca bkz. “Masum ve Bigünâh Mahdumum…: Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeni Kadınların Yazdıkları Arzuhaller” Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar. Sayı: 25.
  21. Anlatı “anlaşılırlık” kriterine sahip olmalıdır. Anlatının gereksiz ayrıntılara, yan hikâyeye sahip olup olmadığı kontrol edilir. Anlatının “amacı” olmalıdır ve bu amaç anlaşılmalıdır. Birden çok amaç varsa ve bu amaçlar anlaşılmıyorsa, anlatıcı ekonomik davranması konusunda uyarılmalıdır. Anlatıcının amaca uygun bir üslup kullanıp kullanmadığı kontrol edilmelidir. Üslup ile dramaturjinin uygunluğu gözetilmelidir. Anlatıda amaca hizmet etmeyen bölümler olup olmadığı kontrol edilir.
  22. Yazı içerisinde anlatının kısa versiyonu bulunmaktadır. Detaylar için Ek-1’e bakınız.
  23. Timur Selçuk – ”Halet Rezaki’nin şarkısı”, 14 Nisan 2012, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=lrBOEpXJhF8
  24. “Η ΝΙΤΣΑ”- 1934 – Ρίτα Αμπατζή, 16 Şubat 2019, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. < https://www.youtube.com/watch?v=uozOD8WkzmE>
  25. “ΘΑΛΑΣΣΑ”- ΚΩΝΣΤΑΝΤΙΝΟΥΠΟΛΗ 1911-ΛΕΥΤΕΡΗΣ ΜΕΝΕΜΕΝΛΗΣ, 23 Aralık 2012, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=ad6EZh5VAo0
  26. 1492 yılında İspanya’dan göç eden Sefarad Yahudileri’nin kendine özgü yaşam ve mimari anlayışları ile şekillenen yapılardır. Kendi dilleri Ladino ve Judeo İspayo da Kortijo yani avlu anlamına gelen bu yapıların kimi örneklerine İzmir’in Anafartalar Caddesi’nin Tilkilik tarafında kalan bölümünde rastlamak mümkündür. 1950’li yıllara dek canlı bir yaşam alanı sunan bu mekânların, yoksul İzmirli Yahudilerin İsrail’e göç etmesiyle önemini kaybettiği görülmektedir. Günümüzde çoğu yıkılmak üzere olan Aile Evleri, kentin en yoksul kesimlerini barındırmaktadır.
  27. Mektup gelinleri, mektup yoluyla izdivaç yaparak Amerika’ya giden/gönderilen kadınlardır.
  28. Stamatis Spanoudakis – ”Waltz for the first class”(Album Brides), 27 Ekim 2011, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=AgaHvMqdj68
  29. Stamatis Spanoudakis – ”Absences”, 4 Kasım 2012, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=6QfXgAhL9eQ
  30. Stamatis Spanoudakis – ”Nifes”(OST), 26 Ocak 2012, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=iC6Igi5uL4Q
  31. “Wedding Dance”, 23 Ekim 2015, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=taSpn8Q7tWI
  32. Stamatis Spanoudakis&Irontina – ”Faces”, 14 Şubat 2018, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=x8TiTwv5t14
  33. Μη με στέλνεις μάνα στην Αμερική – Ρίτα Αμπατζή 1935 Σέμσης «Σαλονικιός”, 4 Mart 2012, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=EWYu1rZwoR4&feature=youtu.be
  34. “Stin Amfiali”, 8 Kasım 2014, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=JegzykWDL3Y
  35. “Η Σεράχ” – Μαρίκα Νίνου, 20 Haziran 2012, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=ybAKgyDu2cs
  36. Rembetiko Soundtrack TO DIHTY, 30 Ekim 2010, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=9vIl-XB9GTY
  37. “Had Gadia En Ladino” Pesah Bayramı’nın sonunda söylenen, Yahudilerintarihine dair sembolik anlamlar içeren bir ilahidir. “Had Gadia En Ladino”, 28 Mart 2010, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=fluCEV4EUcc&t=94s
  38. Μη με στέλνεις μάνα στην Αμερική – Ρίτα Αμπατζή 1935 Σέμσης, «Σαλονικιός”, 4 Mart 2012, 5 Şubat 2020 tarihinde erişilmiştir. https://www.youtube.com/watch?v=EWYu1rZwoR4&feature=youtu.be
  39. Doğaçlama çalışmaları itibarıyla yazının geri kalanındaki sahneler şu şekilde adlandırılacaktır: İş, Yemek Hayali, Şevkiye Hanım’ın Hayali, Rita’nın Hayali, Müzisyen’in Hayali ve Arzuhal.
  40. Ritmin temel unsurlarından olan aksan/vurgu tekrar eden döngüler arasındaki farktır. Aksan oluşturmanın birçok farklı yolu olabilir. Örneğin, tekrar eden dört vuruştan birini boş bırakmak yani “es vermek” bir vurgu yaratır; benzer bir şekilde, tekrar eden dört vuruştan birini daha yüksek desibelle icra etmek de bir aksan örneğidir. Temelde müzikal olarak açıkladığımız bu kavram sahne sanatlarının tümünde kullanılmaktadır. Sahne üzerinde herhangi bir biçimde (dans, vokal, vb.) tekrar eden döngüler arasında yaratılan bir vurgu bunun bir örneği olabilir.
  41. Burada Ömer F. Kurhan’ın “Kolektif Oyunlaştırmaya Giriş» adlı makalesinde vurguladığı dramaturjik değer analizi kriterlerinden bahsediliyor. Bu makaleye göre, bir dram yapıtındaki bir eylemin dramaturjik değer analizi yapılırken dört kriter üzerinden ilerlenir. Bilimsellik kriteri, karakterin eyleminin bulunduğu koşullar içinde mantıksal ve bilimsel tutarlılık olup olmadığına bakar. Etik kriteri, eylemin sonuçları itibarıyla ahlaki olup olmadığı ile ilgilenir. Politik değer analizi ise karakterin eylemini gerçekleştirirken oyundaki diğer eyleyiciler ile arasındaki iktidar ilişkisine odaklanır. Estetik kriteri ise bilimsel, etik ve politik olarak analiz edilmiş eylemin dram yapıtının alımlayıcısı açısından itici mi yoksa cazip olarak mı temsil edilmesi gerektiğini inceler. Makalenin bütünü için bkz. Ömer F. Kurhan, “Kolektif Oyunlaştırmaya Giriş”, Mimesis Tiyatro Çeviri/Araştırma Dergisi (13), Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2007.
  42. Suriye’nin İdlib ilinde 27 Şubat 2020 tarihinde Suriye Silahlı Kuvvetleri, Türkiye’den Suriye İç Savaşı’na gönderilen Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı tabura bir hava saldırısı düzenlemiştir. Akabinde Türkiye, İdlib’de Suriye ordusu mevzilerine misilleme atışları düzenlediğini açıklamıştır. Türkiye’nin Suriye’de devam eden savaş politikalarıyla beraber bu süreçte internet erişimini kısıtlama gibi birçok sansür mekanizması devreye girdi. AKP, MHP ve CHP gibi partiler TSK’ye yapılan saldırıya dair kınama amaçlı ortak bir bildiri yayımlarken birçok kurum ve sivil toplum örgütü barış talebine yönelik açıklamalarda bulundu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir