J.K. Rowling Kendi Yarattığı Dünyaya Nasıl İhanet Etti?

Gabrielle Bellot

Çev.: Yağmur Gönenç

Bu yazının orijinali Literary Hub sitesinde yayımlanmıştır.[1]

Zaman içinde tanınmış kişiler trans kadınların “gerçek kadın” olmadıklarını söylediğinde kadınlığımı savunmak zorunda kalmaya alıştım. Bazen sessizce arkama yaslanmak ve bana en iyi ihtimalle “beyefendi” diye seslenecek, en kötü ihtimalleyse ötenazi yapılması gereken bir tecavüzcü olarak görecek insanlarla uzun tartışmalara girmenin stresini atlatmak istiyorum. Tartışma tüm trans kadınların, kadınların giyinme odasına sızmak ve alçakça şeyler yapmak isteyen erkekler olduğunu iddia ederek devam eder. Kimliğin hakkında tartışmak hem duygusal açıdan hem de ruhen oldukça yorucu; bazen yalnızca sosyal medyayı kapatıp yürüyüş yapmak ya da destek almak için sevdiğin birine sarılmak, en azından bir süreliğine kimsenin seni ucube, sapık ya da bu dünyaya ait olmayan menfur bir şey olmakla suçlamadığı kendi güvenli limanına çekilmek istiyorsun.

Diğer zamanlardaysa vahşi çığlığımı tüm dünyaya duyurmak istiyorum. Hayır, defol git, beni küçük düşürmene izin vermeyeceğim. Ben buyum, bu benim benlik hissimin temelini oluşturuyor ve böyle olmayı ben seçmedim, bana bu kadar acı ve kayıp getirecek bir şeyi asla taklit etmezdim diye bağırmak istiyorum. Trans olarak açıldığımda ne çok şeyden vazgeçtiğimi haykırmak istiyorum -eski vatanımı, ailemle herhangi bir iyi ilişki kurma umudumu, eski arkadaşlarımı, basit bir hayat sürme şansımı- ama bunu yapmıyorum, çünkü geçiş süreci benim için saçma bir seçim değil, elzemdi. Açılmak zorundaydım çünkü acı -bir yalanı yaşamanın ahenksiz müziği- çok fazlaydı.

Böyle anlarda ağlamaya başlayana kadar bağırmak istiyorum. Ne de olsa nazik biriyim; insanlara bağırmak benim için kolay değil ve başladığım gibi sık sık kendi öfkem için özür dilemeye başlıyorum. Nefretin nesnesi olsam bile nefret etmekten hoşlanmıyorum, ama bazen öfkemin ateşi benim bile tutamayacağım kadar fazla oluyor ve sadece yıldızlı gece boyunca yanan bir kuyruklu yıldız gibi bağırmak istiyorum.

Bununla birlikte, çoğu zaman bu uçlar arasında bir yerdeyim: Kendi kimliğimin bir kez daha gündelik, kaba tartışmalara konu olduğunu öğrenmek hayal kırıklığına uğratıyor. Üstelik cis veya trans herkesin bir cinsiyet kimliği olmasına rağmen translar bu durumun biraz daha farkında olmak zorunda bırakılıyor, çünkü cinsiyet algımız diğer insanların bize ya da bedenlerimize bakışıyla çatışıyor. Bu daha sessiz yaşadığım hayal kırıklığı anlarında herkesin bunu anlayabilmesini diliyorum ancak bazı ünlü figürlerden başka bir transfobik konuşmanın hemen köşede beklediğini biliyorum.


Bu serideki en son yorum J.K. Rowling’den geliyor, bir zamanlar saygı duyduğum bir yazar. Bu ayın başlarında “menstruasyon geçiren insanlara” -tüm cisgender kadınların menstruasyon geçirmediği, bazı transseksüel erkeklerinse geçirdiği gerçeğine- atıfta bulunan bir makaleyle[2] alay etti. J.K. Rowling, ifadenin basit kapsayıcılığına odaklanmak yerine, bunun biyolojik cinsiyet gerçekliğinin reddi anlamına geldiğini savundu ve bunu yapmanın eşcinsel ilişkilerin meşruiyetini geçersiz kılmak olduğunu ima etti.

“Cinsiyet kavramını ortadan kaldırmak, birçok insanın hayatlarını anlamlı bir şekilde tartışma şansımızı ortadan kaldırıyor,” diye tweet attı. “Cinsiyet gerçek değilse, hemcinsler arası bir çekim yoktur. Eğer cinsiyet gerçek değilse, tüm dünyadaki kadınların yaşanmış gerçekliği silinmiş olur.” J.K. Rowling trans insanların yalnızca kadınlığı ve evlilik eşitliğini silmekle kalmadıklarını; aynı zamanda paylaştığı bir makaleye referansla kadınların alanlarına girerek cisgender lezbiyenleri “terörize” ettiğimizi ve kendimizi kadın olduğumuza inanarak kandırmayı bırakmamız gerektiğini söylüyordu.

Bu olay, J.K. Rowling’in antitrans retorikle ilk teması değildi. Geçen yılın sonlarında, ünlü bir İngiliz transfobik olan Maya Forstater’ı savunduğu için[3] uluslararası çapta dikkat çekti. Bir araştırmacı ve “gender critical” bir feminist olan -transseksüel kimliklerin feminizme dahil edilmesine eleştirel yaklaşan ve çoğu zaman bunu açıkça reddeden bir feminizm biçimi için İngiltere’de popülerleşmiş bir terim- Maya Forstater’ın sözleşmesi, onun antitrans görüşlerini fark eden patronu tarafından yenilenmemişti. İş arkadaşları onun transfobisinin, özellikle onları ait hissettikleri cinsiyet kimlikleriyle tanımak yerine doğumda atandıkları cinsiyet ile tanımlaması nedeniyle düşmanca bir ortam yarattığından şikâyet etmişlerdi. Maya Forstater çalıştığı düşünce kuruluşuna dava açtı ancak bir yargıç “davacının iddiasının insan onuruna ve başkalarının temel haklarına aykırı” olduğuna karar verdiğinde davayı kaybetti.

Karar J.K. Rowling’in öfkeli bir tweet atmasına sebep oldu. “İstediğin gibi giyin.” diye yazdı. “Kendinizi nasıl isterseniz öyle çağırın. Size rıza gösteren herhangi bir yetişkinle sevişin. Huzurla ve güven içinde hayatınızı yaşayın. Ama kadınları cinsiyetin gerçek olduğunu belirttikleri için işlerinden çıkmaya zorlamak mı? #IStandWithMaya [#MayanınYanındayım] #ThisIsNotADrill [#BuBirTatbikatDeğil].”

Bu bir tokat gibi çarptı. Yıllarca, her türlü insanın birlikte yaşayabileceği ve kabul edilebileceği bir dünya yaratan Harry Potter serisini sevmiştim ve şimdi öğrenmiştim ki benim gibi insanlar gerçekten o güzel alemin bir parçası değildi.

J.K. Rowling’in gender critical feminizmle daha önceki temaslarını affetmiştim. 2017 ve 2018’de, trans kadınları sadece “elbiseli erkekler” olarak etiketleyen bir tweet dahil olmak üzere çeşitli transfobik gönderileri ve tweet’leri “beğenmişti”. J.K. Rowling’in hümanist Harry Potter kitaplarını o kadar çok seviyordum ki bunları garip, hatta yanlış anlaşılmış davranışlar olarak bir kenara atmaya hazırdım; tabii ki parmağı yanlışlıkla “beğen” butonuna çarpmıştı. 2019 yılında Maya Forstater’ı savunması nihayet kesin olarak trans insanlardan yana olmadığını gösterdi.

Bazıları için J.K. Rowling’in tweet’leri sönük gibi görünebilir. Ancak satır aralarını okursanız patronluk taslayan bir dille, trans insanlar olarak dilediğimiz kıyafetleri giyebileceğimizi ve istediğimiz dili kullanabileceğimizi söylediğini fark edebilirsiniz. Gerçekte de J.K. Rowling gibi insanların sadece kibarca tahammül ettikleri bir yanılgıyı yaşıyoruz.

Maya Forstater’ın görüşleri “cinsiyetin gerçek olduğunu belirtmenin” çok ötesine geçti. Maya Forstater transların kimliğini reddetti, en iyi ihtimalle sizi hedef göstererek acı çekmenize sebep olan, en kötü ihtimalle de şiddete yol açan bir pratik. 2018’de Maya Forstater, bazı trans bireylerin kozmetik cerrahi geçirdiğini ilan ederek daha da ileri gitti. “Ancak birçoğu genital organlarını korur. Herkesin eşitliği ve güvenliği korunmalıdır ancak erkeklerin kadınların soyunma odalarına, yurtlara, hapishanelere, spor takımlarına girmesine izin verilirse bu kadınlar gizlilik, güvenlik ve adaletten mahrum kalırlar.”

Bu ana akım antitrans görüşler, benim gibi insanların belirli alanlara uygun olmadığını ve güvenlik tehdidi yaratacağımızı iddia ediyor. Oysa bir kadın olarak erkeklerin soyunma odasına girersem çok daha büyük bir tehlikeyle karşılaşacağım. Bazen kadınların soyunma odasına girdiğimde gergin hissedebilirim çünkü ben hep gerginim. Ama orası benim ait olduğumu bildiğim yer ve orada olduğum zaman kimse dönüp bana ikinci kez bakmıyor çünkü “geçerliyim” ve orası benim ait olmam gereken -ve ait olduğum- yer gibi görünüyor.

Maya Forstater’ı savunmak ve kapsayıcı ifade biçimlerine saldırmak, belirli alanlarda olmayı hak etmediğimizi söylemek, trans insanları misgender etmeyi[4] ve onlara yapılan ayrımcılığı savunmaktır. J.K. Rowling’in tweet’leri sönük olmaktan çok, Maya Forstater’ın bağnazlığına verdiği desteği sessizce gösteren bir tür Truva atı gibi. Siyah karşıtlığı ve polis şiddetine karşı -çoğu LGBTQ insanlardan oluşan- uluslararası protestoların başladığı bir dönemde odaklanmayı seçtiği konunun bu olması, dünyada yaşananları absürt bir şekilde kavrayamadığını ve translara karşı olan fanatik takıntısını gösteriyor. Bir gruptan veya ötekinden nefret eden insanlar -homofobikler, ırkçılar, transfobikler- genellikle bu gruplara olan takıntılarını bırakamıyor gibi gözüküyor. Bizi aşağılamadıkları sürece hayatlarına devam edemiyor, kızgın bir ay gibi yörüngemizde dönüp duruyorlar.

Aralık ayındaki tweet‘inin ardından bazı muhafazakârlar, liberallerin J.K. Rowling’e saldırarak onu “ifşa ettiklerini”[5] sevinçle ilan ettiler. Ancak gerçek daha kasvetli. Aslında “ifşa edilenler” J.K. Rowling’in -benim gibi- transseksüel hayranlarıydı, çünkü uzun zamandır saygı duyduğumuz yazar nihayet bizden pek de hazzetmediğini gösterdi.

*

Bir öğleden sonra annem Londra gezisinden döndükten sonra elime bir roman koydu. Üstünde Harry Potter ve Felsefe Taşı[6]yazıyordu. Kapağın üzerinde, tepesinden havaya yıldızlarla dolu bir duman bulutu üfleyen biber sosu kırmızısı büyük bir lokomotifin önünde duran şaşkın, gözlüklü bir çocuk vardı. Simya hakkında hâlihazırda biraz okumuş ve böylece bir felsefe taşının ne olduğunu zaten bilen Karayipli inek bir çocuk olarak meraklandım. Çocuğun yüzündeki şaşkın ifadeyi ve bu yıldızlı trenin macera vaadini beğendim. İkisi de bir yolculuk sunuyordu ve belki de bir dağın sessiz kenarında yaşayan tek çocuk olarak yalnızdım ve yalnızlığımın mavi kalesinden kaçma vaadinde bulunan kitaplar beni heyecanlandırdığı için bunları okumayı çok sevdim.

Sonunda kitabın kapağını açtığımda kendimi bağlanmış buldum. Kitabın -nihayetinde- tanımadığınız bir dünyada birisinin yönünü bulmakla ilgili olmasını sevdim. Hemen annemden bir sonraki kitabı istedim, üçüncünün zaten çıkmış olduğunu bilmiyordum bile. Dördüncü kitap çıktığında bir gezi için ailemle birlikte Barbados’taydım. Büyük bir kitapçıdan kitabı aldıktan sonra gecenin derinliklerine kadar bir fanatiğin ateşi ile okudum. Altıncı ve yedinci kitabın yayımlanması arasında geçen zamanda, özellikle akşam yemeği yerken dirseğimle kitabı açık tutarak dördüncü, beşinci ve altıncı kitapları -ama en çok Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nı- tekrar tekrar okudum. Ana seriyi tamamlayan küçük kitapları –Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerelerde Bulunurlar[7]ve Çağlar Boyu Quidditch’i[8]-yalayıp yuttum. Hogwarts çetesinin Youtube’daki rap parodilerini, Puff[9] [Üfleme] müzikalinive A Very Potter Musical’ı [Fazlasıyla Potter Bir Müzikal]izledim. Bir türlü doyamıyordum.

Benim gibi melez bir çocukla sessizce konuşan çarpıcı bir edebi dünyaydı. Cildimin açık kahverengisi, belli belirsiz bir etnik gölgede yaşadığım anlamına geliyordu. Böylece bir ülkede bir şey olarak, başka bir yerde ise bambaşka bir şey olarak görülebiliyordum. (Dominik’te “melez” oldum; insanları katı ırksal kategorilere atamaya çok daha fazla takıntılı olan Amerika’da yabancılar tarafından Siyah veya Hispanik olarak adlandırıldım.) Bu nedenle, Hermione’nin hissettiği acıların bir kısmını anladım. Draco Malfoy gibi “safkanlar”[10], bir ya da daha fazla Muggle[11] ebeveynden doğan büyü yetisine sahip insanlara söylenen ve büyücü dünyasında aşağılayıcı, ırkçı bir terim olan “Bulanık”[12] kelimesini kullanarak Hermione’ye saldırdı. Kitaplar bu tür üstünlükçü söylemleri açıkça reddetti, bu da birinin büyülü soyağacının veya ebeveyninin nihayetinde bir kişinin cadı veya büyücü olarak ne kadar güçlü veya yetenekli olacağı hakkında hiçbir şey söylemediğini gösterdi. Hermione, son kitapta bu çirkin terimi yeniden anlamlandırmaya çalışacak kadar ilerledi ve kendini “Bulanığım ve bundan gurur duyuyorum!” diyerek savundu.

Ve kitaplar, o zamanlar benlik hissine sahip olmanın ne anlama geldiğini tam olarak anlamayan genç bir trans kız olarak bana özel, açık yürekli bir kaçış sunuyor gibiydi -yanlış biri gibi hisseden bir çocuk olarak umutsuzca bir sabah uyanmak ve bir kız olduğumu bulmak istedim- çünkü bu kadar büyülü bir dünyada benim gibi birinin göze batmayacağını hissettim. Gerçek hayatta küçük bir adada klostrofobik bir tuzağa düştüğümü hissettiysem, insanların sorunsuz bir şekilde görünüşlerini veya bedenlerinin şeklini değiştirebilecekleri bir dünya, benim de ait olabileceğim bir yere bir bilet sunuyor gibi görünüyordu. Kitaplarda açıkça trans bir karakter görmek benim için çok daha fazla şey ifade ederdi ama aynı zamanda bu büyücü dünyasında daha az şok edici, daha sessiz ve sıradan sihir parçalarından biri olacağımı biliyordum.

Serinin sona ermesinden sonraki yıllarda kitapların kuirliği desteklediğini hissetmek daha da kolaylaştı, çünkü J.K. Rowling Harry Potter dünyası hakkında yeni, merak uyandıran şeyler açıklamaya devam etti. Örneğin 2007’de J.K. Rowling, Hogwarts’ın ikonik müdürü Albus Dumbledore’un “eşcinsel” olduğunu ilan etti. Bazı hayranlar, bunun romanlarda açıkça gösterilmediğine -anlaşılır bir biçimde- üzülse de bu açıklama J.K. Rowling’in LGBTQ hayranlarına verdiği desteğin güçlü bir kanıtı gibi hissettirdi.

Bu, 2016’da J.K. Rowling dolunay sırasında bir kurda dönüşmekten muzdarip önemli bir karakter olan Remus Lupin’in aslında kuir bir sembol olduğunu iddia ettiği zaman yoğunlaştı. Pottermore’da[13] yer alan Hogwarts of Heroism, Hardship and Dangerous Hobbies’deki [Kahramanlığın, Zorluğun ve Tehlikeli Hobilerin Hogwarts’ı] kısa hikayelerde “Lupin’in likantropisi[14] HIV ve AIDS gibi damgalama taşıyan hastalıklar için bir metafordu.” diyordu. Gerçekte kitaplarda kuirsembolizmi susturulsa bile, kitaplarda benim gibi birine yer olduğunu giderek daha çok hissettim.

Son kitaptan –Harry Potter ve Ölüm Yadigarları[15]– birkaç yıl sonra ben de açıldım. Yirmi yıldır acı içinde yaşıyordum, hem herhangi bir cinsiyetten insanlara ilgi duyduğumu hem de derinden insanların beni bir kız olarak görmelerini, kabul etmelerini istediğimi biliyordum. Ancak Dominik, eşcinsellerin günahkârlığıyla ilgili Evanjelik Hıristiyan öğretilerinin, aynı sıradanlıkla başbakanımızın yanı sıra radyo vaizlerinden de geldiği bir dünyaydı. Korkmuştum; kutsal olmayan arzularımı ortaya çıkarırsam başıma ne geleceğini bilmiyordum. En kötü anımda, Florida’da yüksek lisans yaptığım okulda neredeyse zehir içiyordum, istediğim kuir kadın olarak yaşayamazsam hiç yaşayamayacağımı düşünüyordum çünkü acı çok ağırdı.

Sonunda -kendimi öldürmek yerine- eve dönme şansımı kaybedeceğimi bilerek açıldım. Eve dönüp uyum sağlayamayacağım, klostrofobik bir yalanı yaşamak yerine Amerika’da kalmayı ve kendim olmayı seçtim. Neyi kaybettiğimi fark etmek o kadar çok canımı yaktı ki -ama nihayet gerçeğimi yaşamaya çalışabileceğimin getirdiği baş döndüren sevinç acıdan bile daha büyüktü. Tıpkı Lupin’in kendisini olduğu gibi kabul eden sihirbazları bulduğu zaman özgürleştiğini hissetmesi gibi kendimi ilk kez özgür ve görünür hissettim.

*

J.K. Rowling’in tweet’leri, felsefesi hakkında şaşırtıcı değilse bile, üzücü bir şey ortaya koyuyor: Empatisinin -yani serisinde sergilediği empatinin- sınırları var. Harry Potter’da basit, üstünlükçü, insanlık dışı ideolojilerin kabulü ve reddi hakkında ilettiği mesajlar, J.K. Rowling’in şimdi İngiltere’de ve dünyada en savunmasız azınlık gruplarından birine karşı sosyal medyada sunduğu mesajlardan uzak görünüyor.

Elbette J.K. Rowling, serisi değil. Barthes’in ünlü -veya kötü şöhretli- sözüne, “yazarın öldüğüne” tam olarak ikna olamayabilirim, yani bir sanat eserini arkasındaki sanatçıya başvurmadan değerlendirmemiz gerektiğine; fakat kişisel görüşlerinin Harry Potter evrenindeki düşüncelerle aynı olmadığını biliyorum. Ancak sevgili sanatçılarımız bizi hayal kırıklığına uğrattığında eserlerini bir zamanlar gördüğümüz gibi görmek zorlaşıyor. Korkarım ki serinin sihrinin bir kısmı benim için soldu.

Ama aynı zamanda, romanlarda hâlâ güzel, olumlu bir güç olduğunu biliyorum. Harry Potter ve Ateş Kadehi’nde[16] “Ben neysem oyum ve bundan utanmıyorum.” diyor serinin en sevilen karakterlerinden Hagrid. “Hiçbir zaman utanma.” derdi babam bana, “Bazıları bunu sana karşı kullanacaktır, ama onları kafana takmana değmez.”

Sonunda, bu sözleri yazan J.K. Rowling’in bir gün onları gerçekten duymayı seçeceğini umarak bu duygulara tutunmayı seçiyorum.


[1] Metnin İngilizce orijinali için bkz. Gabrielle Bellot “How JK Rowling Betrayed the World She Created”, 10 Haziran 2020, 25 Haziran 2020 tarihinde erişilmiştir. <https://lithub.com/how-jk-rowling-betrayed-the-world-she-created/> Yazarın izniyle çevrilmiştir. Vurgular orijinal metne aittir. (ç.n.)

[2] İlgili yazı için bkz. Doha Madani “J.K. Rowling accused of transphobia after mocking ‘people who menstruate’”,Haziran 2020, 26 Haziran 2020 tarihinde erişilmiştir. <https://www.nbcnews.com/pop-culture/pop-culture-news/j-k-rowling-accused-transphobia-after-mocking-people-who-menstruate-n1227071>

[3] İlgili yazı için bkz. Katelyn Burns “J.K. Rowling’s transphobia is a product of British culture”, Aralık 2019, 26 Haziran 2020 tarihinde erişilmiştir. <https://www.vox.com/identities/2019/12/19/21029874/jk-rowling-transgender-tweet-terf>

[4] Metinde geçen “Misgendering”, birisine (özellikle translara) atıfta bulunurken veya birisiyle konuşurken yanlış zamirleri veya cinsiyetle alakalı diğer kelimeleri yanlış kullanmak anlamına gelmektedir. (ç.n.)

[5] Orijinal metinde kullanılan “cancelling”, iptal etmek anlamına gelse de daha çok ifşa etmek anlamında kullanılıyor. Bu yüzden çeviride bunu “ifşa etmek” olarak çevirmeyi tercih ettik. (ç.n.)

[6] J.K. Rowling, Harry Potter ve Felsefe Taşı, Ülkü Tamer (çev.), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2016.

[7] J.K. Rowling, Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerelerde Bulunurlar, Gül Sarıoğlu (çev.), Sevin Okyay (çev.), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2018.

[8] J.K. Rowling, Çağlar Boyu Quidditch, Gül Sarıoğlu (çev.), Sevin Okyay (çev.), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2018.

[9] Harry Potter evrenindeki binalardan Hufflepuff’a gönderme yapan bir isim. (ç.n.)

[10] Harry Potter evreninde soyağaçlarında büyü gücü olmayan hiç kimsenin bulunmadığı insanlar için kullanılan bir terim. (ç.n.)

[11] Harry Potter evreninde büyü gücünden yoksun insanlar için kullanılan bir terim. (ç.n.)

[12] Harry Potter evreninde “mudblood” olarak geçen, bir ya da daha fazla muggle ebeveyne sahip insanları aşağılamak veya küçümsemek için kullanılan terim.  (ç.n.)

[13] 2012 yılında J.K. Rowling tarafından hayranlar için kurulan bir internet sitesi (ç.n.)

[14] Likantropi terimi psikiyatride, kişinin kurt adam olduğuna ilişkin sanrısını adlandırmak için kullanılır. Ancak Harry Potter evreninde Remus Lupin gerçekten de kurt adama dönüşmektedir. (ç.n.)

[15]J.K. Rowling, Harry Potter ve Ölüm Yadigarları, Sevin Okyay (çev.), Kutlukhan Kutlu (çev.), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2007.

[16]   J.K. Rowling, Harry Potter ve Ateş Kadehi, Sevin Okyay (çev.), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2000.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir